Efsane Tünel Bulundu!

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Salı Şub 16, 2010 Kategori İzmir

Arkeologları heyecanlandıran tünel

Efsanede Büyük İskender’in uyuduğu pınarbaşı olduğu iddia edilen tünel bir evin avlusunda bulundu.

İZMİR’de bir efsane gibi konuşulan Agora ile Kadifekale’yi birbirine bağlayan binlerce yıllık tünel ortaya çıkarıldı.

Kentte yıllardır Kadifekale ile Agora arasında bir dönem tünelden gidilip gelindiği konuşuluyordu. Yılların sırrı, Agora kazılarını yöneten Yrd.Doç.Dr. Akın Ersoy başkanlığındaki ekip tarafından ortaya çıkarıldı. DHA muhabiri, ekipte yer alan Arkeolog Çağdaş Yılmaz ile Agora semtindeki eski bir evin avlusundan bu efsanevi tünele girdi, bir süre tünelin içinde birlikte yürüdü.

Yüksekliği 2 metre, eni 1 metre olan tünelin, binlerce yıl öncesinde olduğu gibi, gidilebilen bölümüne kadar hala sağlamlığını koruduğu görüldü. Tünelin bir bölümünün düz olduğu, zaman zaman ise kıvrılarak ilerlediği dikkati çekti. Tünelin uzunluğunun nereye kadar devam ettiği tam olarak belirlemedi. Oksijensiz bir ortam olması ihtimaline karşı, daha sonra tam donanımlı olarak tünele girilerek, uzunluğunun ve nereye kadar ulaştığının ortaya çıkarılacağı belirtildi.

Arkeolog Çağdaş Yılmaz, büyük heyecan yaratan ve yıllardır, kuşaktan kuşağa var olduğu konuşulan tünelin bir girişinin de Agora’daki kazı alanında bulunduğunu belirtti. Yılmaz, “Tünelin şimdiki Kadifekale eteklerine uzandığını tarihi bulgular da ortaya koyuyor” dedi.

Yılmaz, yüksekliği 2 metre, genişliği yer yer 1 metreyi geçen tünelle ilgili şunları söyledi: “Efsaneye göre; Makedonya kralı Büyük İskender’in Bayraklı’daki ilk Smyrna kentini ve çevresindeki küçük yerleşimleri ele geçirdiği sırada gördüğü bir rüyaya dayanıyor. İskender avlanmak üzere geldiği Pagos (şimdiki Kadifekale) eteklerinde Nemesis Tapınağı önündeki bir pınarın başında ve bir çınar ağacanın altında uykuya dalar. İskender’in uyuduğu pınardan akan suyun yolu tünel olarak anılmıştır. Roma dönemi su kanalları aslında tünel büyüklüğündedir. Bu su da tam 2500 yıldır bu kanallardan kesintisiz Agora’ya akmaktadır. Şu anda tünelin gidebildiğimiz kadarının içi diz hizasına kadar pınarın suyu ile dolu. Sikkelerde zaten bu olayın temsili var. Gerekli restorasyon ve güçlendirmeler yapılırsa, tünel ziyarete açılabilir. Gidebildiğimiz kadarıyla tünel hala dimdik ayakta duruyor. İskender’in Kadifekale efsanesi ve tünelin ortaya çıkarılması tüm dünyanın gözlerinin İzmir’e çevrilmesini sağlar.”

‘İZMİR İÇİN BÜYÜK KAZANÇ’

Konak Belediye Başkanı CHP’li Hakan Tartan, yıllardır İzmirliler’de büyük merak uyandıran ve Agora ile Kadifekale’yi bağlayan tünelin ortaya çıkarılmasının kent için büyük kazanç olduğunu dile getirdi. Tartan, tünelin giriş kapısının bulunduğu Agora semtindeki evin, sahibi tarafından satılacağını duyunca, satın alınması için gerekli talimatları verdi, “O evi aldık bilin” diye konuştu.

Başkan Tartan, “Avlusundan tünele girilen ev, bizim desteklerimizle süren Altınpark kazı alanına çok yakın. Üstelik bu bölgede müze evler oluşturmak için çalışmalarımız sürüyor. Basmane ve çevresi tarihi bir hazine. Tüneldeki evi satın alıp restore ettireceğiz. Konunun uzmanları Arkeologlar ile görüşüp halkın ziyaretine açılması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağız. Tünelin bulunması sadece kentimizde değil hem ülke genelinde hemde yurt dışında büyük bir heyecan yaratacaktır. Yeraltında gezmek ziyaretçilere büyük heyacan verecektir, bundan İzmirimiz kazançlı çıkacaktır” dedi. (Kaynak: Mİlliyet)

Gerçekten heyecan verici.

Bu tünel sayesinde gözler Kadifekaleye çevrildi ve umarım Kadifekale çapulculardan tinercilerden temizlenir. Son 5 yılım İzmir’de geçmesine rağmen Kadıifekale’ye gitmedim gidemedim. Oraya gitmenin büyük risk olduğu İzmirlilerce malum.

Efsane tünel sayesinde belki güzellikler daha iyi korunur ve ziyaretçiler korkmadan çekinmeden bu güzellikleri yakından görme şansına sahip olur.

İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Yusuf’un Yeri

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cumartesi Oca 16, 2010 Kategori Röportaj, İzmir

Konuğum Yusuf Sarı; Kendi işlettiği ve ‘Yusuf’un Yeri’ olarak bilinen balık restorant. Çeşme’de deniz kıyısında üç kuşaktan bu yana müşterilerine hizmet veriyor…masa

Kalabalık bir grupla birlikte yolumuz Yusuf’ un Yeri’ne düştü. Bölgenin en eskilerinden oldukları için herkes tarafından tanınan ve sevilen insanlar.

Bizi kapıda karşıladılar, oldukça nezih bir ortam. Makânın tam ortasında bir şömine var. Ama hava iyi olduğu için şömineyi yakmadılar yine de nezaketen isterseniz yakabiliriz diye de belirttiler.

Önce ellerimizi yıkadık sonrasında yiyeceğimiz balıkları ve mezelerimi seçip yerimize oturduk. Ben her zaman yaptığım gibi, ‘Cam kenarı benim’ nidaları atarak masada yerimi aldım.

Salatalarımız, ekmeklerimiz ve mezemiz önceden geldi. Kısa bir süre sonra da balıklarımız geldi.

Her balık yenildiğinde yapılan o muhabbeti yaptık; balıkları elimizle mi yiyecektik, çatal-bıçak ikilisinin yardımlarıyla mı?

Ben çatalla yemeyi tercih ettim.

Balık zaten enfesti, üzerine bolca limon sıktım ama yanında öyle bir biber yedim ki inanılmaz güzeldi.

Zehir gibiydi acısı, ismi de Biber Tarator. Acıseverlere ısrarla tavsiye ederim.

Yemekten sonra Türk kahvemizi içmeyi de ihmal etmedik. Hatta üstüne bir de fal baktık.

Balığımızı yerken TSM tercih ettik. Dinlediğimiz müzik yemeğimize ayrı bir lezzet kattı.

Her şey mükemmeldi. Bu güzel mekânı sizlerle de paylaşmak isterim.

Sevgili Yusuf, mekânı senden dinleyebilir miyim?

Restoranımız 1961 yılında dedem Yusuf Sarı ve babaannem Zehra Sarı tarafından hizmete açılmış. Ben üçüncü kuşak oluyorum. 61 senesinde Çeşme genelde yazlık evleri bulunanların yazları gelip tatil yaptığı küçük bir ilçeymiş. Restoranımızın bulunduğu Şifne mevkii şifalı termal suyu ve içmeler suyuyla meşhurmuş o yüzden turist çevre il ve ilçelerden yerli turistleri ağırlıyormuş. Restorantımızın ilk hali çardak türünde yani büyük kısmı kargıdan yapılmış.

Babaannem mutfakta dedemle babam da servisteymiş. Babaannemin menemeni ve kuru fasulyesi o yıllardan kalan müşterilerimiz tarafından anlatılıyor. Babaannem kuru fasülyeyi o yıllarda toprak güveçte ve odun ateşinde pişirirmiş.

Daha sonraki yıllar mutfakta annem serviste de babam ve ben çalıştık. Restorantımız o yıllar sadece yaz sezonunda ve kışın hafta sonları servise açıktı.

Bizim sezon boyunca personel sayımız; annem, babam, ben ve bir yardımcı olmak üzere 4 kişiydik. Öğlen servisinde sulu yemek, özellikle annemin güveçte türlüsü ve biber dolması meşhurdu. Akşam servisinde balık ve ızgara çeşitlerimiz olurdu.

Daha sonraki yıllar işlerimiz daha çok gelişti ve gelişime uymak için daha çok personelle çalışmak zorunda kaldık.

Restoranımız şu anda tamamen balık ve deniz ürünleri üzerinde hizmet veriyor. Tabi ki mezelerimizin ağırlığı zeytin yağlı ve deniz mahsulleri ağırlıklı oldu.

Senin işletmenin başına geçmen nasıl oldu?

Benim işletmenin başına geçişim tam olarak 17 yaşında okuldan ayrılıp 1989 yılına rastlıyor. O yıllar ilk başta dört personel ile sadece yaz sezonunda çalışırdık. Kışın ise ben mutfağa geçer bir kişi de serviste bırakırdım. Akşam iş biter, iki kişi temizliğimizi yapar bulaşığımızı yıkar dükkanı kapatırdık.

Benim de babaannem ve annemden öğrenmiş olduğum mutfaktaki püf noktaları müşterilerime sunardım. Daha sonraki yıllar daha profesyonelleşip işi bilen ustaya mutfak önlüğümü devrettim.

Şu an kaç personelle ve nasıl çalışıyorsun?

Kış sezonu oniki yaz sezonu ise yirmi personelimiz çalışıyor. Fakat alışverişimizi ben ve babam yapmaktayız. Gerektiği zaman mutfağa gerektiği zaman da servise yardım etmekten kendimi alamıyorum. Çünkü çekirdekten bu işi öğrendiğim için sandalyede oturup patronluk yapamıyorum. İşin en zevk verdiği yönü de o.

Müşterilerin kimlerden oluşuyor, tanınmış isimler var mı?

Son üç yılda gelen müşterilerimiz: Deniz Seki, Candan Erçetin, Petek Dinçöz, Duman grubu, Ümit Kayahan, Hüseyin Beşok, Serdar Bilgili ve bunların yanında İzmir ve İstanbul’lu tatilciler.

Kışın ise yerli halkımız ve başta Sheroton olmak üzere otel personeli ve misafirleri.

Restorantın bir özelliği de fiyatların çok hesaplı oluşu. Bunun hikmeti ne?

Çok eski mekân oluşumuz yerimizin kendimize ait olması ve özellikle maddiyattan çok maneviyata önem verdiğimden fiyatlar uygun ama aynı zamanda temiz ve lezzetli olmasını hep önemsedim. Normalde kişi başı 25-30 fakat deniz balığı ve deniz ürünleri ağırlıklı ve de kalite şarap açıldığında fiyatlar tabi ki biraz yükseliyor.

Gün içinde restoranı müşteriye nasıl hazırlıyorsun?

Sabahları kalktığımızda ilk işimiz, meyve sebze ve diğer mutfak eksiklerimizi tamamlamak üzere babamla beraber alışverişe çıkmak. Daha sonra balık eksiklerimiz için balık pazarlarını dolaşıp balığımızı alırız.

Balıkları nasıl muhafaza ediyorsun?

Balıklarımızı da buzdolaplarda değil de tahta kasalarda kırma buz ile muhafaza ederiz ve balık miktarını işin durumuna göre ayarlarız

Deniz ürünlerinden en popüler olarak hangilerini yapıyorsun?

Deniz ürünlerimizden en popüler olanları; torik balığından yaptığım lekarda içinde kalamar, karides, midye, ahtapot olan krepe sarılı Alaçatı balıkçı böreği, balık pastırması, Yunan adalarında görmüş olduğum Rum usulü kekikli ahtapot ızgara.

Soğuk mezelerden en iddialı olanlar neler?

Diğer soğuk mezelerden de; kabak çiçeği dolması, deniz börülcesi, lor peynirli biber ve enginar dolması.

Şu anda meze dolabımızda 22 meze18 de deniz ürünleri çeşitlerimiz var.

‘Yusuf’un Yeri’nde dileyen yaz akşamları yazlık deniz kıyısındaki restoranda balığını afiyetle yiyip yanında şarabını yudumlayabilir. Gayet hoş düşünülmüş iki mekan. Bir tanesi kapalı diğeri açık.

İzmir’e yolu düşenlerin bu mekanı görmelerini öneririm, pişman olmazsınız.

:) Sevgili Yusuf, bu güzel mekanı bizlerle paylaştığın için teşekkürler. En kısa zamanda yazlık deniz kıyısında balığımı yemeğe geleceğim.

Sefalar getirdin…

http://www.yusufunyeri.com/

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Anneee Şunaaa Baakkk

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Oca 14, 2010 Kategori Felsefe, Gündelik Yaşam, İzmir

AdsızGecenin bir yarısı oğlumun sevdiği programlardan birini izliyoruz, ben bir taraftan da boş durmuyorum bir şeyler karalıyorum. Arada başımı kaldırıp napıyor bu adamlar diye bakıyorum. Zaten bakmayınca bizimki, ‘anne annee şuna baakkk‘ diye naralar atıyor.

Adamlar hurdalıktan arabaları cüz-i bir paraya satın alıyorlar, sonra onları rüya haline getirip büyük paralar karşılığında koleksiyonerlere satıyorlar.

Adamların işi bu. Ama gerçekten de arabanın ilk haliyle son hali hayal bile edilemez derecede farklı. Güzel arabalardı ne yalan söyleyeyim. Hatta kendime araba bile seçtim. Bir de hurdalık bulursam bu iş tamamdır.

Belli ki bu işten çok iyi para kazanıyorlar. Adamların haline baktım da acıdım hallerine. Zavallılar yağ pas içindeler. 24 saat çalışıyorlar. Çok kazansalar ne olacak, kazandıklarını harcamaya zamanları bile yok.

Ben onların bu zavallı hallerine acırken o ara bir tanesi felsefi bir laf etti. Hemen Antidepresan T.A.Ş. Muhasebe Müdürümüz Murat Ertaş’ın gönderdiği ajandama not aldım. Sabah olunca ben bunu yazayım dedim.

Sabah da olduğuna göre yazma zamanı geldi. Aklıma da nerden geldiyse bir çocuk şarkısı geldi. Severdim bu şarkıyı. (şarkıyı uyduruyor olabilirim ama aklımda böyle kalmış)

Bak yine sabah oldu

Her taraf neşe doldu

Karanlıklar uzaklaştı

Okul vakti yaklaştı

Dün gece de bir rüzgar bir fırtına, şimdi de İzmir ağlıyor. Tıpkı ağlak kadınlar gibi. Kadınları hep erkekler ağlatıyor bunu biliyoruz da bu İzmir’i kim ağlatıyor anlamış değilim. Ama bunun için kafa yormam. Zaten çok iç karartıcı bir hava var dışarıda.

Perdeyi açarken de gözüm sokak lambasına takıldı. Şimdi dikkat ettim de o lamba gece gündüz yanıyor.

Bir keresinde kimin blogunda okumuştum hatırlamıyorum ama gece gündüz yanan sokak lambalarının günahını kime fatura ederler diye bir yazı yazmıştı da çok beğenmiştim. Hatta yorum yazmıştım, ‘en iyisi o lambaları kıralım da faturası bize çıkmasın‘ diye. O da cevaplamıştı, ‘aman ha elektrik faturasının üstüne şimdi bir de lamba parası ödemeyelim‘ diye.

Bunu düşünerek lambayı kırmaktan vazgeçtim. Sabahın kör karanlığında durup dururken devlete ödediğimiz hava parası, su parası, çöp parası, ayak bastı parası, öksürdü parası, tıksırdı parası verdiğimiz yetmiyormuş gibi üstüne bir de sokak lambası parası ödemeyelim.

Neyse ben yine dağıldım konuya geleyim çok uzattım farkındayım. Napim bu ağlak havalar beni böyle yapıyor.

Konumuz; Koleksiyonculukla, elde etmek arasındaki fark

Birşeye sahip olmak istediğin için sahip olmak

Bir şeye başkasının sahip olmasını istemediğin için sahip olmak

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Cici Kız

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 13, 2010 Kategori Felsefe, Gündelik Yaşam, İzmir

Adsızson günlerde kendimde

bir haller seziyorum

yüksek doz yalnızlıktan

galiba ölüyorum…

Çok arabesk gibi görünüyor ve evet arabesk de. Öyle bile olsa sözler müthiş. İçinizdeki arabesk firar ettiğinde mutlaka bu şarkıyı dinleyin derim. Dinleyin ama ölmeyin!

Yalnızlıktan ölünür mü?

Sanmam ölünmez ama yüksek doz yalnızlık insanı öldürmese de süründürür gibime geliyor.

Nedir yalnızlık?

Etrafınızda kimsenin olmaması mı yoksa içinizdeki boşluk mu?

Ya da kalabalıkta bile kendinizi yalnız hissetmek mi?

“Yalnız mısınız?” sorusuna verilmesi gereken cevap “Yalnız değilim BEN varım” olabilir mi?

Neden olmasın. Rahmetli Tanju Okan, “Benim en iyi dostum içkim sigaram, onlarda terk ederdi olmasa param” demişti.

Paranız olsun olmasın BEN sizi asla terketmez, hep sizinledir, öncelik hakkını hep sizden yana kullanır, hayal kırıklığına uğratmaz, ihanet etmez, yalan söylemez, yarı yolda bırakmaz, küsmez, kapris yapmaz v.s v.s

Bu muhabbet felsefeye doğru kaymaya başladı üstelik bugün Pazartesi. Zaten yeteri kadar zor bir gün. Can sıkmanın alemi yok.

Kordon’a gidip oturmak deniz havası almak geleni geçeni izlemek bir şeyler içmek insanda ne yalnızlık bırakır ne birşey. Ben bu günlerde bunu yapacağım. Ve tabi yalnız olmayacağım.

İnsanları izlemek dedim de dün akşam yürüyüşten eve dönerken bir grup gençle karşılaştım. 14-15 yaşlarına kızlı erkekli bir gruptu. Hepsi çok şık ve hepsi hayat doluydu, gözlerinin içi parlıyordu. Çok tatlıydı hepsi.

Ama içlerinden bir tanesi vardı ki çok farklıydı sıradışıydı ama çok ciciydi. Bu cici kızın kıyafeti kırmızı beyazdan ibaretti.

Bu cici kız benim hep yapmayı istediğim ama şu ana kadar cesaret edemediğim bir şeyi yapmıştı.

Ayağında bir çift değil iki çift ayakkabı vardı. Hayır tabii ki dört ayaklı değildi. Ayağının bir tanesine beyaz Converse giymişti diğerine kırmızı. Çok hoşuma gitti çok. Dost başa düşman ayağa demişler ama valla kötü bir niyetim yoktu. Cici kızı cesaretinden ötürü kutluyorum.

Birgün karşılaştığımızda ayağımda iki farklı ayakkabı görürseniz şaşırmayın. Ayakkabı üreticileri bir çift ayakkabıyı aynı renk üretirken bize mi sordular?

Sizi bilmem ama bana sormadılar o yüzden böyle birşey yapabilirim.

Güzel bir hafta diliyorum.

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Körfez Güzeli

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Oca 13, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, İzmir

AdsızMSN de karşılaştık, her zamanki gibi mızıklıyor her zamanki gibi dışarıda buluşalım diye beni kandırmaya çalışıyordu. “Hiç havamda değilim” dediğimde burada söylenmeyecek türden cümleler kuruyordu.

‘Hayır’ diyordum ama o ısrar ediyordu “hadi nazlanma sadece bir çay içeceğiz” diyordu. Beni sevdiğini söylemesine rağmen çay sevmediğimi bir türlü öğrenememişti. Hatta ona “çaycılar götürsün seni emi” demişliğim de var…

Beş dakka da bir başa sarıyor “daha vakit erken nolur düşün ve karar değiştirirsen ara beni, akşama doğru buluşuruz” diyordu. Ben de bu kadar sevilmekten dolayı şımardıkça şımarıyor ve bu hakkımı sonuna kadar kullanıyordum.

Zaten hava sıcaktı ve keyfim yoktu. Ne diye otobüs bekleyip itiş tepiş sıcakta otobüse binip teleferiğe kadar gidecektim ki. Başka bir formül bulmalı onu kandırmalıydım. Ben de özlemiştim ve uzun süredir görüşmemiştik. Dedikodular da birikmişti üstelik… Gelse tam süper olurdu, yan yana geldiğimizde kahkahalarımız sokağın başından duyulurdu…

Onun temiz hava almak istediğini biliyordum ve şansımı zorlayarak “hadi sen gel bize, valla çok özledim nooolurrrr” diye mızıkladım. “Olmaz kızım şaşırma bugün haftasonu, nolur sanki dışarıda buluşsak incilerin mi dökülür” diyerek beni azarladı.

“Annem babam burada yok ya azarlarsın tabi” diye acıtasyon yaptım.. Bu manzaraya dayanamadı;

“Allah tependen baksın senin emi” diyerek gelmeyi kabul etti.

Hep sokaklarda buluştuğumuz için evin adresini de bilmiyordu. Oturduğum semte gelince telefon açtı ve bulunduğu yeri söyledi. Gayet ciddi bir ses tonuyla “deniz tarafına mı yürüyecem ters istikamete mi” diye sordu ben de söyledim.

Telefonu kapattıktan sonra düşündüm, evi bulamazsa kafamda boza pişirirdi. Korktum tabi hemen onu karşılamaya yola çıktım. Kapıda karşılaştık ve derin bir ooohhhh çektim. Kurduğu ilk cümle “adresi yanlış tarif etseydin evi bulamasaydım sorardım sana” oldu. Neyse ki olaysız bir şekilde buluşmuştuk.

Eve çıktık bir süre dinlendikten sonra onu balkona aldım. Kendini rahat hissetsin yabancılık çekmesin diye de balkonun deniz gören tarafını ona verdim. Yedik içtik, dedikodularımızı yaptık ama bitiremedik. “Yuvana geri dön, annen hasta” diye telefon gelince birbirimize doyamadan kalktık.

Bunu saymıyorum Körfez Güzeli , yine beklerim :) sen çay içersin…

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Davulcu Krizi

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Salı Oca 12, 2010 Kategori Ramazan, İzmir

davulcuBDün akşam iftar yemeğimizi hazırladım, ezan okundu ve Mert’le birlikte orucumuzu açtık. Tam çorbamızdan bir kaşık aldık, sokaktan davul sesleri gelmeye başladı.

Başımıza geleceği anladım ve hiç istifimi bozmadan, kendimi annemin memleketten getirip İstanbul’dan gönderdiği tarhana çorbama verdim.

Nasıl vermezdim ki… mis kokulu bir çorba ve üstünde kızarmış ekmek, yine memleketten getirilerek kilometrelerce yol kat edip bana ulaşan köy peyniri.

Annemler ona küpecik peyniri diyorlar. Sonundaki ‘CİK’ eki sanırım peynir kabının küçük olmasına istinaden ilave edilmiş şirin bir ek. Değilse de şimdi ben uydurdum.

Sonrasında olanlar oldu ve kapının zili acı acı çalmaya başladı. Mert kapıyı açmak için davrandı, ‘boşver otur yemeğini ye’ dedim.

‘Anne belki babamdır’ dedi…‘Hacdan gelmedi ya anahtarı var açar girer’ dedim.

‘Anne oruç sana yaramıyo, sen oruç tutma bence’ diyerek anlam yüklü bir ifadeyle yüzüme bakıp kapıyı açtı.

Karşımızda elinde davulu olan hayli esmer bir arkadaşımız. ‘Bahşiş topluyorum abla’ dedi ve elinde kirden pastan görünmeyen bir kağıt parçasını gözüme doğru uzattı.

Her ne kadar görmesem de o kağıdı andıran nesnenin yetki belgesi olduğunu düşündüm.

Adama çıkıştım ‘iyi de kardeşim tam iftar vakti olmaz ki, zaten karnım öldü açlıktan’ dedim. Adam ‘abla öğlende çıktım ancak geldim’ dedi. Sanki ertesi gün gelse günaha girecek…

Zaman geçiyordu ve karnım zil çalıyordu, davulcuyla daha fazla polimeğe girmeden parasını verdim gitti.

Kapıya hergün eline davulu kapan geliyor ve hepsinin elinde sözüm ona yetki belgesi var. Bu belge sebil olmalı ki herkesin elinde var. Bi bizim elimizde yok.

‘Her gelene bahşiş veremem ki kaç tane davulcusu var bu mahallenin’ diyorum, ‘abla o kadar çalıyoruz’ diyor.

Çalma kardeşim çalma. Zaten davul mu çalıyorsun teneke mi çalıyorsun belli değil. Hem ben zaten senin davulunun sesiyle uyanmıyorum ki, saati kuruyorum ona göre kalkıyorum.

Mahallede davul çalarken bana mı sordun da çalıyorsun… Tövbee tövbee…

Zaman zaman kaybettiğimiz değerleri konu alıyorum ama bu ramazan davulcusu olayı artık baymaya başladı. İlle de bu geleneğimiz sürsün deniliyorsa davulculara eğitim verilsin ve yetki belgesi de mahalle başına bir kişiye verilsin.

Belki de zaten her mahalleye bir davulcu düşüyor da bizim mahalle bereketli midir nedir anlamadım ki. Daha da ramazanın bitmesine var.

Benim korkum para vermek falan değil, çıkardıkları kuru gürültü ve daha da önemlisi para toplamak için seçtikleri uygunsuz vakit.

Çok merak ettiğim bir konu var, bu davulcular ramazanın bitmesiyle ne iş yaparlar ne yer ne içerler, sigortaları var mıdır?

Benimki de laf yani. Sanki ülkede her çalışanın sigortası var da…

Neyse ciddi konulara hiç girmeyelim aç karna, zaten sahura da kalkamadım. Hadi saati duymadım dün ezan saati para verdiğim davulcu nerdeydi ev ahalisi olarak aç kalırken?

Mert haklı galiba, benim aç halim hiç çekilmiyor.

:) ))) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Ne Renksin Eylül

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Oca 11, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, İstanbul, İzmir

AdsızEylül zor bir ay… insanı halden hale sokuyor

Eylül ne renktir hiç düşündünüz mü?

Ben düşündüm…

‘Neden düşündün?’ diye sormayın… canım istedi düşündüm

Ama böyle olmuyor ki… şurda ciddi bir yazı yazmaya çalışıyorum

Biraz duygusal, biraz romantik, biraz melankolik

Zaten de annemi babamı kardeşlerimi yeğenlerimi İstanbul’u özledim… dokunsanız ağlarım…

Sonbaharı sararmış renkler sembolize ediyor

Sararmış solmuş yerlere dökülmüş yapraklar, bir arabesklik bir hüzün

Sürekli ağlak hava da cabası

Bazı romantikler ve barajlar için yağmur çok gerekli tabi de…

Kapalı bir hava, koşturan insanlar, soba dumanı, is, pas, kömür kokusu, sararmış yapraklar

Anlatırken bile içim darlandı

Sevmiyorum bu havaları, yaşam enerjimi yok ediyor

Eylül renkli olmalı… cıvıl cıvıl gökkuşağı gibi…

Sanki memlekette tek renk sarıymış gibi anılmasından mütevellit hafızalara öyle kazınmış

Aklım kabul etse de gönlüm kabul etmiyor işte

Mütevellit de dedim ya Allah da beni kahretmesin

Balon istiyorum… çocuklar cıvıl cıvıl oynasın

Dondurma, pamuk helva, uçurtma

‘Dünya istediğin kadardır’ Şu an bu şarkı çalıyor.

Bugün bir nostalji bir arabesklik… tüm bunların üstüne de dünya istediğim kadarmış…

Oldu, gözlerim doldu!

Biliyorum bu da bana hiç yakışmadı ama yakışsa da yakışmasa da söyledim gitti

Mevsimin bir özelliği de insanın kavga etme isteğinin artması, bir sinirlilik hali

Ve tüm bunlara rağmen kavga etmeye bile üşenmesi. Temsil ben

Kötüyüz kötü…

Ne zaman haberleri okumaya izlemeye kalksak olana dengemiz bozuluyor. İnsanlar olmuş bir canî.

Hayatta kalabiliyorsak şanslı olduğumuzdan… Bedava yaşıyoruz…

Sonra bir bakıyoruz birileri başka gezegende yaşıyor gibi demeçler veriyor hatta başka gezegenin insanı gibi yaşıyor.

Yok yine olmadı. Bu kadar ciddi yazmayacaktım bu yazıyı.

Yazdıkça nelere sinirlendiğim ortaya çıkıyor.

Başka şeyler de var tabi ama kızmayacağım ya. Kızmak bünyeye iyi gelmiyor. Zaten de kimsenin umrunda değil.

Hop tıralaylom maşallah.

Öyle işte…

İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Dilimde Bir Şarkı

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Oca 11, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, Müzik, İzmir

AdsızCiyak ciyak bağıran sokak satıcılarının sesiyle uyandım. Hava kapalı, insanın ruhunu daraltıyor. Miskinliğe uykuya davete çıkardığı halde inat ettim kalktım yataktan.

Dilimde bir şarkı, sabah sabah karga kahvaltısını etmeden şarkı dilime nereden dolandıysa artık. Akşama kadar söylerim.

Erçetin’in her şarkısını dinlerken insanda “ahanda ben” diye bir duygu oluşuyor.

Ah Candan Erçetin ah, böyle de söylenmez ki…

GAMSIZ HAYAT
Sormayın neden bu durgunluğum
Görmeden kuytu yaralarımı
Sormayın neden bu huysuzluğum
Bilmeden saklı duygularımı

Çokmu dertsiz duruyorum uzaktan bakınca
Çokmu kalender sandınız dert anlatmayınca

Gamsız hayat,herkese başka sunar garip oyunlarını
Gamsız hayat,herkese başka kurar kahpe tuzaklarını
Gamsız hayat,herkese başka sorar geçmiş hesaplarını
Gamsız hayat,herkesi başka yorar görmez gözünün yaşını

Sanmayın biter bu durgunluğum
Sarmadan kuytu yaralarımı
Sanmayın biter bu huysuzluğum
Açmadan saklı duygularımı

Çok mu güçsüz duruyorum derdimi paylaşınca
Çok mu çaresiz dersiniz dertten ağlayınca

:) Bu enfes şarkının üzerine “Elbette” şarkısından daha iyi bir şarkı düşünemiyorum…

ELBETTE
Güneş her akşam batıp hergün doğuyorsa
Çiçekler solup solup tekrar açıyorsa
En derin yaralar kapanıyorsa
En büyük acılar unutuluyorsa
Neden korkulur hayatta söyleyin bana
(ben neden hep aynı kalayım söyleyin bana)

Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım
Elbette daldan dala konup sonra uçacağım
Elbette bazen hızla dönüp bazen duracağım
Elbette bazen söyleyip bazen susacağım

İnanmadım asla inanamam
Herşeyin bir sonu olduğuna

Şarkı söylemek bir kadına ancak bu kadar yakışır. Yüreğine sağlık Sevgili Candan Erçetin.

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Haberin Olsun

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Oca 10, 2010 Kategori Haber, Haftasonu, İzmir

haberler1_kGüzel bir Pazar sabahı İzmir’den herkese iyi Pazarlar… Haberleri şöyle bir taradım.

İşte yurdumdan manzaralar;

- Hüseyin Üzmez: Beni şapur şupur öpüyorlar, beni her öpene ‘18 yaşından küçükmüsün’ diye soramam ki.

- 20 yaşındaki genç kız babası tarafından boğazı kesilerek öldürüldü. Genç kız babası hakkında taciz ettiği için şikayette bulunmuştu.

- DTP ve bazı sivil toplum örgütlerinin Taksim’de yapmayı planladığı eyleme izin yok.

- Devlet Bakanı Cemil Çiçek, 1984 yılından bu yana Türkiye’nin hesaplanabilir terör kaybının 1 trilyon dolar olduğunu söyledi.

- 14 yaşındaki kızla cinsel ilişkiye girdikleri iddia edilen yaşları 25-65 arasında değişen 7 kişi gözaltına alındı.

- Süt kahveyle içildiğinde etkili olmaz: Uzmanlar, yetişkin ve çocukların ‘sütlü kahve içmelerinin’ doğru olmadığını, kahvedeki kafeinin kemiğin kalsiyumu emmesini engellediğini belirterek uyarıda bulundu.

- İhracat 32 aydan sonra ilk kez geriledi. Ekim ayında ihracat 32 ay aradan sonra ilk kez düştü. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, Türkiye’nin 2008 yılı Ekim ayı ihracatı, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 1.87 düşüşle 9 milyar 530 milyon dolar oldu.

- Somali açıklarında kaçırılan Türk gemisinin kaptanı dün Türkiye’yi arayarak 20 kişilik mürettebatın iyi olduğunu haber verdi.

- Eyüp’te, kırmızı ışıkta geçtiği iddia edilen bir yolcu minibüsünün çarptığı 10 yaşındaki kız çocuğu hayatını kaybetti.

- BOTAŞ, bugünden geçerli olmak üzere, konutlarda kullanılan doğalgaz fiyatına yüzde 22.50, sanayide kullanılan doğalgaza da yüzde 22 oranında zam yaptı.

- TRABZONSPOR’lu futbolcu Serkan Balcı’nın üniversite öğrencisi kardeşi Serhat Balcı’nın, İzmir’de eğlenmek için gittiği gece kulübünde, şifresini öğrendikleri kredi kartlarından 160 bin YTL çektikleri öne sürülen aralarında, müzikhol sahibi, kasiyer ve garsonların da bulunduğu 5 zanlı yakalandı.

- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bugünkü Hakkâri ziyareti öncesi AKP İl Başkanlığı’nda meydana gelen patlamada, yoldan geçen 6 kişi yaralandı.

- Türkiye’ye yeni modern füze sistemi: Daha güçlü ve etkin bir hava savunma ağı oluşturulması amacıyla Savunma Sanayii Müsteşarlığınca (SSM) ihaleye çıkarılan alçak ve orta irtifa hava savunma füze sistemleri ihalesinde teklife çağrı dosyaları alım tarihi yeniden belirlendi.

- Beyoğlu’ndaki 360 adlı restoranın korumaları olduğu öne sürülen 3 kişi, vestiyere 12 euro ödemeyen Hollandalı turisti öldüresiye dövdü. 32 yaşındaki turist komaya girdi.

- Mustafa Kemal, 22 Kasım 1916’da Erkan-ı Harp Reisi’yle yaptığı sohbetin ardından, not defterine şu satırları düştü: ‘Fazilet heyeti olan ulema övünç kaynağımız, baş tacımızdır. Fakat hainlikle adi ve şahsi menfaat elde etmek maksadıyla yalandan ilmiye kisvesine bürünerek fesat yaymaya kalkışan gizli örgüt üyeleri elbette kanun ve şeriat hükümlerine göre muamele görmekten kurtulamayacaklardır.’

HABERLER

Gözlerinin önünde belirince hayalim
Sevgi dolu demleri anarmısın kimbilir
Hasret bir rüzgar gibi eserken ince ince
Ayrılık acısıyla yanarmısın kimbilir

Şimdi nerde o hayat, o güzel günler nerde
Bulunmuyor bir deva yalnızlık denen derde
Giden gelmiyor derler acep inanayım mı
Sen söyle ey sevgili böyle sızlanayım mı

Söyle şimdi nasıl haberler haberler
İyimi kötümü haberler haberler

Söylediğim bu şarkı düşündürürmü beni
Dinleyip eğlenirken severmisin kimbilir
Sen sen ol da düşün iyi tanı kendini
Hor görme hiç kimseyi görülürsün kimbilir

Atilla Atasoy

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Önce Ruhumu Hazırlamalıyım

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Oca 10, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, İzmir

suslu-kizDün MB arkadaşlarımızdan Tunay’la bugün için bir yerlere gidip bir şeyler içmeye karar verdik, Körfez Güzeli’ne de haber veririz, Altın Kızlar olarak birlikte gideriz dedik. Gece de Körfez güzeliyle MSN de karşılaştım, planımızdan bahsettim.

“Nerde buluşuyoruz” diye sordu, “her zaman ki yerimizde” dedim.

“Uzak bir yere gitmeyelim” dedi… Konak ya da Alsancak’ta oturabileceğimizi söyledim.

“Gelemem ben çok yorgunum, bugün çok çalıştım bir sürü işim vardı, perişan oldum” dedi.

“Sen yat dinlen, yarın olsun da belki kendine gelirsin” dedim.

“Evet hemen yatayım da belki yarına kadar dinlenirim” dedi ve şu saat oldu aramadım henüz, ondan da ses çıkmadı.

Geçenlerde yine buluşmuştuk, yine denize nazır bir masadayız.

Yeni Türkü grubunun geldiğini söylemişti Mert. “Belki arkadaşlarınla gitmek istersin anne” diye haber verdi. Masada ben de bundan bahsediyordum.

Körfez güzeli, “ben gidemem” dedi.

“Niye?” diye sordum, “hazır değilim” dedi.

“Güzelim neye hazır değilsin, zaten şarkıları sen söylemeyeceksin ki, sanatçılar söyleyecek biz dinleyeceğiz, müzik hızlanınca el çırpacağız, istersen de kalkıp oynarsın, ya da en azından izin verirsen ben oynarım” dedim.

“Olmaz, kıyafetim uygun değil” dedi.

“Gideceğimiz yer zaten loş ışık, gayet de iyi görünüyorsun, zaten kıyafet kuralı yok, istediğin kıyafetle girebilirsin içeri” dedim.

“Olmaz, hazır hissetmiyorum” dedi.

“Güzelim, canım, anam babam, neye hazır hissetmiyorsun?” diye sordum.

“Önce ruhumu hazırlamalıyım” dedi… Cevap vermedim, veremedim…

Ya sabır ya selamet… Kadın değil sanki havuz problemi. Şimdi arayacağım ama duyacağım cevaptan korkuyorum. Yine bana eksantrik bir laf edecek, ne demeye getirdi diye hindi gibi düşünüp duracağım.

Allah’ım ne olur, ruhunu gönlünü kafasını kıyafetini ne var ne yoksa hepsini hazır etsin de, yanında sözlük ve imla kılavuzu olmadan anlaşılmayacak türden laflar etmesin bana.

Gidersek maceralarımızı yazarım.. Havuz problemi gibi kadın da olsa o bir dost.Sevdiğim bir dost.

:) Tunay’cım artık katlanacaksın bize… Senin durumun benden daha iyi. Sen matematik öğretmenisin onu belki sen çözersin de bana da anlatırsın.

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle