Baba Beni Mi Çağırdın (3)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Tem 29, 2010 Kategori Öykü

-Alo ben Orhan Hoca, sizinle biraz konuşabilir miyim?

-Evren’e yoksa bir şey mi oldu Hocam?

-Yok öyle merak edecek bir şey yok.

-Peki ne oldu hocam çok merak ediyorum.

- Merak edecek birşey yok ama bu başka birşey.

-Nedir hocam,  lütfen çok merak ettim. Nedir bu başka bir şey?

-Şey hanım efendi siz bir taksi ile Alibeyköy sahasına gelebilir misiniz? Bu çok önemli.

-Hocam çok önemli ise gelebilirim.

-Geldiğiniz zaman beni cepten arayın, sizi uzakta karşılamak istiyorum, hemen orada acele edip yanımıza gelmeyin.

-Peki hocam hemen geliyorum.

Ben telefonu kapadım, Hasan Hocanın yanına döndüm. Hasan Hoca ile gözgöze geldik ve ben hiç birşey olmamış gibi maçı takip etmeye başladım. Hasan Hoca ve ben artık maçı unutmuştuk, yakında olabilecekleri en iyi şekilde hayal ediyorduk. Ya aksi bir şey olursa  o zaman çok şeyde berbat olurdu.

Günlerden Pazar olduğu için trafik sakin olur. Havada mevsim itibarı ile soğuk olmasına rağmen yağış yoktu. Maçta devre oldu. Hasan Hoca ve ben sporcularla beraber soyunma odasına gittik. Kadrodaki gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra maçın ikinci yarısı için takımlar sahaya çıktılar.

Bu arada Evren ile babası gayrı ihtiyari gözgöze geldiler. Aralarındaki elektriklenmeyi ben bilemem ama bir şeyler oldu ki Evren bana,

Orhan Hocam bu amca bana neden öyle bakıyor?

-Ne bileyim ben, senin iyi futbolcu olmandan da kaynaklanıyordur bu bakış.

Maçın ikinci yarısı başladı, bütün dikkatler sahada oynanan maça çevrildi. Ben gene yedek kulübesinden biraz uzaklaştım. Gözüm tesislere girecek olan takside.

Evet az bir zaman sonra beklediğim taksi geldi. Bir bayan indi ve sağa sola meraklı gözlerle bakarken bir yandan da telefonuyla beni arıyordu.

-Alo Orhan Hocam ben geldim.

-Alo evet ben sizi görüyorum, lütfen orada kalınız ben sizin yanınıza geliyorum.

Evet bayanın yanına vardığım zaman o da bende nefes nefese idik. Meraklı bakışlarla bana bakıyordu.

-Hayırdır Orhan Hocam… diyebildi.

-Hayırdır, yalnız sıkı durun ve heyecanlanmayın

-Olay nedir Orhan Hocam?

Bende kendimi zorlayarak çok zor olan iki kelimeyi ağzımdan çıkardım

-Kocanız burada.

Karşımdaki kadın şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Öyle kala kalmıştı. Ben devamla,

-Evet hanım efendi kocanız burada ve şu anda Evren’in maçını seyretmekte. Bu arada Evren de babasının kendisini seyretmekte olduğunu bilmiyor ama bir şeyler hissetmekte.

Kadıncağız öylece beni dinlerken ağlamaya başladı. Kendisi hiçbir şey söylemiyor, yalnız ağlıyordu  sessizce ve mağduriyetin verdiği üzüntü, hasretin verdiği acıların bittiğine son veren gözyaşları mı idi yoksa bu göz yaşları. Veya daha büyük acıların başlangıcının göz yaşları mı idi. O anı ne kendi ne de ben biliyordum. Yalnız kadıncağız ağlıyordu, hiç konuşmadan ağlıyordu.

Ben kısa bir zaman sonra kadıncağıza müdahale etmek zorunda kaldım.

-Eğer siz evet derseniz ben Evren ile babasını tanıştırmak istiyorum, ne dersiniz?

-Bayanda hiç bir hareket yoktu, göz yaşları sicim gibi akmaya devam ediyordu. Ben devamla,

-Siz konuşmayın yalnız başınızla  evet veya hayır deyin ama acele edin ki zaman daralmakta.’

Evren’in annesi başıyla gözleriyle ‘evet’ derken dudaklarından da şu sözler dökülmekteydi. 

-Onu çok özledik Hocam onu  çok özledik.

Bende kendisine teşekkür ederek şöyle dedim kendisine

-Benim şimdi maçta olmam lazım, sizde yavaş yavaş gelin.

Maçın bitmesine daha yirmi dakika var ben yedek kulübesine geldim tekrar Hasan Hoca ile göz göze geldik ve ben,

-Hasan bundan sonrasını ben idare edeceğim…

Maçın skoruna filan bakan yoktu. Ben sanki maçı çok ciddiye almışım gibi sahanın kenarından başladım talimatlara,

-Arda ileri çıkma, Mehmet dikkat oğlum adamını kaçırıyorsun. Feyyaz ne yapıyorsun be oğlum tut topu, dikkat et hay Allah.

Top bir o kalede bir bu kalede. Bizde bir an kendimizi maça vermişiz ki bir gol pozisyonunda “evren oğlum vur gol olsun” diye bağırmışız. Evren’de topa vurduktan sonra bana dönüp,

-Baba beni mi çağırdın? deyince  o anda ipler koptu ve  babası da bu seslenişi kendine zannederek,

-Eevet oğlum seni çağırdım, geldim artık, size döndüm… diyerek ileri atılır ve yere düşer.

O anda sahadaki sporcular başta Evren olmak üzere bu manzaraya şaşkın şaşkın bakarken futbol unutuldu.

Evren, ‘babam ,babam gelmiş, hocam babam mı gelmiş’ diyerek bana koşarak geldiği zaman ağlıyordu. Tabi bizler de ağlıyorduk. Babası yerden kalkmaya çalışırken evren ona doğru hamle yaparak kendisine sarıldı. Şimdi yerde baba ve oğulun yerde bakışmalarını seyrediyorduk.

Bu durumda ilk konuşan Evren oldu.

-Sen benim  babam mısın’ diye sorarken bu ikiliye üçünçü bir kişi olan anneleri de katıldı.

-Evet oğlum o senin baban baban, döndü oğlum

Evren’in babası annesi ve de kendi hüngür hüngür ağlıyorlardı. Evren bir annesine, bir babasına sarılıyordu.

Sahada hüzün ve sevinç bir aradaydı.orası öyle bir hal aldı ki hüzün ve göz yaşlarının yerini mutluluk gözyaşları almıştı. Hasan hoca ve ben bu manzarayı alkışlamaya başlayınca bütün  gençler ve taraftarlarda alkışlamaya başlamışlardı. Bu sahne öyle bir sahne idi ki yaşarken bir ömür gidiyordu.

Bir ara Evren yanlarından ayrılarak yanımıza geldi,

-Baba beni çağırmaya devam et çünkü sizleri çok seviyorum

Bu durumda herkesin gözyaşları birbirine karışmıştı. Maç bitti, bitiş düdüğü çalmadan maç bitmişti. Bu bitiş mutluluğun başlangıcı olan bir bitişti. Ben rakip takım hocasına teşekkür ettim ve

-Bir başka zaman maçımızı bitiririz Yılmaz Abi.

Kendisi de bana , ‘Orhan Hocam bu sahne bir ömre bedeldir’

Sporcular soyunma odasına giderken herkes yaşanan bu olayın etkisinden hala kurtulmamışlardı ama sinirler yatışmış aile mutluluğu yakalamıştı. Anne ve baba da Evren’in giyinmesini bekliyorlardı. Ben soyunma odasında Evren’e,

-Malzemelerini al ve annen ile babanın yanına git…  dedim. Bugün onlarla beraber ol.

-Hocam ben sizinle gelmek istiyorum

-Çabuk dediğimi yap bakalım.

Bir an durdu ve bize yaklaştı, ağlamaya başladı

-Peki baba… dedi.

Soyunma odasında tekrar hepimizin gözleri doldu. Ben onu o da beni ve Hasan Hocayı öptü, dışarı çıktı biz artık göz yaşlarımızı silmeye gerek duymuyorduk. Ben annesine ve babasına,

-Lütfen artık evinize gidin, mutlu bir aileniz var geçmişi unutun, geleceğe bakın..

Evrenin babası gitmeden boynuma sarıldı ve bana,

-Sen benim de  babamsın… dedi.

-Hadi, hadi yeteri kadar ağladım zaten, beni akşama kadar ağlatmak mı istiyorsunuz?

 Annesi de yaşlı gözlerle bana,

-Sizlerle iftihar ediyoruz siz bizim de babamızsınız.

Evet sizler yola çıkın ki bizde toparlanalım dedim. Hasan Hocamız çok genç olduğu için yaşanan olaylar karşısında hem şaşırmış hem de çok duygulanmıştı.

Aile yanımızdan ayrıldıktan sonra gençlerimizde giyinmeye başlamışlardı. Evren elli altmış metre uzaktan bize dönüp, ‘baba benimi mi çağırdın’ diyerek el salladı sonra da anne ve babasının omuzlarına ellerini atarak ortada gidiyordu.

Bizde takımı minibüse bindirerek hüznü silahtar sahasına bırakarak mutluluğu yanımıza aldık ve kulübümüze doğru yola çıktık.

*****

Orhan BUDAK

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Baba Beni Mi Çağırdın (2)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Tem 28, 2010 Kategori Öykü

-Hasan hoca devamla,

Biz bunu öğrenmek istedik, çünkü kendisi mali yönden zayıf olduğu için ve de bize ara ,ara “Baba ” diye sesleniyor. Buda bizleri duygulandırmakta. Ve devamla soruyor,

-Peki bizim sizin için yapabileceğimiz bir şey var mı?

-Sağ olun Hocam… Evren sizleri çok seviyor, dersleri de çok iyi. Haliyle babasını çok özlediği için sizleri onun yerine koyuyor demek ki.

Hanım efendi, bizler de sizler gibi inanıyoruz ki babası birgün mutlaka dönüp gelecektir.

Konuşmamız bu kadar oldu. Biz Evren’in durumunu öğrendikten sonra Evren’e karşı tutumumuz biraz daha kolaylaştı. Onun bize, bizim ona karşı olan sevgimiz biraz daha artmıştı.

Bizim antreman maç yoğunluğu altında çalışmalarımız sürerken zamanda su gibi akıp gitmekteydi.

İşte böyle bir antreman sonrası, ‘Gençler bu hafta çok iyi maçlarımız var ona göre hazırlanacağız’ dedim.

Gençlerde bana, ‘Kiminle oynayacağız hocam’ diye sordular. Ben rakibin ismini söyleyince de

‘Biz hiç bir takımdan korkmayız Hocam’ diyerek heyecanlarını dile getirdiler.

Antreman bitiminde genç sporcuları topladım ve şu konuşmayı yaptım kendilerine.

-Hafta sonu maçımız var, şimdi giyinin ve herkes doğru evine gitsin, tamam mı?

Hepsi birden cevap verdiler,

-Tamam Hocam, herkes evine gidecek.

Ben devam ettim,

-Gençler yol paranızı cebinize koyunuz, yoksa yolda kalırız ha.

Gençler dağıldıktan sonra biz Hasan Hoca ile beraber birer çay içmek için kulübün kafeteryasında Hüseyin’e çaylarımızı ısmarladık. Hem çaylarımızı içiyorduk hem de dertleşiyorduk ki bizim bu muhabbetimizi bozan bir ses işittik.

-Orhan Hoca siz misiniz? diye seslenen kişi  yanımıza da yaklaşmıştı.

-Evet benim…  diye yanıt verdim ve bu arkadaşımız da Hasan Hocamız.

-Memnun oldum…  dedi seslenen bey, Biz de kendisine, ‘Buyrun oturun, birer çay içelim’ dedik.

-Tteşekkür ederim Hocam… dedi, demesine ama üzerinde bir ürkeklik olduğunu sezdik biz Hasan Hoca ile.

Bizim meraklı bakışlarımızdan sıkılmış olacak ki ‘oturabilir miyim diye de sordu.

-Buyrun oturun, kimin için geldiniz?

Bir veli olduğu belli idi. Acaba kimin  velisi idi? Sandalyeye oturdu, heyecanlı ve ürkekti. Gelen çaydan bir yudum aldı ve cesaretlenmiş gibi bu sefer kendi bizlere sordu

 -Nasılsınız?

Bizde cevap verdik

Allah’a şükürler olsun bizler çok iyiyiz de sizler nasılsınız?

-Bende iyi olacağım inşallah,

-Ne demek bu? diye kendisine sordum.

-‘Ben’ dedi ve ilave etti “Ben evren’in babasıyım”

Ben ve Hasan Hoca çaylar elimizde öylece kala kaldık. Bir müddet de sessizlik hakim oldu oturduğumuz masanın çevresinde. Ve bu sessizliği ilk bozan ben oldum,

-Evren’in babası mısınız?

-Evet, ben Evren’in babasıyım. Yıllar önce çalışmak için Avrupa’ya gittim. İlk günler herşey çok güzel geçti. Fakat büyük bir kaza geçirerek aylarca hastahanelerde kaldım ve bu kaza sonucunda ben sakat kaldım. Bu bende ruhsal bir tedirginlik yarattı. Korkmuştum, sakat kalmak beni dünyadan, yaşamaktan soğuttu.

‘Ama’ diye sordum kendisine,

-senin bir ailen ve çocuğun var, bunları nasıl unutursun?

-Unutmadım hocam unutmadım, ama sakat kalma korkusu beni yedi bitirdi. Sizden yardım istiyorum.

-Ne gibi yardım istiyorsunuz, elimizden geleni yapalım.

-Beni oğlumla tanıştırmanızı istiyorum.

Bu teklif bizi hem sevindirdi hem de düşündürdü. Ama bu işi nasıl yapacaktık?

-Ne olur ona şimdilik bunu hissettirmeyin diye de ilave etti.

Bizde ‘Peki’ diyerek ona yardım sözü verdik de, maça iki günümüz var biz şimdi bu iki günü nasıl geçireceğiz?

Evren’in babası Türkiye’ye altı ay önce gelmiş. Evren’lerin evine yakın bir yerde ev tutmuş, altı aydır da onları gözlemekteymiş. En nihayetinde bu işi bizimle beraber çözmek istemiş.

Ben de kendisine “Evren sizi, görse tanır mı? diye sordum.

-Tanımaz… dedi.

-O zaman Pazar günü saat onda burada olun, bizimle maça gelirsiniz.

_Peki Orhan Hocam, Pazar günü görüşürüz… diyerek yanımızdan ayrıldı. O giderken arkasından dikkat ettim kendisi aksayarak yürüyordu. Yalnız ve dertli gelmişti giderken de sevinçli gidiyordu.

Evet sabırsızlıkla beklediğimiz maç günü geldi. Gençlerimizin toplanmaya başladığı tesise herkes gelmişti. Buna Evren’in babası da dahildi. Ama o bizlerden haliyle biraz uzakta durmaktaydı. Biz takım kadrosunu belirledik, bizi maça götürecek minibüse bindik ve yola çıktık. Evren’in babası da bizi bir başka araçla takip ediyordu. Bizlerdeki heyecan son haddinde idi.

Maçın oynanacağı tesise geldiğimiz zaman maç kadrosu soyunarak  formalarını giydiler ve sahaya çıktılar. Onlar sahada maç ısınmasını yaparlarken Evren’in babası da yanımıza geldi. Bizde Hasan Hoca ile beraber sporcuları yanımıza çağırarak son bir konuşma yapmak istedik. Buradaki gayemizin biri de Evren ile babasını karşılaştırmaktı. Hepimiz sahanın kenarında daire olmuş bir vaziyette Hasan Hoca’nın konuşmasını dinliyorduk.

Bu arada Evren’in babasını da başka takımın hocası olarak tanıttım. Bu arada baba ile oğulun nasıl bir iletişim kurabileceklerini de merak ediyorum. Evren istemeden bu yabancıyı süzmekteydi. Tabi ki babası da onu. Bende onların birbirlerine temaslarını sağlamak için maça çıkarlarken tokalaştırmıştım, bu organizasyona Evren’in babası da dahildi. Böylece yıllar sonra baba oğul birbirlerinin ellerini tutmuş oluyorlardı.

Biz teknik heyet ve Evren’in babası hep beraber yedek kulübesine oturduk maçı beraberce seyretmek için.

Ben daha önce Evren’lerin evinin telefonunu aldığım için bu aile birleşmesine bir üçüncü kişi olan annesini de buluşturmak istiyordum. Bu karışık duygular ile en uygun  bir anda yedek kulübesinden ayrıldım.

Bu düşüncemi Hasan Hoca ile de paylaşmıştım. O zaman  kendisi bana,

-Orhan Hocam çok iyi düşünmüşsün, peki nasıl sonuçlanacak bu iş ?

-Sen takımı yönetirken bende bu işleri halletmeye bakayım uygun bir zamanda faaliyete geçerim.

-Peki Orhan Hocam… diye karşılık vermişti.

Evet, bu iş bölümünü yaptığım andan itibaren olayın ikinci safhasını harekete geçirmek için kendi kendime düğmeye bastım. Evren’in babasını Hasan Hocanın yanında bırakırken kendisine tembihte ettim “aman heyecanlanmayın ve sakın ve sakın oyuna hele hele Evren’e müdahale etmeyin.ve yalnızca sabredin.”

Kendiside bana cevaben,

-Tamam Orhan Hocam, zaten heyecandan dilim tutulmuş, kalbim heyecandan dışarıya fırlayacak gibi.

Ben gülümseyerek yanlarından ayrıldım. Biraz ileride cep telefonumdan Evren’in annesini aradım ve karşımdaki ses verdi.

-Alo…

*****

Orhan BUDAK

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Baba Beni Mi Çağırdın (1)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Tem 25, 2010 Kategori Öykü

Cemiyetlerin önemli bir parçasıdır spor kulüpleri. Bizler de bu parçanın önemli kişileriyiz.  Sayısız gencimize spor yaptırmanın imkanlarını ararız. Bunun yanında hemen hemen bizimle çalışan gençlerimizin sosyal, ekonomik durumunu da imkanlarımız dahilinde bilmek zorundayız. İşte benimle neredeyse beş yıldır beraber çalışan Evren ismindeki futbolcu adayımızın kısa öyküsü…

Evren bize ilk geldiğinde on yaşında idi. Her çocuk gibi biraz ürkek, biraz meraklı ve yaramaz olmasına rağmen durgunluğu da bizlerin gözünden kaçmıyordu. Biz salı, perşembe akşam üstleri ile cumartesi ve pazar günleri de sabahları hem antrenman ,bazen de maç yapardık.

Zaman içersinde her genç sporcu adayı gibi  Evren de bizlere alışıp dertleşmeyi de öğreniyordu. Bazen kısa diyaloglarımız şöyle gerçekleşmekteydi.

-Evren malzemen tamam mı?

- Evet Hocam

-Yemek yedin mi, inşallah aç değilsindir?

-Yedim Hocam.

-Hadi bakalım, hazırlan da maça çıkalım

-Tamam hocam.

Kadromuzdaki gençlerimizin hemen hepsinin aile yapılarını da bilirdik. Kim öksüz, kim yetim, kimin maddi durumu iyi, kimin ders durumu nasıl… Hepsini bilmemize rağmen Evren gibi bazılarını da çözemiyorduk.

Kendisi bazen çok neşeli, bazen durgun, bazen arkadaşlarına çok yakın, bazen de çok uzaktı ama bizlere daima çok yakın durmaya çalışıyordu.

Hasan Hoca ile bana bizlere yakın olmak bizler ile konuşmak onu ziyadesiyle mutlu ediyordu. Diğer sporcular bize Hocam diye hitap ederken Evren bazen “Baba” diye de hitap edebiliyordu.  Biz Evrenin babası var mı yok mu onu da çözememiştik.

Maç sırasında hocaların huyudur, ‘hadi oğlum koş oğlum  Evren’ dediğimiz zaman,

- Tamam baba koşuyorum… diye de cevap verirdi.

Bazen de maç sırasında ona hiç seslenmezdik ama o bize dönerek,

-Baba benimi çağırdın… diyerek saha kenarına kadar gelirdi.

Bizde maç atmosferi içersinde ona kızarak,

-Oyuna dön be evladım… dediğimiz zaman,

-Tamam baba… diyerek sevinirdi.

Çalışkan bir gençti Evren. Bizimle böyle diyaloglar kurması bizi araştırma yapmamızı şart kılmıştı.

Bir gün,

-Evren, velini hiç görmedik be oğlum… dedik. Velin kim?

-Annem var Hocam

-Peki o zaman bizim annenle görüşmemiz lazım, bizi mutlaka bir gün görmeye gelsin.

-Hocam annem çalışıyor,  ancak Pazar günü gelebilir… dedi.

-Biz de “mutlaka gelsin ama” dedik. ‘Tamam Hocam’ diyerek antrenmana devam etti.

Hafta sonunda Evrenin annesi Evren ile beraber geldi. kendisi kırk yaşlarında gözlerinde hafif bir hüzün olan orta boylu esmer bir hanımdı.

Kendisine nazik bir şekilde “Hoş geldiniz” dedim ve devam ettim. ‘Ben Orhan Hoca, arkadaşım da Hasan Hoca. Hasan Hoca benden epey genç olmasına rağmen olgun bir genç, bu hususlarda da belki de benden çok tecrübeli idi. Evren’in annesinin bakışlarını sezdiği için, ‘Merak edecek bir durum yok hanım efendi , biz sizinle Evren hakkında konuşmak istiyoruz’ dedi.

-Evren  hatalı bir şeyler mi yaptı hocam?

-Hasan Hoca “Yok hayır ” diye cevap verdi ve devam etti. ‘Evren yetenekli bir genç, babasının ne iş yaptığını merak ediyoruz’

-Hocam Evren’in babası Avrupa’ya Evren daha çok küçükken  çalışmaya gitmişti ama biz ondan bir müddet sonra cevap alamadık.

-Peki babası yaşıyor mu, bundan haberiniz var mı?

Bayanın gözleri daldı, maziden birini bekliyormuşçasına gökyüzüne baktı ve sonra bize dönerek devam etti,

-Yaşıyor galiba, ama kendisinin nerede olduğunu bilemiyoruz. Bir kaza geçirdiğini duyduk hepsi o kadar. Başka da bir bilgimiz yıllarca olmadı. Ben oğlumla beraber yaşıyorum ve babamızın ne zaman dönüp geleceğini bekliyoruz.

-Peki hanım efendi nasıl geçiniyorsunuz?

-Biz annemlerde kalıyoruz ve ben de çalışıyorum.

****

Orhan BUDAK

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Alo Orda Mısın(Son)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 20, 2010 Kategori Öykü

Bara geldiklerinden arkadaşlarının barda olduğunu gördüler. Sınavı iyi geçen bütün arkadaşları kutlamak için ortak mekanları olan bu barı seçmişti. Herkes çok mutluydu. Birlikte içiyor şarkılar söylüyor dans ediyorlardı.

Nazan’la Murat birbirlerine tanışma hikayelerini anlatıyor kahkahalar atıyor, bu günlere nasıl geldiklerini konuşuyorlardı. Olanları düşününce kendilerine inanamadılar. İlk karşılaştıkları anı hatırladılar. Nasıl da heyecanlanmışlardı. Yaşanan herşey masal gibiydi.

Geç saatlere kadar eğlendiler. Murat, ‘Hadi aşkım artık evimize gidelim’ dedi ve arkadaşlarına iyi geceler dileyerek kalktılar. Nazan, “arabayı kullanabilecek misin?” diye sorduğunda Murat, “hayır aşkım taksiyle döneceğiz” cevabını verdi.

Nazan arabadan oyuncak ayısını aldı ve taksiye binerek evlerine geldiler.

İkisi de çok mutluydu. Öyle ki ne Nazan ne de Murat ailelerin tepkisini düşünmek bile istemiyorlardı. Hatta Murat, Nazan’a sınav sonrası telefonunu kapattırıp, “aradan bir süre geçsin biz onları arayacağız” diyerek Nazan’ı ikna etmişti.

Kapıya geldiklerinde Murat Nazan’ı kucağına aldı eve öyle girdiler. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. İkisi de çok heyecanlıydı nasıl davranacaklarını bilemiyorlardı. Bir süre koltukta oturdular sonrasında Murat, “yatalım mı aşkım?” diye sordu. Nazan rüyada gibiydi hiç itiraz etmedi. Birlikte odalarına gittiler.

Güzel bir gecenin sabahında Nazan uyanıp kendini Murat’la aynı yatakta çıplak halde yatarken görünce önce çok utandı. Murat hemen yanıbaşında uyuyordu. Bu bir rüya değildi. Her ikisi de hayallerine kavuşmuşlardı.

Usulca eğilip Murat’ın dudaklarına bir öpücük kondurdu. Murat gözünü açıp karşısında Nazan’ı görünce, “benim güzel karım uyanmış mı” diyerek karısına sımsıkı sarılarak öptü.

“Güzel bir kahvaltıya ne dersin?” diye sordu.

Bu yaşananlar gelecekte yaşanacak olan güzel günlerin başlangıcıydı.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Alo Orda Mısın(40)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 20, 2010 Kategori Öykü

Eve geldiğinde bütün ışıklar sönüktü. Geç kaldığı için anne ve babası Nazan’ı beklememiş çoktan yatmışlardı. Nazan sessizce odasına geçti yatağına oturdu. Yarın sabah evden onları son kez görmeden ayrılacaktı. Bu hiç hesapta yoktu. Bunu düşündüğünde hüngür hüngür ağlamaya başladı

Bir süre sonra yatağından kalktı, sınav için kimliğini sınav belgesini kalemlerini silgisini hazırlayarak yatağına yattı. Murat’ı düşündüğünde bütün sıkıntısını unutarak birlikte geçirecekleri güzel günlerin hayaline daldı. Buruk bir sevinç ve hüzün birbirine karıştı. Düşünceleri dağınık bir halde uykuya daldı.

Sabah erkenden Murat’ın telefonuyla uyandı. Murat kapıda onu bekliyordu. Hemen kalkıp aceleyle giyindi, çantasını aldı. Odasının kapısından tam çıkarken oyuncak ayısını gördü ve geri dönerek pandasını alıp ağlayarak evden çıktı. Evine son bir kez bakıp arabaya bindi.

Murat Nazan’ın bu kadar üzüleceğini tahmin edememişti. Onun dikkatini dağıtmak için,”sınava bütün kızlar süslenmiş olarak gelirken sen böyle kıpkırmızı gözlerle sınava girmeyi düşünmüyorsun değil mi?” diyerek ona mendil uzattı.

Nazan yüzünü sildikten sonra kendini toplayarak, “tamam ağlamayacağım” dedi. Murat onu öperek, “benim aşkıma ağlamak değil gülmek yakışıyor.” diyerek ona moral verdi. Okula geldiklerinde Nazan kendini çok daha iyi hissediyordu.

Murat, “şimdi nasılsın” diye sordu. Nazan Murat’ın telaşlandığını görünce, “merak etme gerçekten iyiyim, telaşlanacak birşey yok” diyerek her şeyin yolunda olduğunu söyledi.

Birlikte arabadan indiler. Murat Nazan’a iyi şanslar dileyerek uğurladı. Nazan büyük bir kalabalıkla okula girerek gözden kayboldu.

Murat uzunca bir süre kapıda bekledi. Beklerken düşüncelere daldı. Birkaç saat sonra aşkı okuldan çıkacak ve o dakikadan itibaren bir daha hiç ayrılmayacaklardı. Yeni doğan günü yatağında Nazan’la karşılayacak olmanın mutluluğu şimdiden bütün bedenini sarmıştı. Nazan’ın hayali bile çok güzeldi. Tüm bunları düşünürken vaktin nasıl geçtiğini anlamadı

Nazan sınavdan çıktıktan sonra koşarak Murat’ın yanına gelerek boynuna sarıldı. “Aşkım sınavım harika geçti. O kadar mutluyum ki” diyerek sevinç çığlıkları atıyordu. Murat’ın konuşmasına izin vermeden sınav sorularından verdiği cevaplardan bahsediyordu. Murat onun bu heyecanını görünce çok mutlu oldu. Onun sözünü kesmeden sevincine ortak oldu.

Sonrasında Nazan’ın yanağına kocaman bir öpücük kondurarak, “bunu kutlamalıyız aşkım hadi bin arabaya” dediğinde Nazan durgunlaştı, cevap vermeden arabaya bindi. Murat o an Nazan’ın fikir değiştirmiş olabileceğini düşünüp çok korktu.

Ellerini avuçlarının içine alarak, “aşkım benimle yaşamaya hazır değilsen söyleyebilirsin. İstemediğin birşey için seni asla zorlamam” deyince Nazan Murat’ın gözlerine bakarak, “hazırım sadece ailemden bu şekilde ayrılmak beni çok üzüyor” diye karşılık verdi. Murat, “aşkım göreceksin hepsi geride kalacak, ailelerimiz bizi affedecek” diyerek onu rahatlatmaya çalıştı.

Nazan gülümseyince Murat, “benim çalışkan aşkım kutlama yaptıktan sonra artık evimize gitmek için hazır olacak mı?” diye son kez onayını almak istedi. “Evet aşkım hazırım” cevabını alınca dünyalar onun oldu. Artık eğlenmeyi hak etmişlerdi.

Doğruca bara gittiler.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Alo Orda Mısın(39)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 20, 2010 Kategori Öykü

Nazan yaptığı çılgınlığa inanamıyordu. Ailesini düşündüğü an hemen hüzünleniyor düşünmemeye çalışıyordu.

Giderken ekmek aldılar bir süre sonra da evlerine geldiler. Nazan kapıyı açtı Murat’da bavulları taşıdı.

Nazan, “Ne yani ben şimdi evde mi kaçtım?” diye sesli düşündü. Murat gülerek, “hayır sen kaçmadın. Bugün bavulların kaçtı, sen yarın kaçacaksın. Hadi şimdi kaçan bavullarımızı yerleştirelim” diyerek Nazan’ın elinden tutarak yatak odasına götürdü.

Nazan hep başkasının evi olarak gezdiği evin sahibi olmuştu. Eşyalara dokunmaya korkuyordu. Murat onun ürkek halini görünce, “rahat ol burası senin evin bütün eşyalar da sana ait” diyerek onun eve ısınmasını sağlamaya çalıştı. Beraberce bavulları yerleştirdiler.

Eşyaları yerleştirince Murat, “ev şimdi seninle eşyalarınla çok daha güzel oldu. Ev sen oldu” dedi.

Nazan etrafa göz gezdirdi, “evet ben buraya aitim” dediğinde Murat Nazan’a sıkı sıkı sarılarak öperek, “sende bana aitsin, bu günden sonra karım olacaksın. Ama bugün misafirsin. Hadi mutfağa gidelim kahvaltı hazırlayalım. Daha sonra da alışverişe çıkarız” diyerek birlikte mutfağa gittiler.

Güzel bir kahvaltı masası hazırladılar. Artık evin her tarafına hayat gelmişti. Neşe içinde birlikte kahvaltılarını yaptılar. Yemekten sonra Nazan,  bulaşıkları makinaya yerkeştirmeye başladığı sırada Murat, “Hayır bulaşıkları yıkama, evde yaşanmışlığın izleri olsun istiyorum” diye cevap verdi.

Bulaşıkları akıtıp öylece bıraktılar. İşleri bitmişti alışverişe çıkıp kalan eksikleri almaları gerekiyordu ama ikisi de evden dışarı çıkmak istemiyordu. Murat, “hadi tembel kız çıkalım artık, bugünden sonra uzunca bir süre evden çıkalım desen de hiçbir yere çıkmam, haberin olsun” diyerek onu evden çıkardı.

Nazan, “yazlık evde perdeye gerek var mı?” diye sorunca Murat, “yazlık da olsa orası bizim evimiz ve uzunca bir süre orada yaşayabiliriz. Eksiğimiz kalmamalı” diye cevapladı. Perdeleri alırken çok eğlendiler. Çok cici perdeler aldılar. O an akıllarına gelen birkaç eksiği de aldıktan sonra işleri bitmişti.

Murat, “eve gidip perdeleri takalım akşam da biryerlere gidip eğleniriz. Gece de seni eve bırakırım” diye öneride bulundu. Nazan, uzun zamandır dışarıda eğlenmediğini çok güzel bir fikir olduğunu söyledi.

Tekrar eve doğru yola çıktılar. Aldıklarını arabadan indirirken yine birsürü şey aldıklarını fark ettiler. Eve merdiven bile almışlardı. Nazan, “ben olsam merdiveni akıl edemezdim” dediğinde Murat’ı gülerek, ”aşkım merdiven olmasa perdeleri takamayız” diyerek asılı duran perdeleri indirdi ve yerine yenilerini taktı.

Ev çok sevimli olmuştu. Koltuklar minderlerle birlikte şimdi daha güzel görünüyordu. Murat çocuklar gibi şendi. Evin ilk halinden eser kalmadığını söylediğinde Nazan ilk halini görmediği için, “evime laf söyleme evim çok güzel” diyerek savunmaya geçti. Nazan’ı ilgilendiren tek şey Murat’la aynı evde yaşayacak olmasıydı.

Nazan’la Murat akşama doğru dışarı çıktılar. Çok güzel bir akşam geçirdiler. Geç saatlere kadar eğlendiler. Birlikte olunca zaman nasıl da hızla akıp gidiyordu.

Nazan artık gitmesi gerektiğini evde bu gece son gecesi olduğunu söyledi hüzünle. Murat onu anladığını söyleyerek Nazan’ı eve bıraktı.

“Sabah seni alırım ve artık evimize gideriz. Evden ona göre çık” diyerek Nazan’ı hazırlamaya çalıştı. Öpüştüler ve Nazan arabadan indi.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Alo Orda Mısın(38)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 20, 2010 Kategori Öykü

Nazan eve geldiğinde içi içine sığmıyordu. Babası Nazan’ı görünce yerinden kalkarak kızına sarılıp öperken, “aman da benim prensesim akşamlara kadar sınavlara hazırlanırmış” dediği zaman Nazan ne diyeceği bilemedi.

Onların, “bu saate kadar nerde kaldın” diye kızacaklarını düşünürken hiç de düşündüğü gibi olmadı. Belli ki kızlarının Ayça’yla birlikte sınava çalıştığını düşündükleri için tepki göstermiyorlardı.

Annesi, “yorgun görünüyorsun yemek yiyelim odana çık dinlen” deyince Nazan, “üstümü değiştirip geliyorum” diyerek odasına çıktı.

Başka zaman eve on dakika geç gelince kıyameti koparan anne babası nasıl oluyordu da hiç ses çıkarmıyorlardı. Bunları düşünerek bir taraftan da üstünü değiştiriyor odasındaki eşyalarına göz gezdiriyordu.

“Allah’ım bunların hangi birini bavula sığdıracağım hepsi lazım bunların” diye düşündü. Gündüz olanlar onu çok sarsmıştı, artık hiçbir şey düşünemez olmuştu. Üstünü değiştirdi ellerini yıkayıp masaya geldi.

Annesi her zamanki gibi yine çok güzel yemekler hazırlamıştı. “Ben yemek yapmayı da bilmem” diye geçirdi aklından. Hem okul hem evlilik nasıl yürüyecekti. Kara kara düşünürken annesinin sesiyle irkildi, “neyin var hasta mısın çok dalgınsın” diyordu. “Hasta değilim anne iyiyim sadece biraz yorgunum” dedi

Babası, “artık ne çalıştıysan onunla gir sınava. Son gün çalışmana gerek yok biraz beynin dinlensin. Hatta Murat’la birlikte biraz vakit geçir. Son zamanlarda çok çalıştın bunu hak ettin deyince Nazan ağlamamak için kendini zor tuttu. Onlara yalan söylemişti, “öğrendiklerinde ya beni hiç affetmezlerse…” diye düşündü.

“Yarın okuldan sonra Murat’la zaman geçiririm. Gecikirsem merak etmeyin, akşam Murat bırakır” diyerek yalanını en aza indirmeye çalıştı. Böylece daha az yalan söylemiş olacak vicdanını rahatlatacaktı.

Babası, “tamam ama telefonun sürekli açık olsun” diyerek birlikte zaman geçirmelerini onayladı.

Nazan yemeğini yedikten sonra izin isteyerek odasına geçti. Başı çok ağrıyordu. Sevinmekle üzülmek arasında gelgitler yaşıyordu. Dolabının kapaklarını açtı çekmecelerini açtı. Kıyafetlerine baktı en önemlilerini doldurmaya başladı. Bavul dolmuştu ama alması gereken daha çok eşyası vardı.

Sessizce gidip annesinin odasından bir bavul alarak geldi. Bu bavul daha büyüktü içine daha çok eşya sığdırabilirdi. Kalanları da bavula koyduğunda artık dolu dolu iki bavulu olmuştu. Şimdi tek derdi sabah kimseler görmeden onları dışarı çıkarmaktı.

Tam o sırada çalan telefon imdadına yetişti. Arayan Murat’dı. “Aşkım seni çok özledim” diyordu. Nazan ise eşyalardan bunalmış halde, “iki bavul yaptım ama sabah nasıl kimse görmeden kapıya çıkaracağım hiç bilmiyorum” diye mızıkladı.

Murat, “telaş yapma ben geç vakit gelir bavulları alırım, sabah rahat çıkarsın evden deyince Nazan’ın da aklı yattı. Şimdi kendini daha rahat hissediyordu. Yatağına uzandı saatlerce konuştular.

O ara Nazan’ın gözü saate ilişti Heyecanla, “Murat gece yarısı olmuş, bizimkiler çoktan yatmışlardır gelebilirsin” deyince Murat evden hemen çıkacağını, geldiğinde telefonu çaldırdığında bavulları kapının dışına koymasını istedi.

Bir süre sonra gelen telefonla Nazan panik içinde bavulları kapının dışına çıkardı. Sabah da kimselere görünmeden erkenden evden çıkarak Murat’la buluştu. “Bizimkiler görecek diye çok korktum” dedi.

Murat, “düşünme şimdi bunu bavulları eve götürelim yerleştirelim, alışverişi öğleden sonra yaparız” dedi ve eve doğru yol aldılar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Alo Orda Mısın(37)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 20, 2010 Kategori Öykü

Murat Nazan’ın bu haline çok şaşırdı. Ağlamasına anlam veremedi. Hayretle, “mutluysan neden ağlıyorsun?” diye sorunca Nazan hıçkırıklara boğularak, “bizim böyle bir evimiz hiç olmayacak, daha evlenmemize yıllar var” diye karşılık verdi.

Murat onu öpüp koklayarak bağrına bastı. Daha fazla üzmeye hakkı olmadığını düşünerek gerçeği söylemeye karar verdi. “Aslında bu bir sürprizdi, iki gün sonra zaten öğrenecektin ama şimdi öğrenmiş olacaksın. Aslında bu ev ikimizin evi. Sınavdan sonra burada yaşayacağız. Ya evlenmemize izin verirler ya da artık bizi göremezler” dedi. .

Nazan, “bavulunu getir derken ciddi miydin yani?” diye sorunca Murat, “elbette ciddiydim ama bunu sana nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Sen de öyle birden sorunca bende öyle dedim. Şimdi söyle bana; benimle yaşamaya hazır mısın?” diye sordu.

Nazan sevdiği erkeğin birlikte olma teklifini geri çevirmedi. Hayatta en çok istediği şey Murat’la birlikte olmaktı. “Seninle bir ömür boyu yaşamaya hazırım” dedi. Murat bu cevabı duyduğunda Nazan’a öyle bir sarıldı ki Nazan iliklerine kadar kendini Murat’a ait hissetti.

“Eve gider gitmez bavulumu hazırlarım yarın sabah da getiririz” derken birden, “neden sınavı bekledin?” diye sorunca Murat, “benimle yaşayacağını söyleseydim aklın karışacaktı kendini derslerine veremeyecektin. Ben bu sınavı kazanmanı çok istiyorum. Üniversiteyi okumanı da çok istiyorum. Sınavı atlatmayı bu yüzden istedim” dedi.

Nazan aşkının kendisini ne kadar çok düşündüğünü görünce bir kez daha onu sevmekte ne kadar haklı olduğunu düşündü. Kararının doğru mu yanlış mı olduğunu düşünecek halde değildi. Tek bildiği Murat’ı çok sevdiği ve onunla olmak istediğiydi.

Murat artık gitme vakti olduğunu söyledi ve birlikte evden ayrıldılar. Yolda Murat, “yarın perde işini hallederiz ve başka almak istediğin şeyler varsa onları da hallederiz. Daha sonra da evimiz emrimize amade” dedi.

Nazan, “ya ailelerimiz ne olacak, öğrendiklerinde neler olabileceğini düşündün mü?” diye sordu. Murat, “ne olacaksa olsun, benim karım olacaksın. Sen benim olduktan sonra dünya bir araya gelse seni benden kimse alamaz” dedi.

Nazan Murat’ın ses tonundaki kararlılığı duyunca bu işin geri dönüşü olmadığını anladı. İçini kocaman bir mutluluk kapladı aynı anda hüzünlendi. “Evde geçireceğim son iki günüm” diye düşündü. Annesinin babasının ne kadar telaşlanacakları gözünün önüne geldi. Onların öğrendiklerinde ne kadar üzüleceklerini biliyordu.

“Bebeğimiz olsaydı bunların hiçbiri olmayacaktı” dedi birden. Murat, “evimiz hazır, senden sevdiğim kadından bir bebeğimizin olmasını en çok ben isterim. Okul hayatın çıkmaza girer diye düşündüğüm için…”

Sokağın başına gelmişlerdi. Hava kararmıştı. Murat Nazan’ı öperek, “aşkım eşyalarını gider gitmez hazırla yarın da evden biraz erken çık. Evdekilere elinde bavulla yakalanma” dedi.

Nazan, “tamam aşkım” diyerek arabadan indi.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Alo Orda Mısın(36)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 20, 2010 Kategori Öykü

Murat’ın eli mutfak işlerine çok yatkındı. Hemen makarna suyu koyup Nazan’a yardım etmeye başladı. Birlikte keyifle aldıklarını yerleştirdiler. O anda Nazan’ın gözü kapının önündeki bavula ilişti.

Şen bir kahkaha atarak, “aşkım evden mi kaçtın?” diye sordu. Murat’ da aynı şekilde kahkahayla, “evet aşkım evden kaçtım, keşke sen de bavulunu alıp bana kaçsan” diye cevap verdi. Bunun üzerine Nazan, “aşkım sen iste yarın bavulumu toplayıp kaçıp sana gelirim” diye cevap verdi..

Murat aradığı ortamı yakaladığını düşünerek, “tamam o halde yarın bavulunu benim bavulumun yanında görmek istiyorum” deyince Nazan o anda Murat’ın yüzündeki ciddiyeti fark etti. Şaşırmış bir halde, “o kadar ciddi bir ifaden var ki neredeyse gerçek zannedeceğim” dedi.

Murat Nazan’ı kollarında sımsıkı sarıp gözlerinin içine bakarak, “çok ciddiyim yarın bavulunu bu evde görmek istiyorum, anlaştık mı?” diye sordu. Nazan olanlardan hiçbir şey anlamamıştı. Şaşkındı ama Murat’a, “hayır” demek istemiyordu.

“Tamam aşkım yarın bavulumla geleceğim” diye karşılık verdi.

Murat’ın kollarında çok mutluydu. “Acaba şaka mı yapıyor yoksa ciddi mi” diye düşünürken soru sorup o anın büyüsünü bozmak istemiyordu.

Murat o anda Nazan’ın kafasının içinden geçenleri biliyordu ve sevgiyle saçını okşayarak, “soru sorma düşünme de. Sadece kendine bir bavul hazırla ve yarın bavulun burada olsun” dediğinde Nazan, “peki” demekle yetindi.

Murat Nazan’ın çok karışık ruh halinde olduğunu anladı, “sen şimdi otur bende aşkıma peynirli makarna ikram edeceğim” dedi. Nazan mutluluktan uçmak üzereydi. “Olmaz salatayı da ben yapacağım” diyerek güzel bie salata yaptı. salatayı yaptı. Murat’da makarnaları servis yaparak içecekleri doldurdu. Nazan’ın karşısına oturarak masada yerini aldı.

Basit bir yemek gibi görünse de bu onların bu evde birlikte hazırlayıp yiyecekleri ilk yemekti. İkisi de çok mutluydu. Murat, “bekle sakın başlama” diyerek koşarak evden çıktı.

Alışveriş merkezinde Nazan’ın en sevdiği çiçekleri almış arabaya saklamıştı. Çiçeklerle birlikte geri döndüğünde Nazan’ın merakla kendisini beklediğini gördü. Nazan çiçekleri görünce çok sevindi. Öperek teşekkür etti ve çiçeklerini bir gün öncesinden aldıkları vazoya koyup yemek masasının üzerine koydu.

Zevkle hazırladıkları peynirli makarna ve salatayı yemeye başladılar. İkisi de çok güzel olmuştu. Hem yorulmuş hem de çok acıkmışlardı. İkişer tabak yediler. Tabakları bittiğinde Nazan, “ben de aşkıma tatlı yaptım” diyerek dolaptan profiterolleri getirdi. Keyifle tatlılarını da yediler.

Murat, “aşkım yarın perdeleri de kendi zevkimize göre değiştirelim ne dersin?” diye sordu.

Nazan bu evin kendi evleri olmasını ne kadar istediğini düşündüğünde gözlerinden yaşlar süzüldü.

Murat onu ağlarken görünce çok üzüldü. Aşkının gözyaşlarını silerek onu öpücüklere boğdu.

Nazan gözyaşları içinde, “seni çok seviyorum” dedi.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Alo Orda Mısın(35)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 20, 2010 Kategori Öykü

Nazan Ayça’yla konuştuktan sonra telefonu kapatır kapatmaz Murat’ı arayıp, Ayça’yla konuştuğunu bu son hafta için kendisini idare edeceğini söyledi.

Murat, “bundan sonra hiç ayrılmayacağız aşkım” deyince Nazan alışveriş ve eşyaların yerleştirilmesi sırasındaki gün boyu birliktelikten bahsettiğini düşünerek, “evet bu harika aşkım” diye karşılık verdi.

Telefonu kapattıktan sonra Murat önemli ihtiyaçlarını ve kıyafetlerini toparlamaya başladı. Herkes odasına çekildikten sonra hazırladığı bir bavulu evden sessizce çıkarıp arabaya koydu. Aynı şeyi Nazan’ın da yapmasını istiyordu ama Nazan’a bunu nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Bunu yarın bir şekilde Nazan’a söylemeliyim diyerek yattı.

Sabah uyandığında duşunu alarak kahvaltı etmeden evden çıktı. Nazan’ı arayarak sokağın başında beklediğini söyledi. Nazan geldiğinde önce birlikte kahvaltı yapabilecekleri bir yere gittiler. İkisinin de gözleri gülüyordu iştahla kahvaltılarını yaptılar.

Alışveriş merkezine geldiklerinde Murat hoşuna giden şeyleri alıyor Nazan’ın da sevdiği herşeyi almasını istiyordu. İkisi de hoşuna giden şeyleri gördüklerinde çocuklar gibi seviniyor hemen alıyorlardı.

Murat’ın yanında zaman nasıl da çabucak geçiyordu. Nazan birden, “aaa sehpayı unuttuuuk” diye bağırınca herkes onlara baktı. Nazan utanmıştı ama onun bu doğal hali Murat’ın çok hoşuna gitti.

Nazan çok şık bir sehpa gördü, “bunu alalım mı bu çok güzel” dediğinde Murat sehpayı çok beğendiğini ayrıca yatak odası için de bir tane boy aynasının gerekli olduğunu söyledi.

Nazan kendini Murat’ın büyüsüne kaptırmış orada olma amacını bile unutmuştu. İhtiyaçlar bitmiyor aldıkça alıyorlardı.

Murat gıda reyonuna da uğramaları gerektiğini mutfak için de alışveriş yapmaları gerektiğini söyleyince Nazan şaşırarak, “abartmıyor musun?” diye sordu. Murat gülerek, “yiyecekleri kendimiz için alıyorum. Onlar gelene kadar biz evde aç mı duralım” diye espri yaptı.

“Kahvaltılık alırız, hazır yiyecekler alırız, meyvamızı tatlımızı alırız, kuruyemiş cips bira alırız hatta makarna alıp eve gidince sana mis gibi peynirli makarna bile yapacağım” dedi.

Nazan rüyada gibiydi. Her reyonda olduğu gibi mutfak reyonunda da kendilerini kaybettiler. Murat, “az kalsın içme suyu almayı unutuyorduk” dedi ve su alarak artık eve dönmeye karar verdiler.

Eve geldiklerinde ikisi de yorulmuştu. Arabadan indiklerinde Murat Nazan’a anahtarı vererek kapıyı açmasını istedi. Nazan kapıyı açıp Murat’a yardım etmek için geri geldiğinde onun hevesini kırmak istemeyen Murat hafif poşetlerden seçerek Nazan’a verdi. Aldıklarını birlikte taşıdılar.

Hiç dinlenmeden ellerini yıkayıp mutfağa geçtiler. Murat, “sana şimdi kendi ellerimle peynirli makarna yapacağım” deyince Nazan, “bende bu arada aldıklarımızı yerleştireyim” diyerek poşetleri boşaltmaya başladı.

İkisi de yaşadıklarına inanamıyordu.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle