Baba Beni Mi Çağırdın (3)
Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Tem 29, 2010 Kategori Öykü-Alo ben Orhan Hoca, sizinle biraz konuşabilir miyim?
-Evren’e yoksa bir şey mi oldu Hocam?
-Yok öyle merak edecek bir şey yok.
-Peki ne oldu hocam çok merak ediyorum.
- Merak edecek birşey yok ama bu başka birşey.
-Nedir hocam, lütfen çok merak ettim. Nedir bu başka bir şey?
-Şey hanım efendi siz bir taksi ile Alibeyköy sahasına gelebilir misiniz? Bu çok önemli.
-Hocam çok önemli ise gelebilirim.
-Geldiğiniz zaman beni cepten arayın, sizi uzakta karşılamak istiyorum, hemen orada acele edip yanımıza gelmeyin.
-Peki hocam hemen geliyorum.
Ben telefonu kapadım, Hasan Hocanın yanına döndüm. Hasan Hoca ile gözgöze geldik ve ben hiç birşey olmamış gibi maçı takip etmeye başladım. Hasan Hoca ve ben artık maçı unutmuştuk, yakında olabilecekleri en iyi şekilde hayal ediyorduk. Ya aksi bir şey olursa o zaman çok şeyde berbat olurdu.
Günlerden Pazar olduğu için trafik sakin olur. Havada mevsim itibarı ile soğuk olmasına rağmen yağış yoktu. Maçta devre oldu. Hasan Hoca ve ben sporcularla beraber soyunma odasına gittik. Kadrodaki gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra maçın ikinci yarısı için takımlar sahaya çıktılar.
Bu arada Evren ile babası gayrı ihtiyari gözgöze geldiler. Aralarındaki elektriklenmeyi ben bilemem ama bir şeyler oldu ki Evren bana,
Orhan Hocam bu amca bana neden öyle bakıyor?
-Ne bileyim ben, senin iyi futbolcu olmandan da kaynaklanıyordur bu bakış.
Maçın ikinci yarısı başladı, bütün dikkatler sahada oynanan maça çevrildi. Ben gene yedek kulübesinden biraz uzaklaştım. Gözüm tesislere girecek olan takside.
Evet az bir zaman sonra beklediğim taksi geldi. Bir bayan indi ve sağa sola meraklı gözlerle bakarken bir yandan da telefonuyla beni arıyordu.
-Alo Orhan Hocam ben geldim.
-Alo evet ben sizi görüyorum, lütfen orada kalınız ben sizin yanınıza geliyorum.
Evet bayanın yanına vardığım zaman o da bende nefes nefese idik. Meraklı bakışlarla bana bakıyordu.
-Hayırdır Orhan Hocam… diyebildi.
-Hayırdır, yalnız sıkı durun ve heyecanlanmayın
-Olay nedir Orhan Hocam?
Bende kendimi zorlayarak çok zor olan iki kelimeyi ağzımdan çıkardım
-Kocanız burada.
Karşımdaki kadın şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Öyle kala kalmıştı. Ben devamla,
-Evet hanım efendi kocanız burada ve şu anda Evren’in maçını seyretmekte. Bu arada Evren de babasının kendisini seyretmekte olduğunu bilmiyor ama bir şeyler hissetmekte.
Kadıncağız öylece beni dinlerken ağlamaya başladı. Kendisi hiçbir şey söylemiyor, yalnız ağlıyordu sessizce ve mağduriyetin verdiği üzüntü, hasretin verdiği acıların bittiğine son veren gözyaşları mı idi yoksa bu göz yaşları. Veya daha büyük acıların başlangıcının göz yaşları mı idi. O anı ne kendi ne de ben biliyordum. Yalnız kadıncağız ağlıyordu, hiç konuşmadan ağlıyordu.
Ben kısa bir zaman sonra kadıncağıza müdahale etmek zorunda kaldım.
-Eğer siz evet derseniz ben Evren ile babasını tanıştırmak istiyorum, ne dersiniz?
-Bayanda hiç bir hareket yoktu, göz yaşları sicim gibi akmaya devam ediyordu. Ben devamla,
-Siz konuşmayın yalnız başınızla evet veya hayır deyin ama acele edin ki zaman daralmakta.’
Evren’in annesi başıyla gözleriyle ‘evet’ derken dudaklarından da şu sözler dökülmekteydi.
-Onu çok özledik Hocam onu çok özledik.
Bende kendisine teşekkür ederek şöyle dedim kendisine
-Benim şimdi maçta olmam lazım, sizde yavaş yavaş gelin.
Maçın bitmesine daha yirmi dakika var ben yedek kulübesine geldim tekrar Hasan Hoca ile göz göze geldik ve ben,
-Hasan bundan sonrasını ben idare edeceğim…
Maçın skoruna filan bakan yoktu. Ben sanki maçı çok ciddiye almışım gibi sahanın kenarından başladım talimatlara,
-Arda ileri çıkma, Mehmet dikkat oğlum adamını kaçırıyorsun. Feyyaz ne yapıyorsun be oğlum tut topu, dikkat et hay Allah.
Top bir o kalede bir bu kalede. Bizde bir an kendimizi maça vermişiz ki bir gol pozisyonunda “evren oğlum vur gol olsun” diye bağırmışız. Evren’de topa vurduktan sonra bana dönüp,
-Baba beni mi çağırdın? deyince o anda ipler koptu ve babası da bu seslenişi kendine zannederek,
-Eevet oğlum seni çağırdım, geldim artık, size döndüm… diyerek ileri atılır ve yere düşer.
O anda sahadaki sporcular başta Evren olmak üzere bu manzaraya şaşkın şaşkın bakarken futbol unutuldu.
Evren, ‘babam ,babam gelmiş, hocam babam mı gelmiş’ diyerek bana koşarak geldiği zaman ağlıyordu. Tabi bizler de ağlıyorduk. Babası yerden kalkmaya çalışırken evren ona doğru hamle yaparak kendisine sarıldı. Şimdi yerde baba ve oğulun yerde bakışmalarını seyrediyorduk.
Bu durumda ilk konuşan Evren oldu.
-Sen benim babam mısın’ diye sorarken bu ikiliye üçünçü bir kişi olan anneleri de katıldı.
-Evet oğlum o senin baban baban, döndü oğlum
Evren’in babası annesi ve de kendi hüngür hüngür ağlıyorlardı. Evren bir annesine, bir babasına sarılıyordu.
Sahada hüzün ve sevinç bir aradaydı.orası öyle bir hal aldı ki hüzün ve göz yaşlarının yerini mutluluk gözyaşları almıştı. Hasan hoca ve ben bu manzarayı alkışlamaya başlayınca bütün gençler ve taraftarlarda alkışlamaya başlamışlardı. Bu sahne öyle bir sahne idi ki yaşarken bir ömür gidiyordu.
Bir ara Evren yanlarından ayrılarak yanımıza geldi,
-Baba beni çağırmaya devam et çünkü sizleri çok seviyorum
Bu durumda herkesin gözyaşları birbirine karışmıştı. Maç bitti, bitiş düdüğü çalmadan maç bitmişti. Bu bitiş mutluluğun başlangıcı olan bir bitişti. Ben rakip takım hocasına teşekkür ettim ve
-Bir başka zaman maçımızı bitiririz Yılmaz Abi.
Kendisi de bana , ‘Orhan Hocam bu sahne bir ömre bedeldir’
Sporcular soyunma odasına giderken herkes yaşanan bu olayın etkisinden hala kurtulmamışlardı ama sinirler yatışmış aile mutluluğu yakalamıştı. Anne ve baba da Evren’in giyinmesini bekliyorlardı. Ben soyunma odasında Evren’e,
-Malzemelerini al ve annen ile babanın yanına git… dedim. Bugün onlarla beraber ol.
-Hocam ben sizinle gelmek istiyorum
-Çabuk dediğimi yap bakalım.
Bir an durdu ve bize yaklaştı, ağlamaya başladı
-Peki baba… dedi.
Soyunma odasında tekrar hepimizin gözleri doldu. Ben onu o da beni ve Hasan Hocayı öptü, dışarı çıktı biz artık göz yaşlarımızı silmeye gerek duymuyorduk. Ben annesine ve babasına,
-Lütfen artık evinize gidin, mutlu bir aileniz var geçmişi unutun, geleceğe bakın..
Evrenin babası gitmeden boynuma sarıldı ve bana,
-Sen benim de babamsın… dedi.
-Hadi, hadi yeteri kadar ağladım zaten, beni akşama kadar ağlatmak mı istiyorsunuz?
Annesi de yaşlı gözlerle bana,
-Sizlerle iftihar ediyoruz siz bizim de babamızsınız.
Evet sizler yola çıkın ki bizde toparlanalım dedim. Hasan Hocamız çok genç olduğu için yaşanan olaylar karşısında hem şaşırmış hem de çok duygulanmıştı.
Aile yanımızdan ayrıldıktan sonra gençlerimizde giyinmeye başlamışlardı. Evren elli altmış metre uzaktan bize dönüp, ‘baba benimi mi çağırdın’ diyerek el salladı sonra da anne ve babasının omuzlarına ellerini atarak ortada gidiyordu.
Bizde takımı minibüse bindirerek hüznü silahtar sahasına bırakarak mutluluğu yanımıza aldık ve kulübümüze doğru yola çıktık.
*****
Orhan BUDAK






