Haiti Depremi, Darüşşafaka, Oliver Twist

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Şub 11, 2010 Kategori Haber, Kültür - Sanat

DARÜŞŞAFAKALILAR DERNEĞİ’NDEN DUYURU ALDIM

Babası hayatta olmayan ve maddi olanakları yetersiz öğrencilerin tam burslu ve yatılı İngilizce eğitim ördükleri Darüşşafaka Eğitim Kurumları, bu kez bir toplumsal sorumluluk tasarımını hizmete ve paylaşıma sunuyor.

Darüşşafakalı öğrenciler tarafından ilk kez 2007-2008 eğitim-öğretim yılının sonunda sahnelenen, 2008 – 2009 yılı içinde üç kere sahnelenen ve aldığı yoğun ilgiyle 2010 İŞ Sanat Kültür Merkezi programına alınan Oliver Twist müzikalinin 13 Şubat Cumartesi günü saat 15:00’te yapılacak gösteriminin tüm geliri Haiti Depremi felaketinde zarar gören çocukların ihtiyaçlarını karşılamak üzere Haiti’ye bağışlanacak.

Charles Dickens’ın aynı adlı romanından uyarlanan Oliver Müzikali, yetimhanede büyüyen ve 11 yaşında evlat edinilen bir çocuğun başından geçen tüm olumsuzluklara rağmen, ne kadar zor olursa olsun; inandıktan ve dört elle sarıldıktan sonra hayatta aşılmayacak engelin olmadığını anlatıyor. 120 Darüşşafakalı öğrencinin sahnede ve sahne arkasında görev aldığı bu müzikal, 500 saatten fazla bir ortak çalışmanın eseri. Oyunda profesyonel müzik, dans, dekor, kostüm ve aksesuar altyapısının hazırlanması için Darüşşafaka Eğitim Kurumları’ndan 15 öğretmen emek veriyor.

Darüşşafaka Eğitim Kurumlaruı Genel Müdürü Nilgün Akalın tarafından yapılan açıklamada “Böylesine geniş bir kadronun ortak çalışmasıyla sahnelenen bu gösteri, öğrencilerimiz için önemli bir sanatsal faaliyet olmanın ötesinde, birlikte çalışıp birlikte üreterek kişisel gelişimlerine de olumlu katkı yapmaktadır” dedi. “Bu oyun, Darüşşafaka, eğitim alanında en köklü sosyal sorumluluk tasarımlarından biridir. Biz, okulumuzda yetişen tüm öğrencilerimizin de sosyal sorumluluk alanında farkındalıklarını ve hassasiyetlerini geliştirmeyi hedefliyoruz. Öğrencilerimiz, geçen yıl  sahneledikleri gösterilerden birine ÇYDD ve bölge okullarını davet etmişler, bir gösterinin gelirini de Darüşşafaka mezunu üniversiteli abla ve ağabeylerine burs fonu olarak bağışlamışlardır.” diyerek açıklamasını bitirdi.

Eğer vaktiniz uygunsa, siz de Biletix’te 20 TL’ye satışa sunulan biletlerden alın, Haitili çocukların bedensel ve ruhsal yaralarını iyileştirmelerine birlikte yardımcı olalım.

İnsanın insana uzanan yardım eli dünyanın çevresinden uzundur…

OLIVER

13 Şubat 2010 15:00

Oyunun Yazarı: Charles Dickens

Orijinal Müzik: Lionel Bart

Yöneten: Elif Ongan Tekçe

DipNot: Bu yazı Sayın yazarım Muharrem Soyek’e aittir.

http://blog.milliyet.com.tr/Haiti_Depremi__Darussafaka__Oliver_Twist_/Blog/?BlogNo=227803

Etiketler : , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Yavuz Nufel (2)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Salı Oca 19, 2010 Kategori Kültür - Sanat, Röportaj

‘SENİ KALEM GİBİ SEVDİM DEMEDİM Kİ’

Şair yazar ve radyocu Yavuz Nufel’le söyleşimiz kaldığımız yerden devam ediyor…

17 Ağustos 1999 depremini anlatan, ‘Enkaz Altında’ isimli şiir oldukça çarpıcı. Deprem şiirini görsel olarak izleyebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=IRuIddJBiqM

* Avrupa’da piyasaya çıkan ve birçok ülkede adından söz ettiren, ‘HİÇ’ adlı Şiir Albümünden bahseder misin?

Albümde sevgiye aşka ve barışa yer verdim. 23 dile çevrilen, bizimkilerin (Türklerin) duymadığı bir delilik işte.

* Albüm henüz Türkiye’de çıkmadı ama Avrupa’da yok sattığını biliyorum. Albümde, ‘Borcu Var’ adlı bir şiir var. En iddialı şiirlerden bir tanesi…

http://www.ya-nu.com

* Albümün adı neden, ‘HİÇ’ ?

15 yıldır Mevlana’dan, Ömer Hayyam’dan ve Neyzen Tevfik’den miras bir tasma taşıyorum. O yüzden albümün adı ‘HİÇ’ … Sözden Öte Şiirden İleri, ‘HİÇ’

* Bu albüme kimler eşlik etti?

Erdinç Şenyaylar, Özcan Büyük, Ahu Zeynep, Eyüp Hamiş, Ali Yılmaz, İsmail Can, Şener Yolal ve Yusuf Meral gibi Türkiye’nin tanınmış müzisyenleri eşlik ettiler.

* Şiirde yozlaşma var mıdır?

Birçok şeyde olduğu gibi şiirde de yozlaşma var. Türkiye, Avrupalı Türklerin edebiyat ve sanat konusunda iddialı olduklarını görmeli artık.

* Medya fenomen olduğundan bahsediyor. Fenomen misin?

Geçen sene Galatasaray. Üniversitesi İletişimden geldiler. Dekan Canay hanım ve iki araştırma görevlisi beni konferansa davet ettiler. Sonra Marmara İletişimde de konferans vermiştim. Melda Cinman da oranın dekanı. Hıfzı Topuz hocaların hocası da geldi dinlemeye sağolsun. Derken medyada Yavuz Nufel, ‘Nufel fenomen’ diye yazmışlar..

Delilik = Fenomen mi oluyor?

:) Biraz öyle sanırım… Şairlerden kimleri seversin mesela Attila İlhan sever misin?

Seviyordum… Artık değil. Necip Fazıl Kısakürek’de, Attila İlhan’da kısaca Nazım Hikmet hariç, Cumhuriyet şairleri hepsi hırsız. En bilinen şiirleri 16. yüzyıl Fransız Şiirlerinde birebir tercüme. Kim merak edip de 16. yüzyıl Fransız Şiirlerini araştıracak. Bu deli, bir de Erdogan Alkan…

Alın okuyun…Erdoğan Alkan şiir sanatı. Ama tek Nazım Hikmet der ki, ‘Ben Mayakovski’ den etkilendim ‘ (Rus şairi) …

* Ülkemizde olmasa da ( … ) Avrupa’da Lalezar’ın Delisini insanlar tanıyor ve onu görmek için kilometrelerce yoldan geliyorlar. Radyo programında canlı yayında bunu görmek mümkün…

Evet, yoksa tasını tarağını toplayıp hele de bu hükümetten harcırah koparıp koskoca 63 yaşında bir bayan dekan, taa Felemenk Ülkesine gelir mi hiç…

Neder; Alçak demek

Land Ülke.

Bu alçak ülkeye gelir mi hiç…Lalezarın Delisi kim diye merak edip…

* ‘Lalezarda Deli Var’ adlı kitabından bahseder misin?

Kitap, özgün şiirler ve anılardan oluşması yanında, Hollanda’daki Türklerin kırk yıllık geçmişinin sosyolojik bir analizi. Kitaptaki öyküler, ‘Hollanda’daki Türklerin sosyal hayata bakışlarının birebir yansıması diyebiliriz.

* Yazılarının neden keyifli olduğunu hiç düşündün mü?

Şair yaşadıklarını yaşatan, hissettiklerini hissettiren, yaşadığı dönemin ve olayların canlı tanığıdır. Varoşta oturup Babilin Asma Bahçelerinden bahsetmek ya da kıçı kırık Necla’ya mani düzmek şiir, şairlik değildir. Hoş 35 yıldır şiirin kabesine her sabah yola çıkan ve her akşam başladığı yere dönen biriyim…

* Bir kızgınlık bir öfke seziyorum. Yanılıyor muyum?

