ANTİDEPRESANKonuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Aydın Sevinç… İyi ki var dediğim dostlardan. Yazıları keyifle okunası türden. Çizgisini hiç bozmamış antidepresan bir dost.

* Aydın Sevinç kimdir?

Aydın Sevinç, sizin komşu dairenizdeki bir apartman sakini işte. Bu binanın ilk oturanlarından. Sakın ikametgah ilmuhaberi falan istemeyin yalnız benden. Acayip sıkılırım o işlerden. Taşınma tarihim ana sayfamda yazıyor. Neredeyse üç sene olacak. Çok iyi komşuluklar yaşadık burada, bu geçen zaman zarfında. İyi günlerimiz, kötü günlerimiz oldu. Ben de, dairemin hep “aydınlık” ve “sevinç” dolu olmasına gayret ettim. Kah başarabildim, kah başaramadım bunu. Ama tam da hayatın ortasından gelip-geçtim daireme gidip-gelirken. Hiç teğet geçmemeye, kapıdan bacadan girmemeye, sağ gösterip sol vurmamaya çalıştım. Ok gibi dosdoğru oldum. Burada bir şeyleri ispat etme çabasında değil, bir şeyleri ifade etme uğraşı içinde olduğumuzu düşünüyorum. Yani en azından ben böyleyim. Böyle olmaya çalışıyorum. 

* İngilizler çikolatayı neden sevmez?

Hep o İngiliz savcının başının altından çıkıyor bu durum. İngilizler çikolatayı sever sevmesine de, demokrasi beşiğinin yasa koyucuları, İngiliz kadınlara, toplum içinde çikolata yemeyi yasaklamış. Onlar da ne yapmışlar? Yeraltına inmişler. O karanlık ve rutubet kokan anglosakson dehlizlerde, bugün kaç İngiliz kadını çikolata yemekte biliyor musunuz? Kim demiş, İngilizler çikolata sevmez diye? Hele hele de İngiliz kadınları. Kadın ve çikolata, kuru fasulye ile pilav gibidir. Ayrı düşünülemez bir yek diğerinden. Biz erkeklere de kuru ile pilavın yanına acılı biber turşusu olmak düşüyor galiba. 

* Mary adlı kadınlar ülke değiştirmeli mi?

Bence ülke değiştireceklerine isim değiştirseler daha mantıklı olur. Güzelim İtalya, o efsunlu şehirler Floransa, Venedik, Roma bırakılır da, rahat rahat fahişelik yapacağız diye mesela Addis Ababa’ya gidilir mi? Değiştir kardeşim ismini. Boşver, kutsal Bakire Meryem’in ismini taşımayıver. Hem hiç yakışıyor mu, Bakire Meryem’in ismini taşıyıp da sonra Venedik gondollarında önce bekaretini sonra da mütemadiyen vücudunu satmak. Ah canına yandığımın medeni Avrupası, İtalyası ah. Bizim Tarlabaşı, Bent Deresi, Tepecik kadar olamadın ya. Ne diyeyim ben sana? Allah seni davul etsin emi.  

* İnsanları kaderlerine terkedelim de boğulsunlar mı?

Yok önce bir bakalım. O can havliyle olayı kapıp yüzebiliyorlar mı diye. Baktık gibi istikamet mavi derinlik, e o zaman da, eşşek değiliz ya, atarız bir can simidi olayı hallederiz. Sosyal devlet, sosyal devlet olalı böyle sosyalizasyon görmedi değil mi Esma Hanım? Zaten ne geldiyse başımıza yanlış sinyalizasyona sahip sosyalizsyondan gelmedi mi? 

* Vagonların üstünde öpüşenlere ne denir?

“Helal olsun” denir, ne denecek başka? Ha bir de “dikkatli olun” tabi. İki açıdan. Birincisi şayet Fransa’da iseniz sakın ola ki raylara inip öpüşmeye ve sevişmeye devam etmeyiz, zira kanunen yasaktır. İkincisi de tren her an bir tünele girebilir, siz de feci bir iş/aşk/seks kazasına kurban gidebilirsiniz. Siz benim yazılarımı iyi etüd etmişsiniz bunu anlıyorum. Bakın ben bu tren yolunda öpüşmek mevzuunda ne demiştim iki sene önce biliyor musunuz? Tabi biliyorsunuz da, olaya böyle girilir ya o bakımdan yani. Neymiş efendim, Fransa’da rayların üzerinde öpüşmek yasakmış, ne yapsın yani aşk ülkesinin insanları, rayların altına mı girsinler, ya da ne bileyim, vagonların üstüne mi çıksınlar?  

* ‘Bayım’ ya da ‘Hanımefendi’ yerine, ‘öğretmenim’ denilse eğitmenler darılır mı?

Esma Hanım, yazılarımı kalbura çevirmişsiniz, içinden çekip çekip soruyorsunuz Aşkolsun size vallahi. Efendim niye darılsınlar? Öğretmenim kadar güzel bir kelime var mı? Bu durum Amerikalı Louisiana’lıların halt etmesi. Neymiş efendim, öğrenci taifesi öğretmenlerine, kesinlikle bayım ya da hanımefendi diye hitap edeceklermiş. Olmaz hocam ya. Bak bize, otobüste, dolmuşta, sırada, kuyrukta, telefonda, mektupta hep birbirimize hocam diyoruz. Hocam aşağı, hocam yukarı. Spor müsabakalarındaki hakemlerin bile adı hoca. Küfür etmeye gelince i..e hakem ama. 

* Radyoda sabah sekiz akşam sekiz kendi bestecilerinin şarkılarını çalan Fransız’lar şımarık mıdır?

Hayır değildir. Fransa; sol düşüncenin, sosyalizmin, evrenselciliğin en sağlam sosyal ve siyasal altyapılarına sahip, dünyanın başat ülkelerinden biridir. Ama gelin görün ki bir o kadar da Fransız milliyetçisidirler. Dillerine, mutfaklarına, kent dokularına, müzelerine, tarihlerine ve genel olarak kültürlerine taparcasına sahip çıkarlar. Yazımda da belirttiğim üzere Fransız radyolarında belirli bir saat diliminde, belirli bir oranın üstünde yabancı dilde müzik yayını yapmak yasaktır. Tüm yasaklar tartışmalıdır. Tabi ki bu yasak da tartışılabilir. Ama benim şahsi fikrim, Fransızlar pek çok konuda biraz şımarık ve kibirli olabilirler ama bu konuda değildirler. 

* Antidepresan T.A.Ş. hakkındaki görüşlerini alabilir miyim?

Eeee nasıl derler…Perfect, perfect yani… 

* Tabelaya “sahte doktor” yazsak hasta şakacıktan ölür mü?

Vallahi hayatımda bir kere sahte doktor vakasına bulaştım, bunu da burada yazdım, muhtemelen siz de bu soruyu oradan deşip çıkardınız. Sonra yazıma gelen yorumlardan birinde çok enteresan bir tespit vardı, vallahi kendi yazımdan çok o yorum hoşuma gitti sonra. İnanmayanlar gidip bakabilir. Ülkenin gelmiş-geçmiş en meşhur, televizyonlara, Arenalara, şuraya buraya çıkmış sahte doktoruyla bir şekilde irtibat halinde oldum. Kadın Almandı, aman yanlış anlaşılmasın ben o yıllarda tıfıl bir üniversite talebesi, kendisi de altmışlı yaşlarında bir ak saçlı bayandı. Benden, kendisine ud öğretmemi talep etmişti. Birkaç kez evine-muayenehanesinde de gitmişliğim oldu. Bunları hep yazdım yazımda. Ve Allahtan ki Alman bayan jinekologtu yani. Düşünsenize ürolog ya da ne bileyim bevliyeci falan olduğunu. Tamam biliyorum ikisi aynı şeyler değil mi? 

* 300 dolar verip yavaş adımlarla Ordu’ya gidilir mi?

Yahu Esma Hanım, sayende kendi yazdıklarından yazılı olan talebelere döndüm vallahi. Allah iyiliğini versin, ne diyeyim. Bak bu acayip durumu da Kanada’dan getirip koymuştum buraya, zamanın behrinde. Şimdi Siz de benim önüme koyuyorsunuz. Kanada ordusu yürüyüşe geçecek “dağ başını duman almış” marşıyla, denyonun biri de kalkıp ordunun yoluna çıkacak, dörtlüleri yakıp, bir tane bira açıp, içmeye başlayacak. Adamın ciğerini sökerler vallahi diyeceğim de o kadar da değil sadece ver bakalım 300 dolar. Bastır parayı, durdur orduyu. İyi vallahi değil mi?  

* OF girişindeki şehir tabelalarında, nüfus kısmı neden sıfır olarak belirtilmiştir?

Efendim yazdık o kadar. Gerçek Of’lu kalmadığından dolayı. Adamlar TÜİK’e bile posta atabilir, heberin olsun. 

* Otobüste uyuyanları karga tulumba aşağı atmak gerekir mi?

Vallahi elin adamı, okumama sorununu böyle çözmüş. İngiliz yasası diyor ki otobüste uyumak yassahh kardeşim. Ne yaparsan yap ama uyuma. Tabi ne yaparsan yap derken kalkıp fordculuk yap, ona buna laf at, sırsataş ol falan değil. Yani çevreyi seyret, hamile-çocuklu bayanlara ve yaşlılara yer ver, onları görünce gözünü devirip uyuyor numarası yapmaya sakın kalkışma ve mümkünse de kitap-dergi-gazete falan oku. Bence konunun aslı budur Esma Hanımcığım. 

* Son olarak ne söylemek istersin?

Vallahi çok iyi oldu. Sizden röportaj talebi aldığımda, hiç düşünmeden evet dedim ama bu tip sorularla karşılaşacağımı da hiç düşünmemiştim. Gerçi “ben sorularınızı hazırlayıp birkaç gün içinde size göndereceğim” dediğinizde bir şeylerden şüphelenmedim değil ama. Böyle bir mülakat beklemiyordum. Yeniden eski yazılarıma dönüp, önce onlara çalışıp sonra sorularınızı cevaplamak beni mutlu etti. Acayip hoşuma gitti ve keyif aldım. Röportajınız ve yıllanmış yazılarıma göstermiş olduğunuz naif ilginiz için çok teşekkür ederim. Umarım nadide sayfanızın değerli okurları da bu sohbetimizden keyif almıştır.

*****

🙂 Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Aydın Sevinç;  soruları hazırlarken ben de acayip keyif aldım. Okuduğum yazıların hepsi birbirinden güzel. Zarif katılımına teşekkür ediyorum.

Ne iyi ettin de geldin. Sefalar getirdin.

🙂 İyi bayramlar…

One thought on “Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Aydın Sevinç

Bir cevap yazın