31

Ara 2009

Nen Var Kuzum

108129-7Hepimiz hayatımızın bir döneminde Türk film izlemişizdir. TV’yle ilk tanışıklığımızda başka şansımız da yoktu zaten. Gece yarısı olduğunda bayrağı direğe çekip sonrasında “Televizyonunuzu kapatmayı unutmayın” yazısından tutun da karıncaların dansına kadar izlerdik.

O zamanlar işin eleştiri kısmına gelememişti kimse. Ne zaman ki kanallar çoğaldı alternatifler oluştu, e biraz da öğrendik ya ille de ukalalık edeceğiz… Başladık Türk filmleri öyledir böyledir demeye. Herkesi bir Batı manyaklığı aldı.

Sonra bilgimizle gururlandık övünç duyduk. Her kim ki “Ben Türk filmi seviyorum izliyorum” derse ona kötü gözle bakıp argo tabiriyle “kıro” demeye başladık.

Türk filmi izlemek kıroluktu, Türkçe şarkı dinlemek kıroluktu, standart giyimin dışında ne giyerseniz giyin kıroluktu… Ve daha birçok şey…

Özetle, kendiniz gibi olduğunuz her daim kıroydunuz…

Açık hava sinemaları vardı. Görücüye gelmiş gibi yan yana yan yana sandalyeler… Çekirdek vazgeçilmezdi.

O dönemlerde bazı çevrelerce sinemaya gitmek bile ayıptı. Özellikle iyi aile kızları sinemaya gitmezdi…

:)))) İyi kızlar cennete kötü kızlar heryere… Çıtır kızlar nereye nereye de giderlerdi bilmem…

Çok tüketen bir toplum olduğumuz için hızla verilenleri tükettik Batı’ya da doyduk. Hatta özenti hallerimiz geçti de Batı bizden her türlü manyaklığı öğrenir hale geldi.

Artık herşeyi biliyorduk en iyi bizdik. Bizden başka herşey yalandı… Adını ÖZGÜRLÜK koyduk, adını MEDENİLEŞME koyduk, adını MODERNLİK koyduk… Kulağa hoş gelen ne kadar farklı terim varsa aldık, önce içini boşalttık sonra hamur gibi yoğurduk ve içini kendi keyfimize kalitemize bilgimize yasalarımıza göre doldurduk.

O’nu öyle bir hale getirdik ki sonrasında kendimiz bile tanıyamadık…

🙂 Neyse bu konu çok uzun… bitmez… Ben yazarım yazmasına da…

İyi ki Türk filmleri var ve iyi ki izlemişim. 🙂 Çok tatlı yaa…

İşte vazgeçilmez repliklerden bazıları;

– Nen var kuzum?

– Hırsız var yakalayın kaçıyor…

– Biri polis çağırsın.

– Bir dakika ceketimi alayım.

– Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da.

– Bana annemi tekrar anlatır mısın babacığım?

– Senin annen bir melekti yavrum.

– Anneciğim, ben bu amcayı çok sevdim. Ona baba diyebilir miyim?

– Neden ağlıyorsun anneciğim? Hayır yavrum ağlamıyorum. Gözüme toz kaçtı.

– Seni sevmiyorum, seninle oyun oynadım, bunu anlamadın mı hala.

– Annen sen doğarken öldü yavrum.

– N’olur gerçeği söyleyin doktor, yaşayacak mıyım?

– O kızla evlenirsen, seni mirasımdan mahrum, evlatlıktan men ederim.

– Hayır siz kovmuyorsunuz, ben vazifemden istifa ediyorum.

– Tanrım, bu resim, bu resim…

– Ben fakir bir gencim, sen ise zengin bir fabrikatörün kızısın.

– Biz ayrı dünyaların insanlarıyız.

– N’ayır n’olamaz Tanrım, göremiyorum… Göremiyorum… Kör oldum.

– Görüyorum… Görüyorum..

– Evlenince pembe panjurlu bir evimiz olacak.

– Aman Allah’ım, ne kadar mesudum.

– Hayır.. Durun.. Kemal suçsuzdur.. Aradığınız suçlu benim.

– Durun siz evlenemezsiniz. Siz kardeşsiniz!

– Bizim bu dünyada yaşamaya hakkımız yok mu be hakim bey abicim. Ha?

– Bu ses.. Bu ses… Olamaz, git… Git buradan…

– Vücuduma sahip olabilirsin ama ruhuma asla.

– Üstlendiğin vazife çok mühim Kemal, bu görevi layıkıyla yapacağından eminim.

– Ben kör bir gencim, hayatımı keman çalarak kazanırım.

– Reca ederim duygularımla oynamayın.

– Sen arkadaşımın aşkısın.

– Sizi ebediyete kadar bekleyeceğim.

– Lütfen haddinizi biliniz.

– Metanetinizi muhafaza ediniz. Tanrıdan ümit kesilmez.

– Tanrım, ne kadar bedbahtım.

– Bana yıllar önce çılgıncasına sevdiğim bir kadını hatırlattınız.

– Babanın kanını yerde koma oğul.

– İşte bana yazmış olduğun aşk dolu mektuplar. Meğer hepsi yalanmış. Al bunları.

– Hayır Tamer… Olaylar sandığın gibi değil.

– Fakirsin sen… Fakir, fakir…

– Beni paranla satın alabileceğini mi sandın?

– Bu resimdeki amca kim anne?

– Sen kaç yiğidim, ben onları oyalarım.

– Hayır.. Hayır.. Tertemiz hislerimle oynadın benim.

– Biliyordum.. Ölmediğini biliyordum Rıfat.

– Oh ne saadet.

– Yaa Justinyanus, işte buna Osmanlı tokadı derler.

– Yettim yiğidim.

– Saadet dolu yuvamıza kara bir gölge düşürdün.

– Bizim gibi insanlar şerefleri için yaşarlar, namusları için ölürler. Ama sen bunu anlayamazsın.

– Çocuğumun ameliyat parası için yaptım her şeyi.

– Ağlamak istiyorum.

– Demek ikimizde aynı kadını sevdik.

– Olmadı Neriman, yapamadım.. Seni unutamadım.

– Ben sırtımda taş taşır, yine seni okuturum yavrum.

– Söyleyemedim anne, babamın simitçi olduğunu yine söyleyemedim.

– Son nefesimde her şeyi itiraf etmek istiyorum. Katil benim.

– Demek aşkımız bir yalandı.

– Parayla saadet olmaz evladım, bunu sakın unutma.

-Tanrım neden, neden ben!

– Mmmm baldan tatlı birgün ben de kendi paramla alacağım.

🙂 İyi bayramlar…

Bir cevap yazın