Kızgınlık ateşse 5 bin etna vezüv ama kişilere değil sisteme. Kırgınlık dersen, yerde olduğum zaman… Nesimi gibi göklerde olduğum zaman seyrediyorum alemi. Yeryüzünde olunca beni seyrediyorler…İşte sorun bu.

Derim yüzülmedi, oysa bin kez de, ‘Enel Hak’ dedim. Hani ben Tanrı’yım dedi diye derisi yüzülmüş ya Hallacı Mansur’un…

* En büyük kızgınlarından bir tanesi desem?

Bab-ı Ali Dinazorları Artık Ölsün ! Genç yazar ve şairlerin önü açılsın..!

* Hayatta en büyük yanlışın ne?

Mavi olmak !

* Nedir Mavi?

Su, hava, gözüm, nefes, şiir, inanmadığım aşk…

* Yaşamından bir anekdot istesem?

Uğur Dündar ben Fırt dergisinde 75 lira alırken haftada Tekin Aral’ dan, Uğur abi (Uğur Dündar) Müjdat Gezen’le 6 karelik fotoğraflarla komik fotoroman çekerdi Fırt dergisine ve 300 lira alırdı…1975 yılında işte Yavuz Nufel…Ve Gani Müjde ve Özden Öğrük amatördü. Çılgın Bediş

* İsminle ilgili çok özel bir durum var. Seni herkes Yavuz NUFEL olarak tanısa da aslında adın Nufel YAVUZ. Bunu bilen çok az kişiden biriyim. Yavuz NUFEL olarak anılmanın nedeni nedir?

Nedeni, ismimin çok özel olması ve bazıları tarafından yanlış telaffuz edilmesi.

* Nufel’in anlamı ne?

Arapça, kaybolmuş yeniden dirilmiş anlamında.

* Hollanda’da da yapılan etkinlikler var mı?

Desiderius Erasmus’un bizdeki Mevlana’nın, ‘Gel Kim Olursan Ol Yine Gel’ sözü gibi dünyaca ünlü bir sözü vardır. Desiderius Erasmus 1465 – 1536 yılları arasında yaşamış Hollanda’lı bir felsefe adamıdır.

En ünlü sözü; ‘Yeryüzü Vatandır’

Biz bu sene UNESCO nun Mevlana yılı kabul etmesi nedeni ile bir dizi etkinlik düzenledik. (Amsterdam Türk Evi olarak)…Konya’dan kalkan Barış Treni, Avrupa ülkelerini dolaşıp Rotterdam’a gelecek. Dolayısı ile Mevlana ile Erasmus buluşması olacak. Geçen gece de Mevlana Yılı dolayısı ile Mistik Vakfı tarafından düzenlenen konserde 2500 kişi Ferhat Göçer ve Hüsnü Şenlendirici’yi izledi…

* Nufel bir şiirinde ‘Bedenimde Hissettiğim / Uzanıp da Erişemediğim / Sebebini Bilmediğim / Bir Duygu Var İçimde / Tutarsam Son Bulacak / Sonu Hüsran Olacak / Yalnız Bende Kalacak / Bir Duygu Var İçimde.’ diyor…

Yine bir başka şiir; Kaç titanik battı gönül okyanusunda / Kaç metre dipte yatar? / Kaç Çin Seddi var yüreğinde / Kalınlığı ne kadar? / Mısır Piramitleri’nde / Kaç yevmiye çalıştın / Neresindesin zirvelerin / Terk etmeyen sevdanın / Kanat çırpınışları / Kaç güvercin kanadı? / Mürekkebin har’ından mı / Hiroşima’da mı yandı ellerin / Yoksa, Musa ile / Tur Dağı’nda mı dolandın / Boğuluyor insanlar nefes alırken / Sen ne zaman solungaçlandın?

* Son olarak hangi şiirle bitirmek istersin?

Siz ki, ‘ Evladım kurban olsun Vatana ‘ demez miydiniz…
Bu vatan da sizin, gencecik fidanlar da…
Düşmana inat, hem Ramazan hem de Kurban; çifte bayram..
Kutlamak hakkınız, göğsünüzü gere gere..
O ilahi dayanma gücü, sabır sizde var, bilirim…

:) Sevgili NUFEL; ne iyi ettin de geldin. Sefalar getirdin…

nyavuz@chello.nl

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Yavuz Nufel (1)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Salı Oca 19, 2010 Kategori Kültür - Sanat, Röportaj

Lalezar’daki deliyi buldum… Konuğum Yavuz Nufel

2K: Kayıp Kuşak… Yavuz Nufel  960 Samsun doğumlu. 1976 Lise yıllarında, ‘Gırgır Dergisi’nde yayımlanan espri ve fıkraları ile yazım hayatına atıldı. 1985 te Hollanda’ya geldi.

1986 da kendisinin yazıp yönettiği, ‘Dayılar’ isimli güldürü filmini çekti. Beş yıl boyunca, radyolarda çeşitli programlar, reklam ve söz yazarlığı yaptı. 1993 te kurucularından olduğu ‘Ekin Dergisi’ nde, uzun yıllar Genel Yayın Yönetmenliği ve köşe yazarlığı yapmasının yanında, mizah ve magazin sayfalarını da hazırladı. 1999-2002 de Türkiye Gazetesi ve TGRT’ de, ‘ Hollanda Haber Sorumlusu ‘ olarak çalıştı. 2002-2004 te Avrupa’ da ve Türkiye’de yayımlanan, ‘Sesver Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı.

2004 te Gala TV üzerinden yayın yapan TV Avrupa’da, ‘Mavinin Destanı’ adlı programıyla, Hollanda’ daki Türkleri 13 hafta boyunca sivri dilli bir mizahî bakış açısıyla ekranlara taşıdı. 2005 te, ‘40 Yıl, 40 İnsan, 40 Öykü’ adlı kitabından yola çıkarak, Avrupalı Türkler’in kırk yıllık macerasını 13 bölüm halinde Kanal Avrupa için çekti…

Hollanda’dan yayın yapan Demet TV’ de, 2001 yılından itibaren, ‘Haftanın Yorumu’ adlı programı hazırlayıp sunuyor.

Ayrıca, 200 yılından itibaren, ‘Yavuz Nufel ile Şiirmatik’ adlı şiir ve söyleşi programı, her pazartesi akşamı Radyo Deniz’de canlı olarak yayınlanmaya devam etmektedir.

www.radyodeniz.com

1999 da Yatsıda Sönmeyen Mum Işığında: şiir, 2000 de Şiirmatik:şiir, 2005 te 40 Yıl 40 İnsan 40 Öykü, belgesel araştırma (Kıbrıs Balkanlar Avrasya Edebiyatlar Kurumu (KIBATEK)’nun, ‘2005 Yılı Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.)

2006 da Lalezarda Deli Var; şiir, makale, anı kitapları yayımladı. 2007 de, ‘HİÇ’ adlı bir şiir albümü çıktı. Dinlemek icin;

www.ya-nu.com

2007-2008 Kanal Avrupa’ da 4 Eğilim adlı bir proğrama başladığı için yeni yayın döneminde canlı yayın programı hazırlığı içinde… Söz yaşlarım (baskıya hazır şiir kitabı)

DER Kİ

Söylenmediyse bugüne dek// Artık söylemek gerek// İki nokta arasında// kalan çizgi değildir hayat// Çizginin kalınlığı kadardır ancak// mesele: enine yaşamak

YANU

Benim ülkemde / tükürülmesi gereken yüzlere / tükürülmediği sürece / sokaklara daha çok / tükürülecek elbette…

‘Merhaba, baklava tadında bayramlar, Yavuz Nufel ben’ diyerek söze başladı. Nerden bilirdim ki bu röportajın benim için sınav niteliği taşıyacağını.

* Nasılsın sevgili Nufel?

Teşekkürler, yoğundum. Canlı yayından çıktım ama şikayetçi değilim. Siz nasılsınız ?

* Ben de harikayım, severek yapılan işten şikayetçi olunmuyor değil mi?

Kesinlikle evet. Bir deli ile karşı karşıya olduğunuzu hatırlatmak isterim. Ve bende 6. his yokmuş ama anamdan aldığım 7. Sezen’ den aldığım 8. ve ulu evrenin yüce mimarından aldığım 9. his varmış.

Meslek erbabıyla sohbet etmek ne güzel.

* Güzel şeyler yaptığını duydum okuyucularla paylaşalım istiyorum.

‘Sağ olun derler, ben sol olun desen kızmazsınız değil mi? Bizim kayıp kuşağa biraz gönderme yapmak istedim.. Çünkü o zamanlar sağ ve solun kullandığı dil bile farklıydı. O dilde birlik olmayan bir ülkede hiçbir konuda birlik olmazmış… Anladık ama çok geç.

Hala anlamayanlar var… Kısaca dünlerden, bugünlerden paylaşacak çok şeyimiz var… Başlayalım isterseniz?

* Yazılarımı okuma imkanın oldu mu ?

Bir kısmını okudum. Kaleminizin gücünü biliyorum. Lalezarda bir delilik kontenjan vardı. Hoşgeldiniz

* Şehitlerle ilgili ve Anadolu kadınını anlatan bir yazın var. Birazını paylaşır mısın?

Siz ki, ‘Evladım kurban olsun vatana’ demez miydiniz…
Bu vatan da sizin, gencecik fidanlar da…
Düşmana inat, hem Ramazan hem de Kurban; çifte bayram..
Kutlamak hakkınız, göğsünüzü gere gere..
O ilahi dayanma gücü, sabır sizde var, bilirim…

Toprak için // Toprağa düşen // Kara yağız // Aslanların doğuranı // Tepeden tırnağa sevi // Ağıtların soylu ozanı // Ateş üstünde tandır // Altta yanan odun // Üstte pişen ekmek// Benim ülkemde // Kadın demek // Şehit anası demek…
Ateş nereye düşerse düşsün, hiçbir yeri sizin yüreğinizi yaktığı kadar yakmaz, bilirim…

* Bayram için yazdığın güzel bir yazından da haberdarım . İzninle ondan bazı pasajları da ben yazayım…

‘Başucumda sabahladığım ayakkabıların sırrını şimdi şimdi çözebiliyorum. O ayakkabılar nitelik olarak ayağa giyilen bir nesneydi belki ama ayakkabılarda ertesi gün toplayacağım ve tadı bile o günlere has şekerler vardı. Hatta, komşumuz Gönül yengenin verdiği mendilin yumuşaklığı, Yusuf abinin avucuma sıkıştırdığı kâğıt beş liranın rengi, babamın alın terinin kokusu ve o ayakkabıların bağcıkları da sanki ağabeyimin ilkokuldan sonra torna atölyelerinde alet tutan küçük parmakları gibiydi…

Ben o yüzden severmişim demek ki ayakkabılarımı. Hepsiyle birden yatarmışım bayram akşamından sabaha kadar, tüm sevdiklerimle koyun koyuna… O zamanlar bayramlar kış aylarına denk gelirdi. Sokaklar çamurlarla kaplıydı. Bastığımız yerlerde izleri kalırdı ayakkabıların. Bırakılan her iz bir arkadaşımın yüzüymüş meğer ve her birinde adları kalırmış. Çamurlu sokaklarda cıvıl cıvıl ve sımsıcak… Çocuktuk.

Ertesi gün bayramdı. Çok çok heyecanlı, tarifi mümkün olmayan ve tarifi sadece bayramlarla özdeş olan heyecanımız ölçüsünde mutluyduk! . Kuş oluyorduk hepimiz; evet, birer kuş! .. Kuşlarla birlikte hatta onlardan daha şen, daha şakrak uçuyorduk… Şimdi gözlerine bakıyorum çocukların… Işığı arıyorum çocukluğumdan kalan… Hayatımın 30 yıl öncesini aydınlatacak ışık, çocukların gözlerinde: biliyorum da acaba hangisinde? Yoksa hepsinde de gözlerim kamaşıyor, göremiyor muyum!

Ve ayakkabılarına bakıyorum çocukların her bayram sabahı…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Barış Çakmak

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cumartesi Oca 16, 2010 Kategori Kültür - Sanat, Röportaj

Konuğum Barış Çakmak; 1979 Gelibolu doğumlu. Tiyatro dizi ve sinema oyuncusu. 2004 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’bariscakmaknden mezun oldu.

