Davulcu Krizi

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Salı Oca 12, 2010 Kategori Ramazan, İzmir

davulcuBDün akşam iftar yemeğimizi hazırladım, ezan okundu ve Mert’le birlikte orucumuzu açtık. Tam çorbamızdan bir kaşık aldık, sokaktan davul sesleri gelmeye başladı.

Başımıza geleceği anladım ve hiç istifimi bozmadan, kendimi annemin memleketten getirip İstanbul’dan gönderdiği tarhana çorbama verdim.

Nasıl vermezdim ki… mis kokulu bir çorba ve üstünde kızarmış ekmek, yine memleketten getirilerek kilometrelerce yol kat edip bana ulaşan köy peyniri.

Annemler ona küpecik peyniri diyorlar. Sonundaki ‘CİK’ eki sanırım peynir kabının küçük olmasına istinaden ilave edilmiş şirin bir ek. Değilse de şimdi ben uydurdum.

Sonrasında olanlar oldu ve kapının zili acı acı çalmaya başladı. Mert kapıyı açmak için davrandı, ‘boşver otur yemeğini ye’ dedim.

‘Anne belki babamdır’ dedi…‘Hacdan gelmedi ya anahtarı var açar girer’ dedim.

‘Anne oruç sana yaramıyo, sen oruç tutma bence’ diyerek anlam yüklü bir ifadeyle yüzüme bakıp kapıyı açtı.

Karşımızda elinde davulu olan hayli esmer bir arkadaşımız. ‘Bahşiş topluyorum abla’ dedi ve elinde kirden pastan görünmeyen bir kağıt parçasını gözüme doğru uzattı.

Her ne kadar görmesem de o kağıdı andıran nesnenin yetki belgesi olduğunu düşündüm.

Adama çıkıştım ‘iyi de kardeşim tam iftar vakti olmaz ki, zaten karnım öldü açlıktan’ dedim. Adam ‘abla öğlende çıktım ancak geldim’ dedi. Sanki ertesi gün gelse günaha girecek…

Zaman geçiyordu ve karnım zil çalıyordu, davulcuyla daha fazla polimeğe girmeden parasını verdim gitti.

Kapıya hergün eline davulu kapan geliyor ve hepsinin elinde sözüm ona yetki belgesi var. Bu belge sebil olmalı ki herkesin elinde var. Bi bizim elimizde yok.

‘Her gelene bahşiş veremem ki kaç tane davulcusu var bu mahallenin’ diyorum, ‘abla o kadar çalıyoruz’ diyor.

Çalma kardeşim çalma. Zaten davul mu çalıyorsun teneke mi çalıyorsun belli değil. Hem ben zaten senin davulunun sesiyle uyanmıyorum ki, saati kuruyorum ona göre kalkıyorum.

Mahallede davul çalarken bana mı sordun da çalıyorsun… Tövbee tövbee…

Zaman zaman kaybettiğimiz değerleri konu alıyorum ama bu ramazan davulcusu olayı artık baymaya başladı. İlle de bu geleneğimiz sürsün deniliyorsa davulculara eğitim verilsin ve yetki belgesi de mahalle başına bir kişiye verilsin.

Belki de zaten her mahalleye bir davulcu düşüyor da bizim mahalle bereketli midir nedir anlamadım ki. Daha da ramazanın bitmesine var.

Benim korkum para vermek falan değil, çıkardıkları kuru gürültü ve daha da önemlisi para toplamak için seçtikleri uygunsuz vakit.

Çok merak ettiğim bir konu var, bu davulcular ramazanın bitmesiyle ne iş yaparlar ne yer ne içerler, sigortaları var mıdır?

Benimki de laf yani. Sanki ülkede her çalışanın sigortası var da…

Neyse ciddi konulara hiç girmeyelim aç karna, zaten sahura da kalkamadım. Hadi saati duymadım dün ezan saati para verdiğim davulcu nerdeydi ev ahalisi olarak aç kalırken?

Mert haklı galiba, benim aç halim hiç çekilmiyor.

:) ))) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Sanki Kıymet Mi Biliyolar

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Oca 10, 2010 Kategori Ramazan

AdsızRamazan geldi hoş geldi baklava tepsisi boş geldi…

Neden boş gelsin ki… Hazır baklava alırsınız ev halkına da, ”ev baklavası” dersiniz olur biter.

Kadın dediğin evde baklavasını yapar!

Geçen gün anneme gittim. Birlikte alışveriş yaptık. Nerden bilirdim ki aldıklarımız içinden on kilo domates ve 2 kilo sivri biber (hem de en acısından) başıma dert olacak!

Yok yok, o kadar domatesi politikacılara atmak için değil, kaynatıp kavanozlara doldurmak için almışız…

Tam bir işkence. Tek tek kabuklarını soyuyorsunuz. Bu işin kolay yolu; domatesleri sıcak suda biraz bekletip çıkardığınızda kabuklar kolayca soyuluyor…

:) ))))))))))) Bu teknik bilgiden sonra kaldığımız yerden devam edelim…

Soyulmuş domatesler küp şeklinde küçük küçük kesiliyor. Sivri biberi de unutmayalım… Biberler ince ince dilimleniyor. Bu karışım bir tencerede kaynatılıyor. Arada karıştırmayı da unutmayın,

Dibi tutarmış. Annem öyle dedi…

Sonrasında elinizi defalarca da yıkasanız biberin acısından en az iki saat o eliniz sızım sızım sızlıyor.

Sızım sızım sızlar içim/yüreğimde fırtınalar/ve suskun umutlarım/sanki benden hesap sorar…

Sıra geldi kavanozlara doldurmaya. Bunun için alt kat komşu ideal. Önceden haberleşmişler ve bu asil görevi komşu hanım üstlenmiş. Ne sevindim anlatamam…

Karışımı itinayla tek tek kavanozlara doldurdu. Kapak kontrolü yaptı. Kapak kapatıldıktan sonra biyerde, “tık” yapmalıymış. Tık yapmazsa kapağın sağlam olmadığına delaletmiş. Kapak sağlam olmazsa da hava girermiş ve konserve bozulurmuş,

Komşu hanım öyle dedi…

Annemle komşu hanıma sordum;

- Canlarım, neden yapıyosunuz?

Annem cevapladı, “sen hiç öğrenme, sadece dalga geç!”

Komşu hanım cevapladı, “kadın dediğin evde konservesini yapar. Amaaannnn aslında sen de haklısın be Esma, sanki kıymet mi biliyolar… ”

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Seyredenin Yalnızlığı

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Oca 10, 2010 Kategori Ramazan

Adsız… gökyüzünde

yıldız

yalnız mıdır

yoksa

yalnız

olan

seyredenin

yalnızlığı mıdır…

Olmaz olsun böyle şiir! Bunlar hep açlıktan oluyor. Gözümün önünden sıraya dizilmiş tatlılar geçiyor. En güzel de güllaç görünüyor. Hele üzerindeki o nar taneleri yok mu…

İftarda bir dilim ekmek sahurda bir dilim ekmek yersem böyle işte… yıldız yıldız…

Nasıldı o şarkı ya? Çok arabesk aslında…

Bazıları arabesk’e “arabeks”, risk’e “riks”, tiksinç’e de “tiskinç” diyor. :) Bu da tiskinç bir durum.

Ne diyordum, şarkı… yıldızlar…

gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar
yeryüzünde sizin kadar yalnızım
bir yalnızlık şarkısı söyler sazım
ben yalnızım ben yalnızım
yalnızım

kaderim bu böyle yazılmış yazım
hiç kimsenin aşkında yoktur gözüm
taşa geçer kendime geçmez sözüm
ben yalnızım ben yalnızım
yalnızım

Yalnız değilsiniz. Her nerde yaşıyor ve yaşatıyorsanız :) ))))) sadece siz saçmalamıyorsunuz . Merak etmeyin, açlıktan tüm bunlar. İftardan sonra geçer.

Üstüne neskafe, yanında da fıstıklı çikolata. Ama yemekte güllaç şart.

Tarif istemeyin, ya hazır alın ya da ne bileyim anneniz yapsın. Ablanız da olabilir ablalar da harika güllaç yapıyor. Ama sıkı sıkı tembihleyin içine gülsuyu koymasınlar!

Neskafeyi ille de çocuğunuz yapsın. Onun elinden içmek gibisi yok. Şekeri karıştırmasını da isteyin. “Oldu anne, senin yerine de içeyim istersen” diye bir cümle duyarsanız sakın şaşırmayın. Beni hatırlayın…

:) İyi bayramlar ve iyi iftarlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle