İETT’nin ‘Aylık Akbil’ hizmeti kabusa dönüştü

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Haz 14, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, Kent Yaşamı, İstanbul

O değil de;

Birkaç gün öncesinde İETT’nin ‘Aylık Akbil’ isimli hizmetinden bahsetmiştim. Hizmet kabusa dönüştü.

10.06 2010 tarihinde Metrobüs gişesinde 110 TL. karşılığında fişte ‘Aylık Akbil’ ibaresi bulunmak suretiyle dolum yaptırdım.

Dün akşam saat 20.30’da Kartal/Beyaz Köşk durağından Harem istikametine giden 16/A, 92/771 nolu otobüse binerek aylık akbilimi kullandım. Mert de yanımdaydı ve ona da akbil kullanmak istedim.

Aynı araca ardışık olarak 2. kez basıldığında normal bakiyeye geçiş yaptığı ve normal bakiyenin de yetersiz olması sonucu akbilden geçiş yapılamadı. Mert de kendi akbiliyle geçiş yaptı.

Bunun üzerine şimdilik sicil numarası bende saklı olan şoför, anahtarlığıma bağlı olan aylık akbilimi elimden çekip aldı ve akbilimi çıkararak anahtarlarımı geri verdi. Ben ne yaptığını anlamaya çalışırken ‘Bunu nerden aldınız, nerde doldurdunuz, pasonuz nerde?’ diye peşpeşe suç işlemiş birini yakalamışcasına sorguya çekmeye başladı.

Zincirlikuyu’dan aldığımı ve fişin de yanımda olduğunu söyleyerek çantamdan fişi çıkarıp kendisine ibraz ettim. Kabul etmedi ve akbilimi geri vermeyi reddetti. Alaylı, ciddiyetsiz ve saygısızca bir tavır takınarak el kol hareketleriyle ilerlememizi söyledi.

Kaldı ki; haklı bile olsa elimden akbili çekip alamaz. Öyle bir hakkı öyle bir yetkisi yok. Rica eder… akbilimi gerekirse ona ben teslim ederim. O elimden çekip alamaz! Bu cesareti nereden buldu akıllara zarar..

Olsa olsa aptal cesareti!

Kendisine akbilimi mahalle bakkalında doldurmadığımı Akbil Gişesinde doldurduğumu söyledim. Fişi de gördüğü halde akbilimi geri vermedi. ‘Git paranı Kadıköy gişesinden geri al’ dedi.

Üzerimde akbil dışında para olmayabilirdi!

Akşamın bilmem kaçında bir aylık yol paramı şehir eşkiyası gibi gaspetmek nasıl bir fantazidir bunun hesabını yargı önünde verecek.

Bir geyik vardır dillere sakız… ‘Burası dağ başı mı!’ deriz…

Evet, İstanbul dağ başı… üstelik dağ başını duman almış…

O değil de ;

110 TL. lık Aylık Akbil’in akıbeti ne mi oldu?

Bilinmiyor araştırılıyor. Kendisinden hala haber alınamadı… Gören bilenlerin insaniyet namına…

Şoför dışında İETT ile ilgili şikayetim; Konuyla ilgili şikayet dilekçeme verilen cevaptan sonra şekillenecek.

O değil de;

İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Trabzon

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 6, 2010 Kategori Kent Yaşamı

trabzonböyle yağmurlu hava

ama ne ıslatıyor

ne de soğuk

hani mesela hiç şelalenin önünden geçtin mi

veya fıskiyenin

önünden geçerken üzerine hafif bir serinlik gelir

aynen öyle

bir yandan yeşillik

bir yandan deniz

hele yaylamız

rakım 2500

dağların arasından bulutlar yükselip bir geliyor,

her yer bembeyaz

kimi zaman 1 m. ötesini göremiyorsun

kimi zaman hafiften oluyor

dağların arasından süzüle süzüle çıkıyor

ve bir anda bir gidiyor

çıkarken bide güneş çarptığı zaman

çok hoş görüntüler alıyor

bizim köyümüz çok farklı

hemen karşısı Rize

bizim taraf Trabzon

aradan dere geçiyor

balkonda oturup

sadece derenin sesini dinlemek

bütün stresi gerginliği alıyor

yanında bide çay demlersin

oturursun yağmuru izlersin

kimi zaman ip gibi yağar

balkondan izlemesi çok farklı olur :)

resimler daha güzel

anlattığım gibi

bulutlar

sanki bir deniz gibi

içine atlayıp yüzmeklik

ama o kadar büyük ki

girdiğin zaman kendini bile görmüyorsun

o sisler geldiği zaman

böyle ferahlatıcı hava

:) Burak’la sohbet ettik… Burak Of’lu ama Ankara’da yaşıyor. 2 aylığına memleketine gidecek.

- Herkes sevdiği şehirde yaşamalı… dedim.

- Trapzooooooonn… diye çığlık attı.

- Sana bizim oraları anlatim mi… dedi ve başladı anlatmaya… Bana bunları anlattı işte…

Karadeniz bölgesine hiç gitmedim kısmet olmadı…Yeşilliğin doğanın hakim olduğu bir bölge olduğunu biliyorum.

:) Hiç gitmesem de Burak’ın anlattıklarından sonra en azından Burak’la Trabzon’da balkonda çay içmiş kadar oldum.

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Çankırı

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 6, 2010 Kategori Kent Yaşamı

asker-baliklar-turizme-aciliyorÇankırı’nın ‘Asker balıkları’ turizme açılacak

Çankırı’nın Atkaracalar ilçesi Ilıpınar köyünde, suyu şifalı olduğuna inanılan bir göletteki “Asker (Yaralı) Balıklar”, turizme açılacak.
İlçeye 3 kilometre uzaklıktaki Ilıpınar köyünde bulunan ve “Asker Balıklar” olarak bilinen balıkların vücutlarının tamamına yakınında yaralar bulunuyor.
Yörede, buradaki balıkların Çanakkale Savaşı’nda azaldığı, savaş bitiminde ise vücutlarının çeşitli yerlerindeki yaralarla geri geldikleri söyleniyor.
O günden bu yana “Asker (Yaralı) Balıklar” olarak anılan bu balıkların zamanla kutsal olduklarına inanılması nedeniyle bölge yazın yoğun ziyaretçi ağırlıyor.
Bölge, ramazan ayında da ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

TURİZME AÇILACAK

Atkaracalar Belediye Başkanı Ahmet Ulusoy, doğal gölün etrafında yeni düzenleme yaptıklarını belirterek, “Bir tur şirketi, önümüzdeki aylardan itibaren bölgeye tur düzenlemeye başlayacak” dedi.
Asker balıklarla ilgili çeşitli rivayetler olduğunu ifade eden Atkaracalar Kaymakamı Ahmet Gazi Kaya da AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Atalarımız, Çanakkale Savaşı sırasında havuzdaki balıkların neredeyse tamamının yok olduğunu ve savaş bitiminde vücutlarının çeşitli yerlerinde yaralarla geri geldiklerini anlattılar” diye konuştu.
Vücudunda pirinç tanesi kadar bile yara olması halinde hiçbir balığın yaşayamadığını ifade eden Kaymakam Kaya, bölgenin birinci derecede deprem kuşağında bulunduğunu, göletin suyunun yerin altından gelen bir kaynak suyundan ibaret olduğunu söyledi.
Kaymakam Kaya, Ilıpınar köyü yolunu bu yıl içerisinde asfalt yapıp, havuzun etrafına ziyaretçiler için düzenleme yapacaklarını bildirdi.

400 YILDIR MEVCUT

Köylülerden 50 yaşındaki Ahmet Öztürk (50), köylerinin bilinen tarihinin 400 yıl kadar olduğunu belirtti.
O tarihten bu yana bu balıkların kutsallığına inanıldığını ifade eden Öztürk, özellikle Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarında buradaki balıkların sayısında önemli oranda düşüş olduğunu, savaş bittiğinde ise tekrar aynı sayıya geldiklerini ifade etti.Balıkların tekrar çoğaldıklarında vücutlarının çeşitli yerlerinde yaralar meydana gelmesi nedeniyle o günden bu yana savaşa gidip geldiğinin söylendiğini bildiren Öztürk, aynı olayın Kıbrıs çıkartmasında da yaşandığını savundu.

Ahmet Öztürk’ün babası 70 yaşındaki Recep Öztürk ise riyayetlerle ilgili şöyle konuştu:

“Ben çocukken Atkaracalar’da nahiye müdürü olarak görev yapan biri balıkların kutsallığına inanmayarak buradan 5-6 adet balık tutup, eve pişirmek için götürdü. Balıklar ortadan kayboldu ve nahiye müdürü birkaç gün içinde öldü.
Müdürün eşi ise kocasının ölümünün bu balıklardan kaynaklandığına inanarak her yıl bu köye gelerek balıkları ziyaret etti.”

Öztürk, asker balıkların cinsinin sazan ve alabalığa benzemesine rağmen bunlardan farklı olduğunu, araştırmalarla bu balıkların Hazreti İbrahim’in ateşe atıldığı yer olarak bilinen olan Balıklı Göl’deki balıklarla benzer özellik taşıdığını öğrendiklerini kaydetti.

KEDİ VE KÖPEKLER YEMİYOR

Asker balıkların sayısının aynı sürekli aynı kalmasının dikkati çektiğini söyleyen Ahmet Öztürk, uzun süredir havuzda 600 dolayında balığın olduğunu ve dengenin bozulmadığını bildirdi.
Öztürk, ölen balıkları kedi veya köpeklerin yemediğini, bu nedenle ölenleri yakın bir yerde gömdüklerini ifade etti.
Öztürk, buradaki kaynak suyunun mantar, sedef ve benzeri hastalıklara iyi geldiğini savundu. (Kaynak:Milliyet)

Orda bir köy var uzakta
O köy bizim köyümüzdür
Gezmesek de tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür

Orda bir ev var uzakta
O ev bizim evimizdir
Yatmasak da kalkmasak da
O ev bizim evimizdir

Orda bir dağ var uzakta
O dağ bizim dağımızdır
İnmesek de çıkmasak da
O dağ bizim dağımızdır

Orda bir ses var uzakta
O ses bizim sesimizdir
Duymasak da tınmasak da
O ses bizim sesimizdir

Orda bir yol var uzakta
O yol bizim yolumuzdur
Dönmesek de varmasak da
O yol bizim yolumuzdur

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Deli Gönlüm

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Ara 31, 2009 Kategori Kent Yaşamı

parkGüzel şeyler çabuk bitermiş. Kutlamayı 7 gün 7 gece uzatsa mıydım ne… Ya da 40 gün 40 gece… Güzeldi kutlama yaa… Ne yalan söyleyeyim insanın güzel günlerini paylaşacağı arkadaşları olması hoş bir duygu. Kötü günlerden de Allah korusun!

Bugün aslında Yüksek Sadakat’la yaptığım röportajı yayınlamayı düşünmüştüm ama haftaya kaldı… Olsun, geç olsun güç olmasın.

“Ben planlı programlı yaşarım” diyerek beni gülümseten insanlar var. Plan program yapmak başka şey o plana programa göre yaşamak çok başka bir şey… Bu word beni öldürecek. “Bir şey” olur mu yaa “birşey”dir. Israrla ayırıyor. İnadına mı yapıyor ne!..

Planım suya düştüğüne göre hemen bir alternatif üreteyim. Yok diyerek oturunca yoklar var olmuyor…

Su dedim de, sahilde yürüyüş yaparken dikkatimi spor aletleri çekiyor. İnsanlar terli terli aletlerde bilinçsizce hareketler yapıyor. Görüntüye bakıldığında çok eğlendikleri belli ama acaba sağlıkları için bu bir tehlike oluşturmuyor mu?

Hareketleri öyle bilinçsizce oyuna çevirerek yapıyorlar ki bakarken ben korkuyorum. Özellikle bel hastaları için çok riskli görünüyor. Bilen bilir, bel hastası insanlar büyük adımlar atamaz ve belini hareket ettirmekte zorlanırlar. Çılgın aletler sanki lunapark gibi.

7 den 77 ye herkes Lunaparkta…

Olmaz ya gönül bu istiyor işte… Spor yapacak kişiler sağlık taramasından geçirilip kendilerine en uygun aletlerde sporlarını yapsalar… Yapılan bu spor zarar yerine kâr olarak geri dönse…

Acaba belediyeler konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı’yla görüşmüş müdür? Sağlığı ilgilendiren bir konu olduğu için onay alınmış mıdır yoksa “para bizde ne istersek yaparız” mantığı güdülerek mi konmuştur o aletler park ve bahçelere…

Öyle ki hemen hemen heryerde var. Hizmetin halkın ayağına gitmesiyle halk memnun. İNSAN herşeyin en iyisine layık.

Bu deli gönlüm ister ki madem bir hizmet veriliyor en kalitelisi olsun.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

BURSA’lı Olmak Arap Şükrü’de Rakı Balıktır

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Kas 2, 2009 Kategori Kent Yaşamı

db598339552d6cf40b075075cc22fe2cBirçok şehir gördüm ama şimdi farkettim ki görmediğim birçok şehir var. Görmek istemediğimden değil sadece kısmet olmadı.

Şehirler; içinde yaşayan insanları, insanlar da yaşadıkları şehirleri yansıtır.

İzmir buna iyi bir örnek. Beyaz atletle son model arabasına binen bir adam görmeniz çok normal.

Bakımsız bir kadın görmeniz ise hiç normal değil…

Farklı bir kültür, farklı bir anlayış, farklı bir yaşam biçimi. O yüzdendir ki, İzmir’li olmak ve İzmir’de yaşamak yazılara şiirlere şarkılara konu olmuştur hep.

:) İstabul’da yaşamak İstanbul’u yaşamak zaten başlı başına bir ayrıcalık… Sıralamaya dahi sokmam…

BURSA

Bursa denildiğinde aklıma ilk gelenler; Organ Gazi, Ulu Camii, Uludağ, kestane şekeri, iskender ve Bursa’yle ilgili hafızamda kalan yarım yamalak bir şarkı…

Bursa bunlarla sınırlı değil tabii ki…

Tarihi zenginlikleri olan kendine has özellikleri olan farklı bir şehir. Bu güzelliklerin yeterince tanıtılmadığını düşünüyorum.

Özellikle de bu maili okuduktan sonra…

Bursa da tıpkı İzmir gibi içinde farklı bir kültürü barındırıyor. İlk fırsatta gidip görülmesi gereken biryer…

Sizce de öyle değil mi…

“-Altıparmak ve heykeli özlemek, uludağ’da piknik yapıp inkaya’da meyve salatası, mudanya’da balık yemeye gitmek, santral garajın krolarına, zafer plaza’nın tikilerine, adliye arkasının özenti ama eğlenceli gençliğine, cacaron’una, hamamlarına, aralıkta güneş açan haziranda kar yağan değişken havasına, bir o kadar değişken insanına, otobüs çilesine, meridyenine , iskender kebabına aşık olmak, Bursa’yı sevmektir Bursa’lı olmak…

-Şehreküstü semtinin anlamını bilmektir.

-Kağan’a gidip birşeyler alıcam deyince ….Kağan kim diye sormamaktır.

-Sadece Bursa’da doğmak değildir, Bursa’ya öyle yada böyle bir şekilde yolu düşenlerinde hissettiği duygudur. Garip bir çekim büyüsü vardır Bursa’nın, gelen bir daha kopamaz bu şehirden. Çok göç alan şehirlerden olsa da, Bursa’ya yerleşenler kendilerini Bursa’lı hissederler.

-Denize, dağa, kara, yeşilliğe, kestane şekerine, şeftaliye, kozahana, pirinçhana ve bunun gibi birçok güzellige sahip olmak.

-Çanakkale Savaşı’nda en çok şehit vermiş memleketin evlatları olmaktır. Bu yönüyle her ne kadar dalga geçilse de “Bursalı olmak” bu ülkedeki diğer herhangi bir memleketli olmaktan çok daha gurur verici bir hadisedir.

-İskender döneri doyasıya yiyebilmek, Uludag da keyif çıkarabilme ayrıcalığına sahip olmak, tarihle iç içe olmaktır.

-Yepyeni değil, yepisyeni demektir.

-Cantık, pideli köfte gibi sadece Bursa’ya özgü yemek yemektir.

-Misket, bilye değil, cilli demektir.

-Dolmuş şöförüne “müsait bir yer de kalıcam” demektir. (Sadece Bursa’da söylenir)

-Simitte gevrek yerine simit demek…

-Çay koymak değil, çay dökmek demektir.

-Kışları Uludağ’a, yazları Mudanya veya Kumla’ya gitmektir.

-Trafikte, her yeri siyah mat girintili çıkıntılı bir kaplama ile kaplanmış arabaları görmektir.(süpeeer ya..)

-Gemlik’e doğru denizi görmektir.

-Sokaklarda, caddelerde buz gibi suları olan çeşmelerden su içmektir.

-Mutlaka Heykel’e çıkmaktır. (Şehir Dışından gelenler hiç anlamasa da)

-”Heykel’deki heykelin hangi ayağı havada?” diye sormaktır.

- Mahfel de oturmaktır.

-Akmerkez dendiğinde Asmerkez’in çağrışmasıdır.

-Bukart sahibi olmaktır.

-Tekstil ve otomotiv cennetinde yaşamaktır.

-Özdilek’te su böreği yemektir.

-Kültürpark’a gitmektir.

-Başka şehirlere giderken kestane şekeri götürmektir.

-Kozahan, Pirinç han, Yeşil, Hünkar, Tophane’de çay ve nargile içmektir.

-Trafik sıkışmaya başladığında Bursa’ya yaklaştığını anlamaktır.

-Sütaş’ın günlük sütlerinden içmektir.

-Gerçek iskender kebap yemektir.

-Hayatında en az bir kez Bursa’nın ufak tefek taşları eşliğinde folklör oynamış olmaktır.

-Kaliteli bıçakların nerede bulunduğu bilmektir.

-Bur-sa-lı-sın diyenleri umursamamaktır.

-Çok modern, çok büyük, çok gelişmiş olmasa da Bursa’nın büyülü bir şehir olduğunu bilip vazgeçememektir.

-Uludağ yolunda bira veya çay içmektir.

-Arap Şükrü’de rakı balıktır.

-Teleferikten korkmamaktır.

-Teksas deyince Amerika’yı değil Bursaspor’u hatırlamaktır.

-Bursalı olmakla gurur duymaktır.

 -Bursalı olmak kışın 20 km . gidip kayak yapmaktır. sonra inip denize girmektir, deniz soğuk mu geldi? o zaman dön Ankara tarafına İnegöl’de Oylat’ı sor. Şöyle gerine gerine bir hamam sefası çek kendine. hala rahatlayamadın mı? Bir de masaj isteyiver ordan. Dönüş yolunda istersen İnegöl’den çıkma, köfte ye, istersen de Bursa’da iskender..

-Bursa dedin mi iki kere düşün. üniversite bitirdin ve İstanbul gibi bir metropolde de çalışmak istemiyor musun ? O zaman Bursa ya gel işsiz kalma ihtimalin düşük. (BU KRİZ TEĞET GEÇMEDEN ÖNCEYDİ) İstanbul dan kopamam diyenler mi var? Zaten İstanbul feribotla 75 dk.

-16 plakayi gördüğünde gözlerin yaşarıyorsa,

-Her şehirde Bursalıyım dediğinde yalama yapılıyorsa,

-Hiçbir yerde hiçbir şeyden korkmuyorsan,

-Çok çabuk sinirleniyorsan,

-Polislerle beraber alem yapıyorsan,

-Altındaki Şahin’i Ferrari sanıyorsan

Ya Kanında var! Ya da BURSA’LISIN..”

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , | Yorum Ekle