İETT’nin ‘Aylık Akbil’ hizmeti kabusa dönüştü

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Haz 14, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, Kent Yaşamı, İstanbul

O değil de;

Birkaç gün öncesinde İETT’nin ‘Aylık Akbil’ isimli hizmetinden bahsetmiştim. Hizmet kabusa dönüştü.

10.06 2010 tarihinde Metrobüs gişesinde 110 TL. karşılığında fişte ‘Aylık Akbil’ ibaresi bulunmak suretiyle dolum yaptırdım.

Dün akşam saat 20.30’da Kartal/Beyaz Köşk durağından Harem istikametine giden 16/A, 92/771 nolu otobüse binerek aylık akbilimi kullandım. Mert de yanımdaydı ve ona da akbil kullanmak istedim.

Aynı araca ardışık olarak 2. kez basıldığında normal bakiyeye geçiş yaptığı ve normal bakiyenin de yetersiz olması sonucu akbilden geçiş yapılamadı. Mert de kendi akbiliyle geçiş yaptı.

Bunun üzerine şimdilik sicil numarası bende saklı olan şoför, anahtarlığıma bağlı olan aylık akbilimi elimden çekip aldı ve akbilimi çıkararak anahtarlarımı geri verdi. Ben ne yaptığını anlamaya çalışırken ‘Bunu nerden aldınız, nerde doldurdunuz, pasonuz nerde?’ diye peşpeşe suç işlemiş birini yakalamışcasına sorguya çekmeye başladı.

Zincirlikuyu’dan aldığımı ve fişin de yanımda olduğunu söyleyerek çantamdan fişi çıkarıp kendisine ibraz ettim. Kabul etmedi ve akbilimi geri vermeyi reddetti. Alaylı, ciddiyetsiz ve saygısızca bir tavır takınarak el kol hareketleriyle ilerlememizi söyledi.

Kaldı ki; haklı bile olsa elimden akbili çekip alamaz. Öyle bir hakkı öyle bir yetkisi yok. Rica eder… akbilimi gerekirse ona ben teslim ederim. O elimden çekip alamaz! Bu cesareti nereden buldu akıllara zarar..

Olsa olsa aptal cesareti!

Kendisine akbilimi mahalle bakkalında doldurmadığımı Akbil Gişesinde doldurduğumu söyledim. Fişi de gördüğü halde akbilimi geri vermedi. ‘Git paranı Kadıköy gişesinden geri al’ dedi.

Üzerimde akbil dışında para olmayabilirdi!

Akşamın bilmem kaçında bir aylık yol paramı şehir eşkiyası gibi gaspetmek nasıl bir fantazidir bunun hesabını yargı önünde verecek.

Bir geyik vardır dillere sakız… ‘Burası dağ başı mı!’ deriz…

Evet, İstanbul dağ başı… üstelik dağ başını duman almış…

O değil de ;

110 TL. lık Aylık Akbil’in akıbeti ne mi oldu?

Bilinmiyor araştırılıyor. Kendisinden hala haber alınamadı… Gören bilenlerin insaniyet namına…

Şoför dışında İETT ile ilgili şikayetim; Konuyla ilgili şikayet dilekçeme verilen cevaptan sonra şekillenecek.

O değil de;

İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

1453′e gittim bugün

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar May 23, 2010 Kategori İstanbul

1453’e gittim bugün…

Kapıda uzunca bir kuyrukla karşılaştım. ‘Yok canım, deli mi bunlar… Hepsi içeri girmek için mi bekliyor… Kafayı yemişler!’ dedim.

Bir şekilde içeri girdim… İçeri girdiğimde gök kubbenin büyüsüne kapıldım. Gözlerimi gökyüzünden alamadım. Bir taraftan top sesleri ve mehter marşı çalıyordu. Gördüğüm manzara karşısında hayrete düştüm.

O an o dakikada İstanbul fethediliyordu. Şahitim… gerçekten oldu…

Fatih Sultan Mehmet at üstündeydi. Hocası Akşemsettin ellerini açmış dua ediyordu. Savaşın orta yerindeydim. Ortalık alev alevdi. Askerler at üstünde ellerinde kılıçları mızraklarıyla savaşıyordu. Atların ayağının dibinde yaralı askerler vardı.

Kaleden aşağıda bulunan askerlerin üzerine kızgın yağ döküyorlardı. Kaleden düşen askerler, kılıçlar havada resmedilmişti.

Yaralıları tahta sedyede taşıyorlardı. Yaralılar için çadırlar vardı.

Kiliseler vardı.

1,5 metreye yakın kılıçlar vardı.

Ya yok böyle anlatmakla falan olmuyor. On bine yakın figür var ki hangi birini anlatayım. İnsan bakmaya doyamıyor. Her baktığı yerde farklı şeyler yakalıyor.

Yüzlerdeki o ifadeler bile saatlerce sizi esir almaya yeter. Her askerin yüzündeki ifade bir başka. Öyle gerçek ki…

Gidin görün. İstanbul’da yaşıyor ve Topkapı’da olan bu mekanı görmeye gitmiyorsanız hayatınızın hatasını yapıyorsunuz. Dünyayı dolaşsanız böyle bir güzellik göremeyeceksiniz.

Orada ne kadar kaldım bilmiyorum. Çıktığımda gördüklerime yaşadıklarıma inanamadım. Bu bir rüya olmalıydı.

Evet bu bir rüyaydı… Yeniden görmek istediğim…

http://blog.milliyet.com.tr/Panorama_1453_Tarih_Muzesi/Blog/?BlogNo=243113

http://www.panoramikmuze.com/

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Panorama 1453 Tarih Müzesi

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar May 23, 2010 Kategori İstanbul

Müzeye ziyaretçi akını!

Panorama 1453 Tarih Müzesi”ni bir yılda konuk devlet başkanlarının da aralarında bulunduğu 700 binin üzerinde kişi ziyaret etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 31 Ocak 2009 tarihinde açılan “Panorama 1453 Tarih Müzesi”ni bir yılda konuk devlet başkanlarının da aralarında bulunduğu 700 binin üzerinde kişi ziyaret etti.

Dünyadaki tek “tam panoramik” müze olan Panorama 1453, ziyaretçilere üç boyutlu görüntüler ile mehter marşı ve top sesleri eşliğinde İstanbul’un fethini yeniden yaşama imkanı veriyor.

İstanbul’un fethedildiği ve Fatih’in otağını kurduğu, Eski Topkapı Otogarı’nın bulunduğu alanın Topkapı Kültür Parkı’na dönüştürülmesi sonucu gerçekleştirilen ve tarihle bugün arasında bir köprü kuran müzede, 3 bin metre karelik bir alanda on bine yakın figür resmediliyor.

Her ziyaretçinin gök kubbeyi görünce belli bir süre şaşkınlığını üzerinden atamadığı ve fethin gerçekleştiği sırada yaşananlara tanık olunca mutlaka bir damla yaş akıttığı belirtilen müzeyi, açılışından bugüne bir yılda toplam 721 bin 116 kişi ziyaret etti.

Kuruluşunun birinci yılını dolduran müze ile ilgili AA muhabirine bilgi veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Genel Müdürü Nevzat Bayhan, müzenin fikir babasının Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş olduğunu, onun ufkuna Haşim Vatandaş koordinatörlüğünde ressamların katkıda bulunduğunu anlattı.

Kadir Topbaş’ın “Bu panorama dünyanın en güzel panoraması olsun. Çünkü fetih, çağ açıp çağ kapatmıştır ve İstanbul medeniyeti dünyaya açılmıştır. Fetheden hükümdar, dünya tarafından hala ’Fatih’ olarak anılıyor. Dolayısıyla o kareyi dondurduğunuzda bütün dünyanın en güzel budur diyebilmesi lazım” şeklindeki talimatı ile gelinen noktada, bunun yakalandığını söyleyen Bayhan şöyle konuştu:

“Dünya Panoramalar Birliği Genel Sekreteri burayı ziyaret etmişti. Ziyaret sonrasında dedi ki; ’Biz panoramalar birliği olarak her sene toplanıyoruz. Bu sene bunu muhakkak İstanbul’da yapalım. 70’e yakın panorama var, o panoramanın yöneticilerini buraya davet edelim, bunu görsünler. Çünkü bu 70 panorama ile burayı kıyasladığımızda; ya burası panorama değil, ya onlar değil?’ Ve dediği çok doğru. Ben de bir kısmını dolaşma imkanını yakaladım. Dünyanın ilk ve tek tam panoramik müzesi. Adeta resmin içerisinde hissediyorsunuz kendinizi. Ve yarım kubbe şeklinde olduğu için de her hangi bir sınır görmüyorsunuz.

Maket alanından üç boyutlu resim alanına geçtiğinizde, o kesintisizlik söz konusu oluyor. Doğal mekan algısı aynı zamanda siz müzenin dışındayken de surları görüyorsunuz. Bu sefer panoramanın içerisinde yine aynı surları gördüğünüzde, aynı gökyüzünü gördüğünüz algısına kapılıyorsunuz. Bu da gerek doğal mekan itibariyle, gerekse de kullanılan teknik itibarıyla dünyanın en önemli mekanlarından biri haline gelmiş oldu.”

Müzenin Başbakan Erdoğan ve Başkan Topbaş’ın açılışı yapmasıyla ziyaretçi akınına uğradığı dile getiren Bayhan, “Buraya bir kerede en fazla yüze yakın kişiyi alabiliyorsunuz. Gelenler burayı terk etmek de istemiyor, 10-20 dakikalık kısa bir süre en azından burada durması gerekiyor, öyle olunca da dışarda yüzlerce metre kuyruk söz konusu oluyor. Buna rağmen 700 binin üzerinde insan bu müzeyi ziyaret etti” diye konuştu. Müzenin çevresinde ulaşım konusunda yapılan çalışmalarla merkezi bir yer haline geldiğini ifade eden Bayhan, böyle olunca ziyaretçi patlaması yaşadıklarını dile getirdi.

Nevzat Bayhan sözlerine şöyle devam etti: “Sadece İstanbul’dan değil, İstanbul dışından, Anadolu’nun ve dünyanın her tarafından burada ziyaretçi bulmak mümkün. Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ziyaret ettiler ve İstanbul’a her gelen, her devlet başkanı, her bakan muhakkak buraya uğruyor. Burası dünyada ilk ve tek olduğu için, insanların gerek yüksek düzey, gerekse de normal ziyaretçilerin uğrak yeri olma özelliğini taşımaya başladı.

Son zamanlarda bir ABD Başkanı Obama gelmemişti, onun dışında gelenlerin çoğu muhakkak burayı geziyor. Başbakanımız sağ olsun, her İstanbul’a gelene de ’muhakkak panoramaya uğrayın’ diyor. Gelen misafirleri bizzat gezdirmeye zamanını ayırarak yardımcı oluyor. Burası gözde müzelerimizden biri haline geliyor.”

-SADECE SAVAŞTAN BİR KARE DEĞİL-

İstanbul’un fethinde gemilerin karadan yürütüldüğünün, havan toplarının ilk defa kullanıldığının ve yıkılmaz denilen surların yıkılarak bir şehrin alınabildiğinin görülebileceğini, ancak karenin bundan ibaret olmadığını dile getiren Bayhan, şunları kaydetti:”Fatih, İstanbul’u Romanos kapısından içeri girip fethedince, yüz binlerce insan alkışlamıştır ve ’işte hüner budur’ demiştir. Fatih aynı zamanda bir şairdi. O muhteşem beytinde; “Hüner bir şehri bünyad itmekdür, Reaya kalbin abad itmekdür” demiştir. Hüner surları yıkmak değil, hüner bir şehri almak da değil, hüner bir şehri yaşanılır kılmaktır, o da yetmez, orada yaşayanların da gönlünü kazanmaktır, mutlu edebilmektir. Ve işte İstanbulumuz, hala günümüzde Ermeni’siyle, Süryani’siyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Musevi’siyle, İsevi’siyle.. Müslümanlığın, Yahudiliğin ve Hristiyanlığın bir arada yaşayabileceği bir ortamla, dünyaya bir barış buketi olarak sunulabilecek bir yerdir. Bu karede o anlatılıyor.

Ziyaretçiler gezdikten sonra aşağı indiklerinde, bizim insan hakları beyannamesi gibi gördüğümüz, dünyanın da öyle tanıdığı Fatih’in o muhteşem fermanını okuyor. Fatih’in Bosna, Kudüs rahiplerine fermanı vardır. Bu ferman hiç kimsenin dininden, dilinden dolayı yargılanamayacağını, hor görülemeyeceğini belirtir. Şu anda hali hazırda sinagoglarıyla, camileriyle dinlerin de bir arada yaşayabildiği, barış içerisinde bütün renkleri ile bir gök kuşağı oluşturabildiği bir mekanda yaşıyoruz. Bu Panorama, 1453’ün birlikte yaşama sanatını insanlara öğrettiği bir kareyi yansıtıyor. 1453, Mayıs 29, saat 10.00 medeniyete açılan bir şehir, hala o medeniyeti yaşatan bir yönetim ve halk. Biz burada sadece savaştan bir kare değil. Aynı zamanda dünya barışına hizmet eden İstanbul buketinin de dünyaya sunulmasını sağlıyoruz.”

-MİNYATÜRLER TARANDI-

Panorama 1453 müzesini yaptıkları görsel tasvirlerle hayata geçiren sekiz kişilik ekibin yöneticisi ressam ve çizgi film yönetmeni Haşim Vatandaş da, ekibinde iyi ressamlar olduğu için bu projeyi duyunca (biz yapalım) diyerek işe talip olduklarını anlattı. Vatandaş, 2005 yılında diğer çalışanlarla birlikte 15 kişiye yakın bir ekip olarak 3 yıllık bir çalışma sonunda 2008’de müzeyi tamamladıklarını söyledi.

On bine yakın insan figürünün bulunduğu müzedeki insan ve olay tasvirlerini yaparken, görüntü araştırması yaptıklarını, Avrupalı oryantalist ressamların yaptığı resimlerden, 1450 – 1550 yılları arasında yapılan minyatürlere kadar bütün tasvirleri incelediklerini dile getiren Vatandaş, topçuların başlıklarından, padişahın çevresindeki solak birliği isimli korumalara, peykler ve akıncılara kadar bütün askerleri sınıflandırdıklarını ve üzerinde çalıştıklarını anlattı.

Sol kolunu kullanan insanlardan seçilen solak birliğinin, sağ taraflarına hiç dönmeden ok atabildiklerini, devamlı koşu antrenmanı yapan peyklerin ise padişahın getir-götür işlerini yapan birlik olduğunu anlatan Vatandaş, “Akıncılar üzerine bir tarih dergisi ’Öyle kürklü asker olur mu?’ diye eleştiri getirmişti. Ama gerçekten de biz bire bir yaptık, hiçbir şey katmadık onlara. Çünkü minyatürlerde bile çok ilginçti. Bunlar Anadolu parsının derisini giyiyorlarmış. Anadolu parsının son resmi 1972 yılında çekilmiş, nesli tükenmiş bir hayvan. Bu birlik Anadolu parsının derisini giyiyor. Kafalarında kanat var, kalkanları dört köşe. Osmanlı askerlerinden farklı olarak buna da ’Rumi Kalkan’ deniyor” şeklinde konuştu.

-EN ÇOK FATİH’İ RESMEDERKEN ZORLANDIK-

Fatih Sultan Mehmet’i resmederken, dönemin ressamı Gentile Bellini’nin gerçekçi bir dayanak olan tablosundan yola çıktıklarını anlatan Vatandaş, şunları kaydetti: “Bellini’nin yaptığı tabloya dayandık ama Bellini ölümünden bir yıl önce yapmıştı tabloyu. Padişahın yaşlılık zamanı. Halbuki İstanbul’un fethini canlandırıyorduk biz. 1453 yılında Fatih 21 yaşında. Elbette çok farklı olması gerekirdi, gerçekçi olacaksak. Resmi gençleştirmeye çalıştık. Sakalını daha az yapalım dediğimizde Fatih’e benzemedi. En çok zorlandığımız Fatih oldu. Yine bana kalırsa 21 yaş gibi olmadı, 30’dan da daha genç, o arada bir yaş oldu.” Vatandaş, panoramik resim yaparken müzeyi özellikle kubbeli yapmak istedikleri için oldukça zorlandıklarını, zorlukları yenmek için adım adım maket çalışması yaptıklarını anlattı.

-BULUTLARDA GİZLİ FATİH PORTRESİ-

Vatandaş, çalışmaları sırasında müzenin bir şifresi olmasını planladıklarını, önce 2053’te, fethin 600. yılında açılmak üzere içinde bir mektup bulunan bir sandık oluşturmak istediklerini belirterek, “Fakat sonradan bulutlara bir Fatih yapma fikri geldi. Bu İstanbul’a doğru bakan bir Fatih. Bakıldığında görmeye zorlanılsın, biraz şifre gibi olsun dedik” dedi. Müze ziyaretçilerinin hep övgüleriyle karşılaştıklarını, eleştiri almadıklarını dile getiren Vatandaş, şöyle konuştu:

“Çok iyi yapılmış bir Hollywood filmini bir kaç defa izlediğimiz zaman yeni yeni şeyler keşfedersiniz. O da çok fazla detay olmasından dolayı. Bizim burada, resimde çok fazla detay var. Üç boyutlu alanda çok fazla detay var. Küçük silahların olduğu bölüme çok uğraşmıştık. Dört köşeli bir tabloda bir kerede her şeyi algılarsınız, burada her şeyi algılayamıyor galiba çok fazla detay olduğu için.”

Bir tarih dergisinin bazı eleştirileri olduğunu hatırlatan Vatandaş, eleştirinin sur kapısının önündeki kartal heykellerinin içerde olması gerekirken dışarıda yapıldığına dair olduğunu belirterek, “Kapıdan girdikten sonra içeride olur korunması açısından ama içeride olması işime yaramıyordu. Bu bir resim, fotoğraf değil. Bilerek dışarı aldım. Görüntü zenginliği kattığını gördük. Surlar 3 bölümden oluşuyor ve önünde hendek. Bizim bulunduğumuz bölümde hendekler doldurularak taarruz edilmiş. Bu 52. günün bir resmi tam bulunduğumuz bölgede hendekler doldurulmuş ama Edirnekapı bölümünde hendeği yaptık” dedi. (Kaynak:Milliyet)

Ne heyecan verici. Tarihe tanıklık etmek gibi… Mutlak görülmesi gereken yerlerden…

İşin üzücü tarafı bu tarihi mekandan birçok İstalbullunun bihaber oluşu.

Bazı güzelliklerin farkına varamıyor muyuz yoksa bu mekanlar yeteri kadar tanıtılmıyor mu?

Gitmeyi istememe rağmen henüz fırsat bulamadım ama bu haberi okuduktan sonra bu fırsatı şimdiye kadar neden oluşturamadım diye kendime kızdım.

:) Benim ayarım olmaz bi bakmışsınız ben yokmuşum…

:) İyi bayramlar.

http://www.panoramikmuze.com/

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Sonra Ne Mi Oldu(3)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Şub 25, 2010 Kategori Gezi - Tatil, Gündelik Yaşam, İstanbul

http://www.esmakahraman.com/sonra-ne-mi-oldu-2/

İlk duraktan binmeme rağmen otobüs full doluydu. Cam kenarına oturabilmenin haklı gururunu yaşarken yanıma 25-30 yaşlarında bir adam oturdu. Oturduğu an uyumaya başladı.

Arka tarafta yüzünü görmediğim bir kız Kadıköy’den Kartal’a kadar telefon görüşmesi yaptı. Ablasıyla tartıştı, yemeği nöbetleşe yapıyorlarmış. Yemek sırası bu kızda olduğu halde yemeği ablası yapmış. Ablası ‘Neden hala sokaktasın’ diye kavga ediyor.

Kızımız kendini savunuyor;

- Abbblaaaa sennn yollllarr nassıl kalabalııkkk biliyomusoonn, zaten senin yaptığın yemekler bi  b… benzemiyoo

Erkek arkadaşıyla da konuştu. İşte onu ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bütün otobüs onları dinledik. Bir ara sevgilisine bedava konuşma hakkından bahsetti. Kontör derdi yoktu. O an anladım ki yolumuz uzun.

Tam arkamı dönüp ‘Ama güzelim acı bize, ne kötülüğümüzü gördün de bize bu ızdırabı yaşatıyorsun’ diyecektim ki, yanımdaki arkadaş omzumu yastık zannetti. Hemen iterek uyandırıp ’Evinize gidene kadar uyumayın isterseniz’ dedim. Özür diledi. Kartal’a gelene kadar kaç kez dürtüp uyandırdım, o benden kaç kez özür diledi hiç hatırlamıyorum.

Ön sırada baba-oğul oturuyor. Kadınlardan bahsediyorlar. Oğul, ‘Baba X kadın gelmiyor mu geziye?’ diye soruyor.

Baba; ‘Kahpe çok gelmek istiyor da götürmeyeceğim onu’ diyor.

O sırada babanın telefonu çaldı;

- Aradığına ne kadar memnun oldum sultanım. Bizde şimdi tam oğlanla senden bahsediyorduk. Sensiz gezi olur mu hiç. Sen bizim baş tacımızsın…

Çarprazımda küçük bir kızla annesi oturuyor. Yüzlerini görmesem de yapılan itiş kakıştan anladığım kadarıyla küçük kız yakasına takılan nazar boncuğunu çıkartmış, annesi de elinden almaya uğraşıyor. Başaramıyor. Ne kadar cebelleştiyse artık en sonunda kıza ‘O iğne inşallah batar biyerine de görürsün gününü’ diye kükredi. Çocuğu çimdirdi mi ne yaptıysa kız bi an viyakladı ve sustu.

Otobüs öyle bir hale geldi ki iğne atsanız düşmez. Sesler birbirine karıştı duyulan tek ses uğultu. Yollarda duraklarda evine gitmeye çalışan insanlar. Kimisi koşturuyor kimisi de ‘Eve gitmesem de olur’ der gibi.

Yokluğumda İstanbul’un çehresi değişmiş adeta. İnsanların yüzüne bir umursamazlık gelmiş. İzmir’de bu yüzü hergün görüyordum.

Otobüsün o kalabalığında en dikkat çeken şeylerden biri de yolculuk süresince bişeyler atıştırmaya çalışan insanlar. Bu genelde çikolata büsküvi ve simit tarzında. Onlara hak verdim. Bu yaşananlar hergün hergün çekilir çile değil. Günlük yaşamım birer parçası haline getirip hiç istiflerini bozmuyorlar. Takdir ettim.

Kendimi de takdir ettim, güzel bir güne imza atıp otobüsten inmeyi başardığım için…

Yolumun üzerindeki markete uğradım. Çerez vs. aldım. Kasaya geldim ve işte gördüğüm manzara…

BİTTİ.

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Sonra Ne Mi Oldu (2)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Şub 25, 2010 Kategori Gezi - Tatil, Gündelik Yaşam, İstanbul

http://www.esmakahraman.com/sonra-ne-mi-oldu/

Zahmetli bir yolculuk sonunda artık KemalCan’ın yanındaydım. Bu arada; Kemal Göksu Alternatif Süreç Gazetesi Yayın Yönetmenim ve sevdiğim bir dost. Aynı zamanda dişçi.

Yayınlanan son sayı hakkında konuştuk. Uzun süredir görüşmemiştik. Sohbet muhabbet derken misafirleri geldi.

Misafirlerinin içinde Özel Lider Şişli İlköğretim Okulu 3. Sınıf öğrencileri Deniz Özdemirler, Onur Tutuş ve Begüm Can’da vardı.

Proje Ödevi için orada bulunuyorlardı. Konuları ‘Gazetecilerle Röportaj’ dı.

Çocuklar soruları önceden hazırlamış gelmişlerdi. Keyifli bir röportaj oldu. Kemalcan’ı bayağı bir terlettiler. ‘Küçükken yaptığınız bir yaramazlık’ sorusuna Kemalcan cevap vermek istemezken ben hemen devreye girip ‘Komşunun bahçesinden erik çalardı’ dedim ve KemalCan’ın hırsızlığı da böylece kayıtlara geçmiş oldu.

Soru-Cevap bir tarafa çocukların halleri görülmeye değerdi. Hep söylerim onlar dünyanın en güzel varlıkları.

Deniz Özdemirli; Orada bulunduğu süre içinde birlikte geldiği büyüklerinden ikaz alsa da keyifle sakızını çiğnedi. Koltuğa yanıma uzanıp cevapları yazdı. Soru sormak cevap yazmak pek ona göre birşey değildi sanki. O daha çok etrafla ilgiliydi. Güler yüzlüydü. Şirine bir ifadesi vardı. Onun ilgisini daha çok dişçi koltuğu çekmişti. Belki büyüyünce o da dişçi olur.

Onur Tutuş; Orada bulunmaktan hoşnutsuz görünüyordu. Dişçi korkusu olabilir. Cevapları o da yazdı. ‘Bitse de gitsek’ bir ifadesi vardı. Neyse ki KemalCan’ın kedisi Hasan oradaydı da biraz onunla ilgilendi ve rahatladı.

Begüm Can; Büyüyünce ne olur bilemem ama ne olursa olsun işinde çok başarılı olacağı kesin. Konuya ilgili, pratik, öğrenme isteği olan, gözlerinin içi parlayan şeker mi şeker bir prenses. Fotoğraf çekiminde verdiği pozlarsa ‘aman aman’ diyeyim ben size.

Meşakkatli bir süreçten sonra röportaj bitti ve Asistan Songül ablaları çocuklara hikaye kitapları, boyama kitapları verdi. Çok mutlu oldular.

Çocuklarla fotoğraf çektirdik. Giderken öpüştük el salladık ve gittiler. Sıradışı ve keyifli bir gündü.

Bir süre daha oturdum. KemalCan için yoğun bir gündü. Misafirler gelmeye devam ediyordu. ‘Haydi Esma vakit tamam, akşam diyordun, şimdi oldu akşam’ diyerek gazetelerimi alıp vedalaşarak oradan ayrıldım.

Deniz, martılar beni bekliyordu. Pastaneden simit aldım. Otobüse binerek Karaköy’e geldim

Mis gibi bir hava, deniz, martılar. Simitim de var. Hemen davranıp vapurda yerimi aldım. Vapur hareket ettikten sonra çantamdan simiti çıkarıp martılarlı besledim. Birlikte Kadıköye kadar geldik. ‘Özletme yine gel’ dediler ve geldikleri yöne geri gittiler.

Yeni bir otobüs macerasına atılmak üzere 16B kuyruğunda yerimi aldım.

Macera oracıkta başladı hemen. 1,5-2 yaşında bir minik bir adam, yanındaki anneanne-babaanne olduğunu düşündüğüm kadını soru yağmuruna tuttu;

- O kocaman vapurdan neden indik?

- Çünkü başkaları binecek.

- Neden başkaları bincek?

- Çünkü eve gidecekler.

- Neden eve gitcekler?

- Çünkü akşam oldu.

- Neden akşam oldu?

- Çünkü hava karardı.

- Neden hava karardı?

- Çünkü gündüz aydınlık olur akşam karanlık olur.

- Havayı kim kararttıııı?

… sessizlik…

Devam edecek…

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Sonra Ne Mi Oldu (1)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Şub 25, 2010 Kategori Gezi - Tatil, Gündelik Yaşam, İstanbul

Cevizli Durağı’ndan 500 ES’e bindim. Köhne bir otobüstü ve çok kalabalıktı. Ege Üniversitesi’nin 525’inden nam-ı diğer Canlı Cenaze’sinden farksızdı.

Bir hamle yaparak arka kapıya doğru ilerledim. Kadıköy’e kadar ayakta geldim. İki kişilik yer boşaldı ve oturdum. O an camdan dışarı ağzımı açıyor olmalıyım ki yanıma oturanı görmedim. Ama kokusunu hissettim. Başımı çevirdim, yanıma bir kadın oturmuş.

Aman Allah’ım; bir insan evladı öyle kötü kokabilir mi! Olmaz olsun öyle kadın. Kokarca bile öyle kötü kokmuyordur. Ben hayatımda böyle bir koku duymadım. Bir anda bütün otobüsü sardı.

Yolculuğuma ayakta devam etmeye karar verdim, heyhat gelin görün ki ayakta durmaya bile yer yoktu. Otobüsten inip yolculuğuma yürüyerek devam etmeyi bile düşündüm. Baktım yapacak birşey yok, çaresiz kaderime boyun eğdim.

Şişli’ye kadar yolculuk resmen ızdıraba dönüştü. Midem bulandı başıma ağrılar girdi. Otobüsten indiğimde toprağı, pardon kaldırımı öpesim geldi!

Silver’ın dediği gibi; o kadın benim arkadaşım olmasın, benimle ince belli bardakta çay içmesin…

Şişli’den metroya bindim bir durak sonra indim. Dolapdere çıkışından çıkıp Feriköy istikametine gitmem gerekiyordu ama beynim sulanmıştı. Hemen önümde sırtında okul çantası olan bir genç vardı. Nasıl gidebileceğimi sorduğumda ‘Abla bende o tarafa gidiyorum’ deyince birlikte yol aldık. Öğrenciymiş evi o taraftaymış. Temiz yüzlü tatlı bi gençti. Adını söylemişti ama unuttum… Çok özür :(

Bir süre birlikte yürüdük ve onu uğurlayarak yoluma devam ettim. Koku hala burnumdaydı ve başım hala ağrıyordu. Nihayet gideceğim yere ulaştım.

Sonra ne mi oldu? Neler olmadı ki…

Devam edecek…

İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 yorumlar

İstanbul’da Yeni Bir Akım

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Şub 15, 2010 Kategori Haber, İlişkiler, İstanbul, İş Yaşamı - Kariyer

Mymacchiato İstanbul’da yaşayan, kariyer sahibi, bekar çalışanların yeni gözdesi.

Kurulduğu günden bugüne yüzlerce kişiye hizmet veren Mymacchiato sektördeki öncü kimliği ile İstanbul’da yeni bir akım yarattı. Mymacchiato sayesinde dünyanın diğer bütün mega metropollerinde var olan ‘professional dating’ hizmeti ile İstanbullular da tanıştı.

İstanbul’da çalışan elit kesim arasında fısıltıyla yayılan yeni trend Mymacchiato’lu olmak. Eğitim danışmanlığından sağlık hizmetlerine kadar her işini uzmanına bırakan İstanbullular, ilişki danışmanlığı konusunda da tercihini yaptı. Mymacchiato kariyer sahibi bekar üyelerine aradıkları ilişkiyi bulmaları konusunda her türlü hizmeti vermekten kaçınmıyor. Üye olduktan sonra yapmanız gereken tek şey sizin için özel ayarlanmış randevulara gitmek ve keyifli vakit geçirmek.

Mymacchiato’nun başka bir özelliği ise kullanıcılarının kimliğini gizli tutması. Ama unutmadan söyleyelim, elemeler konusunda biraz acımasızlar. Mymacchiato’lu olabilmek için iyi bir cv şart. Her hafta sadece belirli sayıda üye kabul eden bu çok özel kulüp %100 memnuniyet ilkesi ile çalışıyor. (Kaynak: Milliyet)

Aslında ilginç… İstanbul gibi yerde yaşıyorsunuz, kariyer sahibisiniz ve bekarsınız. Ama partner bulmak için bir sektöre ihtiyaç duyuyorsunuz…

Yeni oluşumlara karşı ya da taraf değilim. Arz talep olayı.

Yine de insanların bu hale nasıl geldikleri üzerinde kafa yormak gerek diye düşünüyorum.

Sanki herşey kontrolden çıkmış gibi. İlişkiler bile kişiye özel olmaktan çıkıp sektörelleşiyor.

İlişkiler konusundaki bu sektör bana ‘Görücü usulü’nü hatırlattı. Yani size uygun eş adayını sizden önce başkaları belirliyor ve sizin adınıza randevu veriliyor, size de o adaya yoğunlaşmak kalıyor.

Aşk sevgi yoksunu bir olay. Bir ilişkiden bahsediliyor gibi değil de bir işten bahsediliyor adeta.

Örneğin; satış temsilcisi gibi, bir ürünü pazarlıyormuşcasına.

Cıx… sevmedim… çok ruhsuz bir olay…

İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Bu Düşlerim Gerçek Olsa

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Oca 24, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, İstanbul

Takvime baktım sıradan birgün. Sıradan olmayan şey İstanbul’da yaşıyor olmam ve dışarıda bembeyaz kar olması.

Bugün bütün gün evdeydim. Zaman zaman balkona çıktım ellerimi uzattım yağan karları yakaladım.

Aslında kartopu oynamak lazım. Bunun için de daha çok kar yağması lazım. Ve hiç kimsenin bahçe duvarımızdaki karı bozmaması lazım. Yoksa harbiden kızarım…

Kutlama yapmak lazım ama önce kutlanacak birşey bulmam lazım. Kutlanacak bir bahanem olduğunda da kutlanası bir mekan lazım.

Mekanda güzel slow bir müzik lazım. İnsanın ruhunu dinlendiren ama kesinlikle klasik müzik olmaması lazım. Bu tür müzikler genelde alışveriş merkezlerinde, bekleme salonlarında hatta metroda çalıyor.

Hep düşünmüşümdür ‘Neden klasik müzik’ diye. Niye TSM ya da THM değil. Pop, jazz, arabesk, fantezi ne bilim ya da opera değil.

Israrla neden klasik müzik? Böyle yaparak insanlara ne yapmaya çalışılıyor… İlginç…

Düşündüm de canlı müzik de olabilir. Hatta peçeteye istek şarkı yazsam. :)  İlk aklıma gelen şarkı ve vazgeçilmezim;

- Bu sabah yağmur var İstanbul’da

Karlı bir havada yağmurlu bir İstanbul şarkısı uymadı biliyorum ama uysa da uymasa da.

Karla ilgili bir şarkı var aklımda. Çocuk şarkısı. Unuttuğum yerleri uydururum, bilesiniz. Sonra gelip de beni düzeltmeye kalkmayın partnerinizi düzeltin (Ç)alıntı.

… kar yağıyor hava soğuk

dışarda bir küçük çocuk

çok üşümüş ve titriyor

aç karnına aç düşlüyor (burayı uydurdum gibime geldi)

benim de bir anam babam

sımsıcacık yuvam olsa

kürklü mantom kalın botum

bu düşlerim gerçek olsa

masal anlatan tonton ninem

BİTTİ

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Ne Renksin Eylül

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Oca 11, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, İstanbul, İzmir

AdsızEylül zor bir ay… insanı halden hale sokuyor

Eylül ne renktir hiç düşündünüz mü?

Ben düşündüm…

‘Neden düşündün?’ diye sormayın… canım istedi düşündüm

Ama böyle olmuyor ki… şurda ciddi bir yazı yazmaya çalışıyorum

Biraz duygusal, biraz romantik, biraz melankolik

Zaten de annemi babamı kardeşlerimi yeğenlerimi İstanbul’u özledim… dokunsanız ağlarım…

Sonbaharı sararmış renkler sembolize ediyor

Sararmış solmuş yerlere dökülmüş yapraklar, bir arabesklik bir hüzün

Sürekli ağlak hava da cabası

Bazı romantikler ve barajlar için yağmur çok gerekli tabi de…

Kapalı bir hava, koşturan insanlar, soba dumanı, is, pas, kömür kokusu, sararmış yapraklar

Anlatırken bile içim darlandı

Sevmiyorum bu havaları, yaşam enerjimi yok ediyor

Eylül renkli olmalı… cıvıl cıvıl gökkuşağı gibi…

Sanki memlekette tek renk sarıymış gibi anılmasından mütevellit hafızalara öyle kazınmış

Aklım kabul etse de gönlüm kabul etmiyor işte

Mütevellit de dedim ya Allah da beni kahretmesin

Balon istiyorum… çocuklar cıvıl cıvıl oynasın

Dondurma, pamuk helva, uçurtma

‘Dünya istediğin kadardır’ Şu an bu şarkı çalıyor.

Bugün bir nostalji bir arabesklik… tüm bunların üstüne de dünya istediğim kadarmış…

Oldu, gözlerim doldu!

Biliyorum bu da bana hiç yakışmadı ama yakışsa da yakışmasa da söyledim gitti

Mevsimin bir özelliği de insanın kavga etme isteğinin artması, bir sinirlilik hali

Ve tüm bunlara rağmen kavga etmeye bile üşenmesi. Temsil ben

Kötüyüz kötü…

Ne zaman haberleri okumaya izlemeye kalksak olana dengemiz bozuluyor. İnsanlar olmuş bir canî.

Hayatta kalabiliyorsak şanslı olduğumuzdan… Bedava yaşıyoruz…

Sonra bir bakıyoruz birileri başka gezegende yaşıyor gibi demeçler veriyor hatta başka gezegenin insanı gibi yaşıyor.

Yok yine olmadı. Bu kadar ciddi yazmayacaktım bu yazıyı.

Yazdıkça nelere sinirlendiğim ortaya çıkıyor.

Başka şeyler de var tabi ama kızmayacağım ya. Kızmak bünyeye iyi gelmiyor. Zaten de kimsenin umrunda değil.

Hop tıralaylom maşallah.

Öyle işte…

İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Belki De

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori İstanbul

imagesCARINGWQYazmak için word sayfamı açtım, bomboş sayfa pek bi anlamlı geldi. Keşke böylece boş sayfa olarak yayına alınabilse…

Sanki dünya umrunda değilmiş gibi… Herşeye herkese rest çekmiş gibi. İsyanlarda gibi de, bir taraftan da bir arınmışlık var gibi. Ya da her şeyi öylece bırakıp gitmiş gibi…

Çok şey söylemek isteyip sonra söylemekten vazgeçmiş gibi…

Korkusundan mı acaba?

Sanmam… Belki yorgunluk belki kırgınlık, belki de dile getirilerek hiçbir şeyin halledilemeyeceği kaygısı…

Belki kararsızlık belki de iç hesaplaşma. Belki çaresizlik belki yazının sonunu görememe. Belki de devamından bile emin olamamadır…

Bu sabah yağmur var İstanbul’da. Yürüyüşüm sırasında ıslak fare kıvamına geldim yine de bozmadım hiç keyfimi… Sanki ıslanmıyor muşum gibi yaptım…

Belki de ben ıslanmadım… Belki de ağlayan gökyüzüydü…

bu sabah yağmur var İstanbul’da
gözlerim dolu dolu oluyor bilinmezliğe
anne sözü dinler gibi masum
ağladım bu sabah

günler dayanılmaz oldu
senden uzak olunca
martılar mahsun oldu
onlar bile ağladılar

şarkılarda düşünmek
seni bana getirmez ki
seni bana getirmez ki…

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle