Engelli Açılımı

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Salı Mar 30, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, Sağlık

Engelli Açılımı”

Her konuda açılım yapıldığını duyuyoruz. O halde neden “Engelli Açılımı” da olmasın diye düşünerek bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Türkiye’de  engelli insanlar toplu yaşam alanlarında gerekli düzenlemeler yapılmadığı için sokağa dahi çıkmakta zorlanıyor.

Fakat özellikle tekerlekli sandalye bağımlısı engellilerin evlerinden çıkabilmeleri için yapılması gereken değişiklikler gereken ciddiyetle takip edilmiyor. Yasalar çıkıyor, uygulanmıyor. Dolayısı ile engelli ve aileleri başta olmak üzere ilgili tüm vatandaşların haklar ve yapılması gerekenler konusunda bilgisinin olmadığı görülüyor.

Engelli hakları konusunda Medya ve Basın kuruluşları sayesinde geniş kapsamlı bir bilgilendirme yapılabilir.(!)

Engelli kişi hayatını kolaylaştırıcı, onu hayatın içine katacak birçok düzenlemeyi kendi ve yakınlarının kişisel ilişkileri ve gayretleriyle gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu konuda genellikle tek başlarına kalıyor.

Engellinin mevcut haklarını alabilmesi için, hayatı onun için yaşanılır kılacak mücadelesinde yanında konunun uzmanı bir yetkili refakat edebilir(!)

8.5 milyonluk bir kitleye ulaşan engellilerin taleplerinin artık farkına varılmalı.

Güçlü bir sivil örgütlenmeye gidemeyen ve kendi içinde bölünmeler yaşayan engellilerin de bu güne kadar kendilerini tam olarak ifade edememesinde suçu yok mu?

Engelli grupları içinde eğitim seviyesi en yüksek grup görme engelliler. Onlar da bu eğitim seviyesi yüksekliğinin verdiği güçle kendi aralarında ve diğer gruplarla olan ilişkilerinde daha çok politik yönleriyle ortaya çıkıyorlar. Bu bakımdan da birleşme söz konusu olamıyor.

Bu anlamda düşünülen açılım ‘engelliler arasında açılım’ olarak da düşünülmeli(!)

“Neler yapılabilir?” diye düşündüğümde…

‘Engelliler Bakanlığı kurulabilir!’…

‘Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın icra gücü olan bir müsteşarlık haline getirilebilir!’…

‘Mevcut Devlet Bakanlığı’nın ismi Engelliler ve Aileden Sorumlu Bakanlık olarak değiştirilebilir!’…

Bu şekilde bu sorunu çözücü birçok alternatif geliyor aklıma ama eminim ilgili yetkililerin bu konuda daha birçok önerisi olacaktır.

Demek oluyor ki! Son günlerin moda (açılım) tabiri ile “Engelli açılımı” biran önce yapılmalı.

Ülkemizde ’Engelli açılımı’ olmadan İstanbul’un hiç bir şansı yok.

Bir ‘medeniyet projesi’ sayılan ‘engelli açılımı’ ile birlikte ülkemizdeki önemli bir yaranın daha kapanması sağlanmış olacaktır.

Engelli Açılımı konusunda konu ile ilgili tüm kurum ve kuruluşların görüşü alınarak, siyasi etki ve baskılardan uzak, kişisel çıkarların arka plana atıldığı bir şekilde yapılmasının mutlak gereklidir.

Bugüne kadar engelliler için birçok şey yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Fakat bunlar biraz hızlı tren projesine benziyor.

Bu konuda Cumhurbaşkanlığı tarafından bir koordinasyon yapılması ve devlet ile sivil toplum kuruluşlarının içinde olduğu bir plan hazırlanması gerekir.

Sayın Başbakanımızın bu güne kadar engelliler ile ilgili yapmış olduğu projeler göz önüne alındığında çok yakında “Engelli Açılımı” konusunda da sevindirici haberler gelmesini bekleyebiliriz gibi geliyor.


Saygılarımla,
Selma Gürbey Taşdelen

*****

Sayın yazarım Selma Gürbey Taşdelen düşüncelerini böyle anlatıyor. Umarım mesaj gerekli yerlere ulaşır….

http://blog.milliyet.com.tr/selma_gurbey_tasdelen/Blogger/?UyeNo=2013063

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 yorumlar

Olmuşken Tam Olsun

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cumartesi Şub 20, 2010 Kategori Haber, Müzik, Sağlık

İşsize sessiz sedasız darbe!..

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kararına göre, bundan böyle işsiz ailelerin sağlık ve doktor harcamaları 100 gün değil, sadece 10 gün karşılanacak.

1 Ekim 2009′den bu yana 90 günden fazla pirim ödeyenler devletten 100 gün sağlık hizmeti alabiliyordu.

90 günden daha az prim ödeyenlere sunulan sağlık hizmeti ise sadece 10 gündü.

Geçen hafta sessiz sedasız bir genelge yayınlayan Sosyal Güvenlik Kurumu, “17 aydır yasayı yanlış uygulamışız” dedi.

Sağlık güvencesi tüm işsizler için 10 güne çekildi.

Durum dün sağlık hizmeti almak üzere sağlık kurumlarına giden işsizlere “ücretsiz yararlanamazsınız” denmesiyle ortaya çıktı. (Kaynak: Milliyet)

Ne ara yaptılar da bunu hiç haberimiz olmadı…

Ben diyorum ki; 10 gün de fazla. Hatta sağlık hizmeti hiç verilmesin. Vatandaş ölsün de kurtulsun, devlet de kurtulsun. 

Hakediyoruz biiizzzzz! ‘Beter olalıımmm’ dicem ama duanın denk geldiği saate rastlarım diye korkumdan diyemiyorum!

Memlekette zaten iş yok. Kriz de teğet geçmişmiş. Geçti gerçekten de…

Üstüne de bu uygulama kaymaklı ekmek kadayıfı oldu. Yanına da bi neskafe ne iyi gider şimdi… şöle püfür püfür denize nazır.

Olmuşken e bide şarkı olsun tam olsun

KARGO söylesin

Benim gönlüm sarhoştur yıldızların altında
Sevişmek ah ne hoştur yıldızların altında

İyi bayramlar!

Etiketler : , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

GATA’dan Çirkin Tavır

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Salı Şub 2, 2010 Kategori Haber, Sağlık

Nejat Uygur’un eşi Necla Uygur, ‘Gelmemesi gerektiğini bana söylettiler’ dedi.

Emine Erdoğan’ın Nejat Uygur’u GATA’da ziyaret edememesinin perde arkasını ünlü tiyatrocunun eşi Necla Uygur anlattı. Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı olayla ilgili ‘Keşke yaşanmasaydı’ yorumunu yapan Uygur, ‘Gelmemesi gerektiğini bana söylettiler’ dedi.

Başbakan   Recep Tayyip Erdoğan, üç yıl önce GATA’da tedavi gören Nejat Uygur’u ziyaret etmek isteyen Emine Erdoğan’ın türbanlı olduğu için hastaneye girişine izin verilmediğini canlı yayında açıklamıştı. ‘Bugüne kadar bu olayı açıklamadım. Bunun yapılmasına müsaade eden irade dürüst müdür, özgürlükçü müdür?’ diyen Erdoğan’a, Nejat Uygur’un eşi Necla Uygur’dan destek geldi. Necla Uygur ‘Emine Erdoğan’a karşı çok mahcup olduk. Olaydan sonra kendisi  ile Ankara Kalesi’nde buluştuk. Çok üzücü bir olaydı, keşke hiç yaşanmasaydı’ dedi.

- Bu olayın üç yıl sonra ortaya çıkması üzerine neler hissettiniz?

Şaşkınlık içerisindeyim. Böyle bir olayın tekrar gündeme gelmesi benim adıma çok üzücü bir durum. Keşke böyle bir olay hiç yaşanmasaydı. Maalesef üç yıl önce başımıza böyle bir olay geldi. Başbakanımızı da dinledim ve kendileri haklıdır.

ÇOK UTANDIM

- O gün yaşananları bize anlatır mısınız?

Nejat, GATA Hastanesi’nde yatıyordu. Emine Erdoğan bana telefon etti, Nejat’ı hastanede ziyaret etmek istediğini söyledi ve ‘Bir mahsuru var mı?’ diye sordu. Ben de ‘Şeref verirsiniz’ dedim. Doktorlara gidip Emine Hanım’ın geleceğini ve bir protokolün hazırlanmasını istedim. Doktorlar daha sonra odama geldi. Kendisi türbanlı olduğu  için bu ziyaretin kabul edilemeyeceğini söylediler. Bunu Erdoğan’a bizim söylememiz gerektiğini belirttiler. ‘Böyle bir durumu kendilerine nasıl iletebilirim? Bunun imkanı var mı?’ dedim. Ben hastanede eşarplı insanlar görmüştüm. Bunu da doktorlara söyledim, ‘Türbanla eşarp ayrı şeyler’ dediler. İki arada bir derede kaldım. Halimi düşünebiliyor musunuz? Benden randevu alındığı için benim söylemem icap ettiğini söylediler. Durumu anlatırken çok sıkıntı yaşadım. Çok ayıp bir şeydi, çok utandım.

EMİNE HANIM ÜZÜLDÜ

- Emine Erdoğan’ın tepkisi ne oldu?

Emine Hanım çok üzüldü. Ben bin kat daha çok üzüldüm. Olaydan sonra benimle dışarıda buluşmak istediğini söyledi. Arabalarını göndererek beni aldırdılar, Ankara Kalesi’nde buluştuk. Bize ikramda bulundular. İki kardeş, anne-evlat gibi çayımızı, kahvemizi içtik. Yaşanan çok acı bir olaydı. Kendisine karşı çok mahcup olduk. Keşke hiç yaşanmasaydı.

GÖRÜŞÜYORUZ

 -Kendisiyle görüşüyor musunuz?

Özel günlerde, bayramlarda telefonla arıyorum Emine Hanım’ı, konuşuyoruz. Onun dışında görüşmüyoruz.

- Başbakan Erdoğan ile konuştunuz mu?

Başbakanımızla konuştum. Kendisi bizim durumumuzla yakından ilgilendi. ( Kaynak: Milliyet)

Haberi okuduğumda ‘galiba bişey kaçırdım’ diyerek tekrar okudum… tekrar ve tekrar… Hayır hiçbişey kaçırmamıştım. Haber aynen anladığım gibiydi.

Yani; Sayın Emine Erdoğan türbanlı olduğu için GATA yetkilileri ve doktorların direktifleri doğrultusunda ziyaretçi olarak alınmamıştı ve buna bağlı olarak Sayın Nejat Uygur’u ziyaret edememişti.

Bir kadın olarak; Emine Erdoğan’a yapılan bu yakışıksız ve haksız davranışa sebep olan GATA doktorlarını ve yetkililerini şiddetle kınıyorum!

Sayın Emine Erdoğan oraya memur olarak çalışmak için başvurmadı. Sadece değerli bir tiyatrocuyu yatağında ziyaret etmek istedi.

Ziyaretçilerin de kıyafetine karışılacaksa bu ülkeyi terk edelim o zaman…

Amacım ‘Demokrasi nedir?’ e girip polemik başlatmak değil. Zaten bu saate kadar bunun anlamı öğrenilemediyse bırakın dağınık kalsın…

Ne olduğu bir tarafa ne olmadığı çok açık;

Demokrasi; başkalarının din ve vicdan hürriyetini elinden almak değildir!

Etiketler : , , , , , , , , , , , | 2 yorumlar

Kramplar Neden Olur

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 20, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, Sağlık

Bazı krampların arkasında ise çeşitli hastalıklara dayanan sebepler olabilir. Bu nedenle tekrarlaması veya uzun sürmesi halinde doktorunuzla görüşmenizde yarar vardır.

Dr. Hasan İnsel

Genellikle sabaha karşı şiddetli bir acıyla bizi uykudan uyandıran kramplar çoğumuzun yabancısı değildir. Bu krampların çoğu ciddi problemlere dayanmaz, günlük yorgunluk veya benzeri sebeplerden kaynaklanır. Bazı krampların arkasında ise çeşitli hastalıklara dayanan sebepler olabilir. Bu nedenle tekrarlaması veya uzun sürmesi halinde   doktorunuzla görüşmenizde yarar vardır. Böyle durumlarda altta yatan hastalığın tedavisi kramplardan kurtulmada yardımcı olur. Nöroloji uzmanımız   Dr. Dilara Nuzumlalı’dan krampların  nedenleri ve tedavisi ile ilgili bilgi vermesini rica ettim. Dr. Dilara’nın sizin için anlattıkları.

İSTEM DIŞI KASILMA

Kramplar, çok yaygın oldukları halde haklarında az şey bildiğimiz durumlardır. İnsanların yüzde 95’i yaşamlarında en az bir kez kramp geçirmiştir. Kramp, bir kas ya da kasın içindeki bir kas grubunun istem dışı olarak kasılmasıdır. Kramp sırasında tutulan kasta, gözle görülebilen ya da dokunmakla hissedilen bir sertlik oluşur. Çok ağrılıdır, yapılmakta olan aktivitenin kesilmesine neden olur ve kramp sırasında tutulan kas kullanılamaz. Birkaç saniyeden 15 dakikaya kadar, nadiren daha uzun sürer.
İstirahat ya da aktivite sırasında görülebilir. İstirahat krampları daha yaygın olup sıklıkla gece, uyku sırasında görüldüğünden ‘gece krampları’ diye de adlandırılır. Genellikle baldır ve ayak kasları tutulur. Çok ağrılıdır ve uykudan uyandırır. Gecede birkaç kez tekrarlayabilir. Gerçek nedenini bilmiyoruz, ancak bu kramplar yatarken kasın kısalmasına neden olan bazı hareketlerin yapılmasıyla tetiklenir. Bazı hastalar, soğuk ve yoğun günlük aktivitenin krampları tetiklediğini belirtir.

KESİN NEDENİ BİLİNMİYOR

Krampların kesin nedeni bulunamıyor, aşağıdakiler öncelikle akla gelenler.

* Terleme ya da solunum yoluyla aşırı sıvı ve elektrolit kaybına neden olan yoğun egzersizler, bazen kramp nedeni olabilir.

* Benzer şekilde idrar söktürücü ilaç kullanımı da, eğer kaybedilen sıvı ve elektrolitler besin yoluyla yerine konulamazsa, krampa neden olabilir.

* Kalsiyum ve magnezyum düşüklüğü, sinir uçları ve kas liflerinin uyarılabilirliğini artırdığından kramp nedenidir.

* İdrar söktürücü kullanımı, aşırı   kusma ve ishal, hemodiyaliz, beslenme bozukluğu elektrolitlerin serum düzeylerini düşürür.

* D vitamini yetmezliği, kalsiyum emilimini bozacağından kramp nedeni olarak kabul edilir.

* Mekanizması bilinmemekle birlikte B1, B5 ve B6 vitamin yetmezliği de kramplara neden olur.

* Diyabet, dolaşım bozukluğu ve alkol kullanımı da nedenler arasında sayılabilir.

KASIN GERİLMESİYLE ÇOĞU HAFİFLER

Kasın gerilmesiyle, krampların çoğu geçer. Baldır krampında ayağa kalkıp iki elle duvarı ittirirken kramplı bacağın yarım adım geri atılması, rahatlatır. Bu sırada topuklar yerle temasta olmalıdır.
Diğer bir rahatlama manevrası, yatakta bacak gergin durumdayken, ayağın bilekten bedene doğru çekilmesidir.
Kasa yapılan hafif masaj ve sıcak uygulama gevşemeye yardımcı olur. Krampa neden olan faktör sıvı ve elektrolit kaybı ise öncelikle bunların yerine konması gerekir. İlaç tedavisine gerek duyulmaz, çünkü kas ilaç emilene kadar kramp geçer.

ÖNLEMEK MÜMKÜN

Önlemek için krampa neden olduğu bilinen fiziksel aktivite öncesinde ısınma hareketleri ve kas germe egzersizleri önerilir. Öncesinde, egzersiz yaparken ve sonrasında yeterli sıvı alınması ve egzersiz bir saatten uzun sürerse terle kaybedildiği düşünülen (sodyum, potasyum gibi) elektrolitlerin de yerine konması gereklidir. Özellikle sıcak havada aşırı yorgunluğa neden olan fiziksel aktiviteden kaçınılmalıdır.  Gece krampları, altta yatan bir neden yoksa, yatmadan önce yapılan düzenli germe egzersizleriyle önlenebilir. Özellikle baldır krampları soğukla tetiklendiğinden, uyku sırasında bacakların sıcak tutulması krampları önlemeye yeterli olabilir.  Uyku sırasında dizlerin altına bir  yastık konulması da çoğu zaman yararlı bir önlemdir. (Kaynak: Milliyet)

*****

Kramp çok yakından en yakından bildiğim bir dert.

Bel Fıtığı’nı en doğru şekilde şöyle tarif edebilirim;

* Bacağınıza kramp girer ve minimum 3 ay süreyle aralıksız devam eder.

* Bu süre içinde bacağınızın kör bir testere ile kesildiğini hisseder ve öyle bir acı yaşarsınız.

* Kullandığınız hiçbir ilaç hiçbir iğne Allah rızası için acınızı dindirmez ve kımıldayamayacak hale gelirsiniz.

Dahası; bu tarif bir çoğunuz için abartılı gelebilir ama bu hastalığa yakalananlar şayet bu yazıyı okuyabilecek durumda olsalardı ‘ahanda aynı ben’ derlerdi…

Aslında sağlıkla ilgili her söylenileni dikkate almam, sağlık kitapları okumam, televizyonda sağlık konularını izlemem, sağlık sitelerinde dolaşmam, ‘şundan ye şuna iyi gelir, bundan yeme şuna zararlı’ gibi söylemleri görmezden gelirim.

Felsefe olarak; her yiyecekten uygun miktarda yemenin gerekliliğine inanırım. Hatta sevdiğim yiyecekler içecekler konusunda kendime torpil bile yaparım. (Önemli hastalığı olanlar bu söylediklerimi dikkate almasın lütfen)

Anasayfada bu yazıyı görünce aklıma çektiğim acılar geldi. Derin bir iç çektim ‘Vay be ne günlerdi, Allah düşmanıma bile yaşatmasın’ dedim.

Konuyla ilgili Dr. Hasan İnsel’den bir satır dahi faydalanabilecek birileri olursa ne mutlu bana.

Tüm hastalara Allah şifalar versin.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

AİHM de Ayşen’i Haklı Buldu

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cumartesi Oca 16, 2010 Kategori Haber, Sağlık

149574Hatalı yapılan bir iğne nedeniyle sol kolunu kaybeden ve 2.5 yaşından beri hukuk mücadelesi veren 16 yaşındaki Ayşen, AİHM’de açtığı tazminat davasından 18 bin euro kazandı

Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde, 14 yıl önce yapılan iğnenin damara gelmesi nedeniyle sol kolu kesilen Ayşen Başaran’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görülen davası sona ererken, mahkeme Ayşen’e ve ailesine toplam 18 bin euro tazminat ödenmesine karar verdi.
Taksim’deki basın toplantısında konuşan avukatı Cengiz Hortoğlu, Ayşen’in yaşadıklarını anımsatarak, dava süreci hakkında bilgi verdi. Hortoğlu, “Ayşen hayatının yüzde 81’ini bu yargı sürecinde geçirdi. 2.5 yaşında adliye koridorlarıyla tanıştı. Yargı süreci bugün bitti” dedi.

Önemli bir karar”

Ayşen’in yanlış damara giren iğne sonucu sol kolunu kaybettiğini ve ardından bir hukuk savaşı başladığını ifade eden Hortoğlu, Ayşen ve ailesinin Türkiye’de açılan tazminat davasında 2002 yılında 120 bin YTL kazandığını da hatırlattı. Ayşen’in davasının uzun sürmesi nedeniyle AİHM’ye başvuruda bulunduklarını ifade eden Hortoğlu, “5.5 yıllık süreç sonunda bu dava da kazanıldı. Ayşen açısından önemli bir karar. Dava sonucunda aile ve Ayşen için 18 bin euro tazminat ödenmesine karar verildi. Mahkeme gerekçe olarak, davanın Türkiye’de uzun sürmesini gösterdi” diye konuştu.

Kolu geri gelmeyecek ama…”

Hortoğlu, AİHM kararıyla 14 yıl süren bir hukuk sürecine son noktayı koyduklarını belirterek, Ayşen’in davasının meslek hayatında kendisini en çok etkileyen dava olduğunu vurguladı. Hortoğlu, “Elbette bu alınan tazminatlar ne olursa olsun onun kolunu geri getirmeyecek. Ayşen Türkiye’de hak arama sembolü oldu. Mağdur insanlar için örnek oldu. Ayşen’in verdiği mücadeleyi örnek alan binlerce insan kendi haklarını aradılar. Bu davanın en önemli yanı örnek bir dava olması” dedi.
Bugün 16 yaşında olan Ayşen ise durumunun kendisine liseden sonra zor gelmeye başladığını belirterek, “Herkes beni tanıyor. Normal bir insanmışım gibi davranıyorlar. Çevremdekiler öyle davranınca ben de rahat davranabiliyorum. Alıştım.” diye konuştu.
Ayşen’in babası Hüseyin Başaran da, geçmişte takılan protezin artık Ayşen’e olmadığını ve bu nedenle ya biyoelektronik protez kol ya da kol nakli istediğini ifade etti. Bu nedenle de yeni bir mahkeme sürecinin başlayabileceğini vurgulayan Başaran, “Biz hep dava açarak mı haklarımızı alacağız?” dedi. (Kaynak: Milliyet)

Ayşen’ı bu kararlı hukuk mücadelesinden dolayı kutluyorum. Kolu geri gelmeyecek de olsa ona bunu yapanlara çok önemli bir ders verdi.

Görüldüğü üzere, bir ihmal sonucu bir insanın hayatı kabusa dönüşebiliyor. Sağlık o kadar önemli ki  ‘ya kazara oldu, istemeden oldu özür dilerim’ demekle olmuyor.

Sağlık konusunda yapılan hatanın geriye dönüşü yok, telafisi yok. İnsanlar ya sakat kalıyor ya da ölüyor. Görevinin bilincinde olmayan insanlar derhal görevlerinden alınmalı ve gereken ceza verilmeli.

Ülkemizde ne yazık ki sağlık sektörü ve eğitim sektörü döşemenin altında geziyor. Birileri hâlâ işin gırgırında. Yapılan işin insana yansıması ülkeye yansıması hakkında en ufak bir fikirleri yok. Yetkililerin umurunda bile değil. Kimsenin aklına bu sektörleri iyileştirme düzeltme gelmiyor.

Yetkililerin aklına ilk ve tek gelen şey, seçim yaklaşınca halkı kandırmak ve göz boyamak. Bizler de kandırılmaya ne kadar müsaitsek artık, yıllardır kana kana doymadık.

Bizlerde de var bir tuhaflık…

Etiketler : , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

EGİSAD Genel Başkanı Selahattin Erbey Başhekim Oldu

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cumartesi Oca 16, 2010 Kategori Haber, Sağlık

AdsızŞimdiye kadar, genç yaşına rağmen birçok başarıların altına imza atan ve asıl mesleği olan tıp doktorluğunun yanısıra, proje yazarlığı, federasyon hakemliği, organizatörlük, köşe yazarlığı, ekonomistlik ve işletme yöneticiliği de yapan EGİSAD (Ege Girişim ve Sosyal Atılım Derneği) Genel Başkanı Dr. Serbey Selahattin ERBEY; başarı zincirine bir yeni halka daha ekledi.

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olan ve İzmir Bayındır doğumlu Dr. Erbey, Manisa ili Selendi Devlet Hastanesi’ne başhekim oldu. Çeşitli ve gazete ve birçok haber sitesindeki köşesinde gündeme ilişkin konuları da kaleme alan ve sivil toplum hayatında gerçekleştirdiği başarılı projeleriyle tanınan yeni başhekim, bu konularda kazandığı teorik bilgi ve pratik tecrübelerini, Selendi Devlet Hastenesi’nde de önemli projeler ile taçlandıracağını ifade etti. Bugüne kadar; sağlık, dış ticaret, ekonomi, yöneticilik, liderlik, tıp, takım ruhu, hakemlik gibi birçok farklı alanda 200’ün üzerinde eğitim, kurs, kongre, seminer, konferans ve panele eğitimci, moderatör ya da katılımcı olarak iştirak ederek sertifika koleksiyoneri Dr. Erbey, konu hakkındaki çalışmalarına bir an önce başlayarak, ilk aşamada dört büyük ve önemli sağlık projesinin altına imza attı. Altyapısı hazırlanan ve gerçekleştirilmesi için son noktaya gelinen ‘Sağlıklı Kart Projesi’ , ‘Güleryüzlü Sağlık Projesi’ , ‘Online Tele-Tıp Projesi’ ve ‘Sağlıklı Toplum Projesi’ni tüm basın ve medya kuruluşlarının temsilcilerine tanıtarak soruları cevapladı. Halen ‘Uluslararası Girişimcilik Hareketi’ ve ‘Türkiye’nin Proje Fabrikası’ vizyonuyla faaliyet gösteren ve Geleceğin Lider Girişimcileri’nin Ortak İletişim Platformu olma hedefiyle yola çıkan EGİSAD’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de başarıyla sürdüren Dr. Serbey Selahattin ERBEY, yapmış olduğu basın açıklamasında şu konulara değindi :

Engelli ve Yaşlı Vatandaşlarımız Beklemeyecek !

Hasta Hakları çerçevesinde uygulamaya koyacak olduğumuz ve hastane olarak tarafımızdan yapılacak olan inceleme neticesinde engelli ve yaşlı vatandaşlarımıza verilecek olan ‘Sağlıklı Kart’ ile hastane hizmetlerinin, yaşlı ve engelli hastalarımıza daha kolay ve çabuk ulaştırılması hedeflenmiştir. ‘Sağlıklı Kart’ sahipleri, hasta kayıt, poliklinik, kan alma, röntgen ve laboratuvar gibi yoğunluğun olduğu ünitelerde sıra beklemeden ‘öncelikli’ olarak kabul edilecektir. Ayrıca, girişte bu kartı gösteren vatandaşlarımıza bu konuda eğitim almış kalifiye hastane personelimizden birisini tahsis edeceğiz. Böylelikle, kendisine eşlik eden hasta karşılama personelimiz sayesinde, yaşlı ve engelli vatandaşlarımız hastanemize ayak basmalarından, gerekli tahlil, tetkik ve tedavilerinin yapılarak, tüm işlemlerinin sona ermesine kadar hiçbir sıkıntı ve zorlukla karşılaşmadan yeni sloganımız olan Güleryüzlü Sağlık vizyonumuza uygun bir şekilde hastanemizden ayrılacaklardır. Bu konuda yeterli personelimiz ve altyapımız mevcut olup, ‘Sağlıklı Kart Projesi’ için çalışmalarımız yoğun bir tempoda sürmektedir.

Sloganımız; ‘Güleryüzlü Sağlık‘ !

Zihnimizi biraz zorladığımızda herkesin muhakkak bir hastane anısı vardır. Yani herkes hasta konumuna düşüp o psikolojiyi yaşamıştır. Bu noktadan yola çıkarak bizler de, kısa bir zaman diliminde, büyük bir özveri ile çalışıp farklı bir imaj sergiledik. Kaliteli bir hizmeti en kısa zamanda verebilmek için çeşitli değişiklikler yaptık. Zaten sloganımız da bunların sonrasında kendiliğinden ortaya çıktı … ‘ GÜLERYÜZLÜ SAĞLIK ‘ … Bütün bu yapılanları yeni sloganımızla da bütünleştirerek, ‘Güleryüzlü Sağlık Projesi’ ile daha mükemmel hizmeti halkımıza sunabilmek için çalışıyoruz.

Sağlıklı Toplum İstiyoruz !

Günümüzde artık hiçbir şekilde göz ardı edilemeyecek temel yapı taşlarından biri olan koruyucu hekimlik çalışmaları şemsiyesi altında, halkımıza birebir seminer, sunum, panel ve konferanslarla toplumumuzda sıkça görülen sağlık sorunlarıyla ilgili çeşitli eğitimler vererek, bilinç düzeyinin artmasını ‘Sağlıklı Toplum Projesi’ ile gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

Uzman Doktor Eksikliğini Yaşatmayacağız !

Teknolojiyi herzaman en yakından takip etmemizin meyvesi olarak gerçekleştirdiğimiz ‘Online Tele-Tıp Projesi’ ile gerek websitemiz üzerinden online olarak, gerekse de telefonla hastanemizde çalışan doktorlarımız ile aile hekimleri ve ilimizde görev yapan uzman doktorlar ile hastalarımız hakkında sürekli bilgi alışverişinde bulunarak, tedavilerini hızlandırarak katkıda bulunuyoruz.

Göreve gelir gelmez, ilk etapta altyapısını hazırladığı dört önemli projeyi tüm ulusal ve yerel basın medya kuruluşlarına tanıtım sunumu gerçekleştirerek sözlerine şöyle devam etti:

Hayatın bize vermiş olduğu en önemli ve kutsal emanetidir sağlığımız. Bu emanetin ağır sorumluluğu da hekimlik mesleğimizin temelini oluşturur.

Kaliteli sağlık hizmeti almak da her insanın en doğal hakkıdır. Bu yüzden Sağlık söz konusu olduğunda, hassasiyeti bir kat daha artan evrensel ilkeler olan; renk, dil, ırk, din, inanç farkı gözetmeksizin, insanımıza saygı göstererek, sağlık hizmeti sunacak şekilde yapılandık ve çağın gereği olan tıbbi donanımla hizmet sunmak için çalışıyoruz.

Selendi Devlet Hastanesi olarak bu temel anlayışla, halkımıza; kendimizi yenileyerek, saygılı, hoşgörülü ve bilimsel yaklaşımdan taviz vermeden en iyi sağlık hizmeti vermek iddiasındayız.

Amacımız; sağlık ve yaşam kalitesini yükseltmek felsefesiyle, insan sağlığının öneminin bilincinde, etik değerlerden ödün vermeden, tıbbın en üst düzeyindeki bilgi ve teknolojisinden faydalanarak, kaliteli, güvenilir ve dürüst sağlık hizmetini her yıl daha çok insanımıza sunmaktır.

Unutulmamalıdır ki; bu tip kurumlarda temel nokta görevlerin gelip geçici olduğunu ve bayrak teslimi şeklinde olacağını bilerek sizden sonrakine en mükemmelini bırakmak amacı ile hareket edebilmektir. Çünkü, asıl olan milletimize hizmettir, insanlara yapılan hizmettir …

Bu noktadan hareketle; bizler de mümkün olan bütün şartlarımızı zorlayarak, Selendi halkına en iyi hizmeti vermek için her şeyi yapacağız. Bu kısa süre içinde de bunu zaten yapmaya başladık. Sabahın erken saatlerinden akşam geç saatlere kadar fazla mesai yaparak buradayız. Tabiiki buradaki amacımız, halkımıza daha fazla nasıl iyi hizmet verebiliriz, onun çabası içindeyiz. Hizmet kalitesi yönünden çalışmalarımız devam ediyor. (Kaynak: Selendi Devlet Hastanesi Basın Merkezi)

*****

Sevgili Selahattin Erbey’i başarılarından dolayı kutluyorum. (02 Kasım 2008)

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Engel – Siz

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cumartesi Oca 16, 2010 Kategori Sağlık

eYürüyüş yaparken gencin biri elime bir dergi tutuşturdu. Derginin engellilerle ilgili olduğunu söyleyince dergiyi satın aldım.

ENGEL-SİZ35

“Engellilerin Engel Tanımayan Ortak Sesi”

Dergiden sizler için seçtiğim bir konu;

BEBEĞİN ÖZÜRLÜ DOĞMASINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Uzmanlar, hamilelik döneminde özürlü bebek doğumuna yol açan 6 tehlikeye karşı anneleri uyardı. Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek isteyen anne adayının gebelik öncesi bilinçli olmasının, ortaya çıkabilecek pek çok rahatsızlığı önlediğini belirten uzmanlar, özürlü bebek doğumuna yol açan tehlikeye karşı anneleri uyardı.

* Yüksek ateş

* Kedi ve köpekle yakın temas

* Hergün yapılan ağır makyaj

* Stres

* İçki ve sigara

* Bozulmuş yemek yemenin bebeğin özürlü olmasına neden olduğunu tespit eden uzmanlar, buna yol açan bu tür sebepleri şöyle sıraladı:

Hamileliğin ilk günlerinde yüksek ateş

Hamileliğin ilk günlerinde geçirilen yüksek ateş, bebeğin dış görünüşünde bir anormalliğe neden olmazken, bebeğin beyin dokularının büyümesini olumsuz etkiler ve çocuğun zeka özürlü olmasına yol açabilir.

Kedi ve köpekle yakın temas

Bakteri taşıyan kedilerin bebeğin özürlü olmasına neden olan bir bulaşıcı hastalığın (Tokzaplazma) kaynağı olduğu ve kedinin dışkısının da bu bulaşıcılığın ana yayılma yollarından biri olduğu pek bilinmiyor.

Ancak; yapılan bir araştırmada, İngiltere’de her yıl yaklaşık 500 bebeğin, annelerinin kediyle yakın temasta bulunmasından dolayı özürlü kaldığı ortaya çıktı.

Hergün ağır makyaj yapmak

Yakın zaman içinde Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre, hergün ağır makyaj yapan kadınların, makyaj yapmayanlara göre özürlü bebek doğurma riski 1,25 kat daha fazla.

Bebeği olumsuz etkileyen ise, kozmetik ürünlerde bulunan Arsenik, Kurşun ve Merkür gibi zehirli maddeler.

Bu gibi maddeler, hamile kadının cildinden bebeğin kan dolaşımına giriyor ve bebeğin normal büyümesini olumsuz etkiliyor.

Sürekli yaşanan stres

Hamileliğin ilk üç ayı içinde yaşanan stres, bebeğin, “tavşan dudaklı” olması gibi çeşitli özürlere neden olabiliyor.

Hamileyken içki içmek

Hamile kadın içki içtiği zaman, alkol plasentadan embriyoya geçer ve bebeğe ciddi zarar verir. Hamilelik döneminde günlük iki bardak ya da daha fazla alkollü içki, bebeğin özürlü olmasına neden olabilir.

Bozulmuş yemek yemek

Uzmanlar, hamile kadının yediği bozulmuş yemeklerde bulunan küfün, plasentadan bebeğe geçtiğini, bunun da bebeğin kromozomlarında kötü etkiye yol açtığını belirtiyorlar.

* Bu dergide belirtilmeyen ama özürlü doğmaya aday sebeplerden en önemlisi de Akraba Evliliği.

ENGELSİZ BİR DÜNYA İÇİN ELELE…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Rahatça İyi Yaşa

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cumartesi Oca 16, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, Haber, Sağlık

aDr. Hasan İnsel uzun yaşamın sırlarını böyle açıklıyor:

* Uzun yaşamın en önemli ayaklarından birini beslenme tarzı ve yedikleriniz oluşturur. Ne yediğiniz ve nasıl pişirdiğiniz, yaşlanmayı durdurmada önem taşır.

* Katı yağlarla yaptığınız yemeklerde zeytinyağı, kanola yağı, ayçiçek yağı ve mısırözü yağını deneyin.

* Tam yağlı süt yerine önce yarım yağlı, birkaç gün sonra yağsız süt içmeyi deneyin, göreceksiniz alışacaksınız.

* Çorbaları yağsız yapın. Çorba yağlı veya et suyu ile yapılmışsa buzdolabında soğutun. Donan yağı üste çıkar, bunu kaşıkla alıp atın.

* Etlerin yağını, tavuğun derisini pişirmeden önce çıkartın. Kırmızı et yerine balık ve tavuk gibi etleri tercih edin. Haftada en az birkaç kez balık yiyin.

* Yeni yiyecekler yaratın. Domates, domates suyu, hardal, biber gibi karışımlardan yağsız ve şekersiz soslar yapmaya alışın. Diyet sütle sebze püresi karıştırıp soslar yapın.

* Şeker kullanımını önce yarıya, sonraları dörtte bire indirin. Bazı tatlıların şekerini azaltın, tadını vanilya veya tarçınla verin.

* Bir bütün yumurta yerine iki yumurtanın sarısı çıkartılmış aklarını deneyin. Üç yumurtalı omleti bir tam yumurta ve dört yumurta akı ile yapın.

* Alıştığınız yiyeceklerin yerine başka yiyecekleri koymayı deneyin. Beyaz pilav yerine esmer pilav veya bulgur pilavı yapın. Esmer pirinç ve bulgur liften zengindir.

* Lokantalarda yemeğinizi beklerken önümüze konan sıcacık ekmeklerin iştah kabartıcı kokularına karşı koyun ve yemeyin.

* Günün stresi nedeniyle ”akşam yeme sendromu” na girmeyin. Evde devamlı atıştırmak yerine oyalanacak işler bulun.

Otururken veya uzanırken bir şey yememeye alışın. Masaya oturmadan yemek yememeyi benimseyin. Yerken televizyon seyretmeyin, gazete, kitap okumayın.

* Lokmalarınızı iyi çiğneyerek yavaş yemeye alışın. Lokma arasında 30 saniye kadar zaman geçirmeye çalışın. Yemekte rahatlatıcı bir müzik dinleyin.

* Tabaktaki yemeğinizin renklerini görün, kokusunu duyun, her lokmanın tadını alın. Yediklerinizin içinde görünmeyen gizli yağlar olduğunu unutmayın. Bir hamburgerin, kekin içinde bol miktarda yağ vardır.

* Lokantada yemeğe başlamadan önce mönüyü inceleyip plan yapın. Size uyan yemekler bulamadıysanız, istediğiniz küçük değişikliklerle yemeğinizi sipariş edin.

* Günde 30 – 35 gram kadar lif yiyin. Ne kadar fazla sebze, meyve ve işlenmemiş tahıl yerseniz o kadar fazla lif almış olursunuz. Eğer lifli yemeye alışık değilseniz, miktarını yavaş yavaş artırın yoksa hazım sorunu yaşarsınız.

* Yeterince lifli gıda yememekle bağlantılı bulunmuş olan hastalıklar şunlardır: Kabızlık, apandisit, bağırsak kanseri, spastik kolit, mide fıtığı, bacak varisleri, hemoroid, koroner damar hastalığı, yüksek kan basıncı, safra kesesi taşları, diabet, obezite, ülseratif kolit.

* Yulaf ezmesi, kuru fasulye, elma, havuç, greyfrut, mercimek, yeşil biber, kuşkonmaz, tatlı patates çok lifli gıdalardır. Kabukları soyulmadan yenen tüm meyve sebzeler, buğday, fındık, fıstıklar iyi birer lif kaynağıdır.

* Bol antioksidan almak için en canlı ve koyu renkli meyve ve sebzeleri seçin. En canlı renkli portakal, ıspanak ve marullar bol beta karoten ve lutein, en kırmızı üzümler, en kırmızı ve sarı soğanlar bol quersetin içerirler. Mikrodalga fırında pişirilen brokolideki C vitamininin yüzde 15’i yok olurken, suyla kaynatmada yüzde 50’si yok olur. Buharda pişirmeyle yüzde 50’den azı kaybolur.

* En iyi antioksidan yağ, zeytinyağıdır. Gençliğinizi korur ve hastalıklardan uzak tutar. Zeytinyağı kötü kolesterolün (LDL) okside olmasını ve damar duvarına girmesini önler, iyi (HDL) kolesterolü artırır. Böylece sizi kalp damar hastalıklarından ve inmeden uzak tutar. Zeytinyağı kansere karşı da korur.

* Ispanak tüm koyu yeşil yapraklı sebzeler gibi kalsiyum, folik asit ve K vitamininden zengindir. Kalsiyum kemikleri sağlamlaştırır; folik asit kalp hastalıklarından korur; K vitamini de kan pıhtılaşması için gereklidir.

* Bir kivi, bir portakaldan daha çok C vitamini içerir. Kaslarımızın kasılmasında rol oynayan potasyum bakımından da zengindir.

* Brokoli bol beta karoten, sülforaphan ve C vitamini içerir. Bir araştırma sülforaphanın, mide ülseri ve kanserine yol açan Helikobakter Pylori’yi yok ettiğini gösterdi. Keten tohumu yağı, kansere ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu maddeler içerir.

* Yağsız süt ürünleri protein ve kalsiyumdan zengin, doymuş yağdan fakirdir. Kemik, kas ve dişlerin yapısını sağlamlaştırıp tansiyon kontrolünde etkili potasyum içerir. Demir, ciğer, yumurta sarısı, kırmızı et, nohut, mercimek, yeşil yapraklı sebzelerde ve balıkta bolca bulunur. Eksikliğinde kansızlık ve bağışıklık sistemi bozuklukları oluşur.

* Etleri kızartma, ızgara, füme, barbekü yaparak pişirme sırasında içinde heterosiklik aminler oluşur. Bunlar karsinojendir ve kazıyarak uzaklaştırmak mümkün değildir. (Kaynak:Milliyet)

*****

Hepimiz uzun ve sağlıklı yaşamayı isteriz elbette ama çok da gerekmedikçe uzun yaşamak adına bitkisel hayat modunda yaşamak da çok sağlıklı gelmiyor açıkcası. Doktor değilim ama mantığım ve gönlüm belirli bir hastalığım olmadığı sürece dünyanın her türlü nimetinden faydalanmaktan yana. Rejim adına uzun yaşam adına “et yeme de mercimek ye” türünden bir mantık saçma geliyor.

Zaten belli bir yaşa gelindiğinde şeker tansiyon v.s. gibi hastalıklar kalıtımsal olarak da kişileri etkileyecek. O zamana gelindiğinde bazı diyet kurallarına uymak kaçınılmaz olacak. Vaktinden önce; tatlı yeme, tuzlu yeme, brokoli ye, lahana ye, et yeme, kızartma yeme. Böyle bir yaşam şaka gibi geliyor.

Sonuçta fil değiliz, yemek yeme kapasitemiz belli. Çok istisnai durumlar hariç her türlü yiyeceği dozunda yemenin zararlı olabileceğine katılmıyorum. Tam tersi tüm besin maddelerinde az da olsa tüketilmesi gerektiğini savunuyorum.

:) ))))))) Tabii doktor olmadığım için beni kimse ciddiye almıyor.

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Ballı Süt

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cumartesi Oca 16, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, Sağlık

aÜzerinize afiyet beş gündür hastayım. Hastalık yüksek ateş ve öksürükle başladı ben de ballı süt içerek yalancı doktorluk hayatıma başladım.

Ağrı kulaklarıma kadar gelince baktım olmuyor çareyi evdeki antibiyotiklerden birini içmekte buldum. Bugün sanki daha iyiceyim de bugün de aksırıp tıksırmaya başladım. Gribe çevirdi sanki.

Doktorculuk oynamayı bıraksan da doktora gitsen dediğinizi duyar gibiyim. Gitmesine gideyim de basit bir hastalık için doktorun başını ağrıtmayayım diyorum. Tamam tamam iğneden tırsıyorum, çok gerekmedikçe iğne olmamaya kararlıyım.

Uzun zamandır hatta yıllardır diyebilirim böyle ateşli hastalık geçirmemiştim. Önce Mert hastalandı ondan da bana geçti. Sanırım bir salgına kurban gittik. Karda kalsak bu kadar hastalanmazdık. Nasıl becerdik ben de bilmiyorum.

Önceleri ciddiye almamıştım ama baktım ki o bizi çok ciddiye alıyor işte o zaman bende onu ciddiye aldım. Umuyorum bu mikrop hayatının geri kalanını benimle birlikte geçirmeyi düşünmüyordur. Mikropluğun alemi yok yani.

Hastalanınca en çok annemin yoğurtlu çorbasını özledim. Çocukken ne zaman hastalansam annem hemen o çorbadan yapardı. Üstüne de nane serperdi. Nane olayını hiç sevmezdim aslına bakılırsa hala da sevmiyorum. Hele o nane limon olayı yok mu tam bir eziyet.

Dün biyerde okudum küçük bir kız bademcik enfeksiyonu geçirmiş ve ailesi doktora götürmüş. Doktor iğne vermiş ve küçük kız iğneği olduktan sonra ölmüş.

Yine aklımda kalan bir habere göre Avrupa ülkelerinde doktorlar iğneye çok sık başvurmazlarmış. İğneyle ilgili aklımda kalanlar hep üzücü olaylar.

Beslenmemize dikkat etmek gerekiyor sanırım. C vitaminini de ihmal etmemekte fayda var. En iyisi portakal suyu hazırlayıp içmek galiba.

Mikrobum size de bulaşmasın. Ben kaçtım. Kendinize iyi bakın mikroplardan da uzak durun.

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Engelliler Özgür Olmalı

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cumartesi Oca 16, 2010 Kategori Sağlık, Özel Günler

Bugün 3 Aralık Dünya Özürlüler Günü. Bu günün önemini sanıyorum ancak yaşayan bilir!

Neden böyle söyledim bunu birazdan anlayacaksınız. Bazen kelimeler biter ya hani, işte şu an kelimelerin bittiği an.

Uzun süren rahatsızlığım sonrasında aylarca yürüyemedim ve ağrılarım korkunçtu. 5/3 felç olmuştum. Ameliyattan da ölesiye korkuyordum, ama ameliyat olmazsam da yürüyemiyordum ve zaman benim aleyhime işliyordu.

Bundan dört ay önce ‘Bel Fıtığı’ ameliyatı oldum. Ameliyattan dokuz gün sonra da büyük bir talihsizlik sonucu sandalyeden düştüm. Düşmeyle birlikte ameliyat yerimin hemen alt kısmında yeni bir fıtık oluştu. Ama şu an için müdahale yapılamıyor.

Ameliyat kararı benim için yeteri kadar korkunçtu, yürüyememek daha da korkunç. Ameliyattan sonraki ilk günün sabahı, hasta için kader anı diyebilirim. İlk kez yürüyecektim. Doktor geldiğinde ablam ayağa kalkıp yürümeme yardımcı olmak istedi ama doktor bunu engelledi, ‘kendisi yürüyecek’ dedi, korktum ve yerimden kalkmadım, ta ki doktor yanıma gelip elini uzatana kadar.

O anı hayatım boyunca unutmayacağım. Doktorumun kolunda yürümeyi başarmıştım. Sevinçten doktoruma sarılıp öpmüştüm.

‘Tamam Esma bu iş buraya kadar’ dedim. Doktorum hergün uzun yürüyüşler vermişti. Çok acı çektiğim için, ‘iyileşmek için yürümek gerekiyorsa sabahtan akşama kadar yürürüm’ demiştim.

Sanki yürümek o kadar kolaydı da…

Sokaklar hareket etmekte zorlanıp yürümeye çalışanlar için, tekerlekli sandalyede yaşamak zorunda kalanlar için ne kadar uygundu dersiniz?

Sokakta yürümek benim için hiç uygun değil. Arabalar yollarda, kaldırımlarda her yerde. Trafik ışığı kavramı hiç yok. Ne yaya ne sürücü kimsenin birbirine saygısı yok. Trafik ışığında da nasıl bir sistem uygulanıyorsa aynı anda hem yayaya hem sürücüye yeşil ışık yanabiliyor, siz o anda panikleyip ağrı içinde kıvranıp yolu karşıya geçmeye çalışırken sürücünün biri ukalaca ve alaycı bir tavırla başını camdan dışarı uzatıp el kol harekeri yaparak, ‘hadi bayan hadi podyumda değilsin sallanıp durma’ şeklinde bir cümle kurup kalbinizden, ‘fazlasını istemiyorum, şuan benim yaşadığımı yaşa yeter’ diye kendinizden bile beklenmeyen salakça bir cümle geçirebiliyorsunuz…

Yüksek kaldırımlardan inip çıkmak eziyet olabiliyor. Sahipler, köpeklerine tasma takıp gezdirmeleri gerekirken onun yanında fon oluşturmayı tercih ediyorlar. Birilerini zengin etmek adına 1,20 santim olan kaldırımın 40 santimine ağaç diktikleri için yürürken akrobasi yapmak zorunda kalıyorsunuz. İnsanlar yolda yürürken hiç dikkat etmiyorlar, her an size çarpıp size inanılmaz acılar yaşatabiliyorlar ve bunun farkına bile varmıyorlar.

Toplu taşıma araçlarından hiç bahsetmeyeceğim zaten onlara binmek lüks oluyor. Ve bunları bugün bile yaşıyorum…

* Ya tekerlekli sandalyede yaşamak zorunda kalanlar!

Hayatı onlara kolay kılabilmek için birey olarak bizler ne yapıyoruz? Devlet onlar için ne yapıyor? Sokaktaki özgürlüklerini bile ellerinden alıyoruz, onları evlere hapsediyoruz. İş vermiyoruz, aş vermiyoruz. Onlar için yaptığımız (bilinçsizce) şey sadece acımak. Onların acınmaya ihtiyaçları yok. Onların topluma kazanılmaya ihtiyaçları var.

Özürlü olmak bir eksiklik değil. Doğuştan olmakla birlikte birçoğu da kazalar sonucunda tekerlekli sandalyede yaşamak zorunda kalmışlar.

‘Benim başıma gelmez’ diyebilir misiniz? Siz öyle zannedin emi!

An meselesidir kazalar, hele hele ehliyetsiz araç kullananları, alkollü araç kullananları düşünecek olursak.

Bu iş, hiç sanıldığı gibi basit bir iş değil. Israrla görmezden geliyoruz ama ülkemizde ve dünyada tahmin bile edemeyeceğimiz sayıda tekerlekli sandalyede yaşamak zorunda kalan insan var ve hergün bunlara yenileri ekleniyor. Birgün bizim de onlardan biri olmamız an meselesi.

Onlara maddi manevi destek olmak insanlık görevimiz. Acımayı bırakalım, acınacak hale gelmeyelim!

Etiketler : , , , , , , , , , | Yorum Ekle