Zerda, Kırık Ayna, Kuzenlerim, Gülpare gibi televizyon dizilerinde oynadı. 2002 yılında Yusuf Kurçenli’nin yönettiği, ‘Gönderilmemiş Mektuplar’ sinema filminde rol aldı. Çeşitli tiyatro topluluklarıyla çalıştı. 2006 yılında Rest Oyuncuları’na girerek tiyatro hayatına devam etmekte.

* Barış Çakmak kimdir?

Barış Çakmak 1979 da doğup takriben bu tarihten 10 sene sonra oyuncu olmaya karar vermis biridir. Okuldu konservatuardı diye diye 6 senedir profesyonelce bu mesleği yapmaya başlamış televizyon, dizi, sinema ve tiyatro oyuncusudur.

* Bu işe nasıl başladın?

Çocukluktan beri böyle bir tutkum vardı ve sonuç olarak işi hakkıyla yapabilmek icin konservatuvara girdim. Okurken birçok iş teklifi geldi ama okuduğum dönemde çalışmak istemiyordum. Sonra 3. sınıfa geldiğim cok iyi bir teklifti ve profesyonel olarak sahneye çıkmaya başladım. Ardından televizyon işleri başladı ve sonra sinema, inanılmaz bir yoğunluk. Bu oyun başlamadan önce Ece Uslu’yla buluşup sürekli tiyatro yapalım diye konuşuyorduk.

* Tiyatro çok zor iş ve tam bir ustalık istiyor. Hiç hata affetmiyor. Nasıl başarıyorsun?

Evet zor ama keyfi de aynı oranda çok oluyor. Sahnede güzel bir seye imza atmanın verdigi keyif, adrenalin başka birşeye benzemiyor kaldı ki o ustalığa ulaşmak icin yıllarca okuyorsun araştırıyorsun, oyunlar izliyorsun. Yıllar sonra belki o da, ustalaşmaya başladığını farkediyorsun. O da dediğim gibi, belki.

* Hep merak ederim, komik sahnelerde gülmeden nasıl oynayabiliyorsunuz?

Ben bu konuda biraz serinkanlıyım. Sahnede herkes gülmekten kırılsa ben devam ederim, beni koparmak zordur yani. Ama birkaç kez başıma geldi bu oyunda, sahnede inanılmaz zorlandım gülmemek için ama seyirci anlamadı, seyirciye hissettirmedim. Gülmemek için dudaklarımı ısırıyordum. Oyunun kendinden çok sahne üstündeki bazı aksaklıklar insanı gülmeye zorluyor. Öyle bir an geliyor ki artık tutamıyor insan ve koyveriyorsun, sonuçta türk izleyicisi bu durumlardan da keyif alıyor, oyuncu güldüğünde seyirci daha çok gülüyor. Garip bir yabancılaşma anı ama çok sıcak bir tarafı var.

* Sıcak bir tarafı olabilir ama tiyatroda sinemada olduğu gibi hatanın telafisi yok

Sinema gibi tekrarı yok belki ama en nihayetinde tiyatronun oyuncu için tekrarı var. Aynı oyunu bu sefer başka bir gün başka bir seyirciye oynuyorsun. Çok garip bir deneyim, neredeyse mistik bile denebilir.

* İlk oyunun hangisi?

‘Tekrar Çal Sam’ diye Woody Allen’ın bir oyunu. Casablanca filmine göndermeleri olan bir oyun. Allen diye kadınlarla problemleri olan bir adam var tam bir Humphrey Bogart hayranı. Humphrey Bogart’ın kadınlara olan tavrına bayılıyor ve birden Humphrey Bogart Allenin hayatına dahil oluveriyor, taktikler veriyor. Humphrey Bogart oynamıştım ilk, çok eğlenceliydi çünkü taklit olmadan varolan bir adamı oynamak garip.

* Seni Zerda’ da da izledim, oldukça güzel bir diziydi hatta dönemim en iyilerindendi

Teşekkür ederim, uzun soluklu bir işti, severek oynadığım bir karakterdi o. Naif bir aşık. Dizi evet, çok emek gerektiriyordu, çok özeniliyordu ama karşılığı da alındı sanırım.

* TV de her oynayan dizi için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim hatta nerdeyse bu yüzden TV bile izlemiyorum artık. Sence oynayan her dizi kaliteli mi?

Televizyonda çoğu ucuz ve kötü işin yanında gerçekten seyretmeye değer şeyler var, bu bakımdan pek önyargılı olmamak lazım. En nihayetinde çoğumuzun evinin en güzel yerinde, tam bir odak noktası. Televizyon açıkken uyuyan insanlar var.

Zaten sorunun oyuncudan kaynaklanmadığını düşünüyorum, bütün sorun oyunun kalitesizliğinden kaynaklanması. Keza iyi oyuncu mutlaka bi yolunu bulup sivriliyor diye düşünüyorum, ne dersin?

İşte onun sebebi de insanlar risk almaktan kaçınıyorlar. Varolan tutmuş bir işin yanına yeni ve farklı bir proje koymak yerine diğer tutmuş olan dizinin kötü bir kopyasını koymayı tercih ediyorlar. Zaten dikkat edersek akılda kalanlar ilk olanlar. Diğer kopyalar günü kurtarıyor belki ama uzun vadede kimsenin umrunda değiller hatırlanmıyorlar bile. İyi oyuncular iyi dizilerde kendilerini ortaya çıkarıyorlar.

* Mustafa Uğur Yağcıoğlu’nun yazıp yönettiği, ‘Ayıp Ettik’ adlı oyunda o gece oğlumla birlikte öyle çok güldük ki bizimki gülmekten çok dağılmaktı. emeğinize sağlık.

Çok teşekkür ederiz, amacımız da buydu zaten. Seyirciyi eğlendirmek, günlük karmaşadan biraz uzaklaşmasını sağlamak. Ve inanın biz de güzel bir gece geçirdik.

* Gülmemeye programlı seyirciler oluyor ve genelde bunlar protokolda oturuyorlar, bu senin için ne ifade ediyor?

(: Evet öyle bir seyirci kitlesi de var, gülmemek üzere geliyor oyuna. Ama oyunun sonunda çok alkışlıyorlar. Bence gereksiz bir durum, amaca hizmet etmiyor. Mesela ben karşılığını bulamadığım oyundan hemen çıkarım, sinemadan da. Okudugum kitap beni tatmin etmiyorsa yarısında bırakırım. Hayat o kadar uzun değil. Daha okunacak o kadar çok kitap, izlenecek o kadar çok oyun var ki kendimize yaptığımız bu eziyet niye? Beğenmediğin zaman diğerine geç. Gülmemek, eğlenmemek daha ciddi efendi yapıyor ya bizi, belki bundandır.

* Kızlar hanım olacak, erkekler ciddi olacak diye şartlandırılmışız. Az gül, yemekte gülme, sokakta gülme, büyüklerinin yanında gülme. Buna toplum baskısı diyebilir miyiz?

Japon geleneklerine göre kadınların gülerken dişlerinin görünmesi çok ayıp, hafif karşılanıyormuş. Bu yuzden bütün ön dişlerini çektiren Japon kadınları varmış. Hani olurda gülersem bari dişlerim görünmesin diye.

* :)  Bende buna gülerim işte. Ben Japonya’da yaşasaymışım 32 dişimden olurmuşum. Bu durumda bile altın diş taktırır yine gülerdim herhalde

Bastırılmış bir toplumuz. Dişlerim görünmesin diye uluorta gülmediğimiz gibi ağlamak için de tuvalete kaçan bir milletiz. Duygularımızı belli etmekle ilgili zorluklar yaşıyoruz. Garip toplumsal baskılar var üstümüzde.

* Evet gülmek ayıp olduğu kadar ağlamakta ayıp karşılanıyor

Çünkü duvar olmaya zorlanıyoruz. Tiyatro niye var? İşte tiyatro, duvar olmadığımızı anlatmak için var.

* Oyuncunun gülerken düşündürmek gibi bir misyonu var mı?

Yok yok, yeri geldiğinde düşündürmeden güldürmek de güzel. Maksat düşündürmekse, onu da yaparız, o ayrı bir konu. İzleyicinin, içinde olduğu şeye uzaktan bakmasını sağlıyorsun bir kere. Bu onu güldürüyorsa alacağı bir ders mutlaka vardır, ağlatıyorsa yine ayna tutmak işte. En büyük iddia bu bence. Seyircinin yaşadıklarına ayna tutmak…Yoksa güldürürken düşündürmek daha basit bir iddia. Sen bir yansız göster, izleyen ne düşüneceğini bilir sonunda.

* Bu anlamda izleyici aslında kendine gülüyor diyebilir miyiz?

Tabii. Biz biraz daha ekstrem durumları gösteriyoruz, bir adım ötesi, ‘Bak bu olabilir’ diye ama tabii ki hepsi insanın yaşadıkları.

* İşinizin zorlukları neler?

Çok yorucu bir kere. İki saatte izlenen oyun için günler geceler veriyorsun, şikayet etmek hakkın yok, aç kalabilirsin ama yine de işini düzgün yapmak zorundasın, keyfin kaçıksa bile çok iyi görünmek zorundasın.

* En kötüsü de bu herhalde

Evet çok zorlayıcı.

* 6 senedir yaptığın işlerden biraz bahseder misin?

Diziler başladı, ‘Kuzenlerim’ diye bir dizi yaptık ardından, ‘Kırık ayna’ diye bir dizi ardından, ‘Zerda’

2 seneye yakın Antep’ e gittik geldik, çok da beğenildi.

* Uçakla gidilse dahi uzun yolculuklar zor olmuyor mu?

Elbette oluyor, işin kötüsü son zamanlarında bir trafik kazası geçirdik. Kazada yaralandım bir senede ancak toparladım. Dağıldım yani, parçaları toplayıp yapıştırdık.

* Çok geçmiş olsun kazalardan çok korkarım, anlık bir olaydır çok tehlikeli

Korkmak gerek, trafik çok inanılmaz birşey

* Antep macerasından sonra neler yaptın?

Sonra işte okulu bitirdim ve, ‘Gülpare’ diye başka bir diziye başladım. Bu esnada çektiğim birçok televizyon filmi var ama bu sezon bambaşka bir diziyle geliyorum. Sanırım beni sevenler şaşıracaklar. Daha önce Amasra’da bir sinema filmi çektik 2003 sanırım. Yusuf Kurçenli’nin yönettiği Kadir İnanır, Türkan Şoray’la birlikte rol aldığım bir film. Amasra gerçekten çok güzel bir yer ve artık tesadüf bu sene yeni bir diziyle anlaşma imzaladım ve şans, o da Amasra’da çekiliyor. Ama bu sefer seyirci benim çok farklı bir yüzümü görecek.

* Bu anlaşma bahsettiğin değişik yüzün olan proje mi?

Evet Barış Çakmak’ı daha önce aşık ve romantik genç rolleriyle tanıdılar ama şimdi sert adamı görecekler. Maço, sessiz, ağır hatta biraz tehlikeli. Oldukça şaşırtıcı, o yüzden hemen oynamak istedim. Tehlikeyi ekranda görmelerini tercih ederim.

* Sanırım dizi film bu. Kaç bölüm düşünülmüş?

Dizi film evet. Şu an 13 bölüm olarak görünüyor ama seyircinin beğenisine göre 50 de 100 de olur. Dizinin adı, ‘Fikrimin ince gülü’ Melodramatik bir dizi, gözyaşı kaçınılmaz olabilir. Şarkısı zaten şimdiden herkesin dilinde. Bu dizi için çok emek verdik çok uğraştık umarım beğenilir.

* ‘Fikrimin İnce Gülü’ hangi kanalda ve saat kaçta?

07 Eylül’ de Saat 22.00 de Show TV de yayınlanmaya başlıyor.

* Hedeflerin neler?

Kendi çizgimden memnunum, iyi işler yapmaya devam etmek istiyorum. Daha değişik karakterler oynamak, kendimi zorlamak istiyorum. Daha sonra da evime gelip bütün bunların hiç birini düşünmeden eğlenmek ve uyumak istiyorum.

* Sevenlerin sana nasıl ulaşabilecekler?

Sitem henüz yapım aşamasında. Bir ay içinde açılmasını umuyorum. Öyle yoğun çalışıyorum ki fırsat bulamadım.

*****

Sevgili Barış, gerçekten çok hoş bir sohbet oldu. Sohbetimizden büyük keyif aldım. Umarım İzmir’de seni ve güzel oyunlarını yeniden görme şansım olur. Sefalar getirdin.

www.bariscakmak.com

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle