İstanbul’da Yeni Bir Akım

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Şub 15, 2010 Kategori Haber, İlişkiler, İstanbul, İş Yaşamı - Kariyer

Mymacchiato İstanbul’da yaşayan, kariyer sahibi, bekar çalışanların yeni gözdesi.

Kurulduğu günden bugüne yüzlerce kişiye hizmet veren Mymacchiato sektördeki öncü kimliği ile İstanbul’da yeni bir akım yarattı. Mymacchiato sayesinde dünyanın diğer bütün mega metropollerinde var olan ‘professional dating’ hizmeti ile İstanbullular da tanıştı.

İstanbul’da çalışan elit kesim arasında fısıltıyla yayılan yeni trend Mymacchiato’lu olmak. Eğitim danışmanlığından sağlık hizmetlerine kadar her işini uzmanına bırakan İstanbullular, ilişki danışmanlığı konusunda da tercihini yaptı. Mymacchiato kariyer sahibi bekar üyelerine aradıkları ilişkiyi bulmaları konusunda her türlü hizmeti vermekten kaçınmıyor. Üye olduktan sonra yapmanız gereken tek şey sizin için özel ayarlanmış randevulara gitmek ve keyifli vakit geçirmek.

Mymacchiato’nun başka bir özelliği ise kullanıcılarının kimliğini gizli tutması. Ama unutmadan söyleyelim, elemeler konusunda biraz acımasızlar. Mymacchiato’lu olabilmek için iyi bir cv şart. Her hafta sadece belirli sayıda üye kabul eden bu çok özel kulüp %100 memnuniyet ilkesi ile çalışıyor. (Kaynak: Milliyet)

Aslında ilginç… İstanbul gibi yerde yaşıyorsunuz, kariyer sahibisiniz ve bekarsınız. Ama partner bulmak için bir sektöre ihtiyaç duyuyorsunuz…

Yeni oluşumlara karşı ya da taraf değilim. Arz talep olayı.

Yine de insanların bu hale nasıl geldikleri üzerinde kafa yormak gerek diye düşünüyorum.

Sanki herşey kontrolden çıkmış gibi. İlişkiler bile kişiye özel olmaktan çıkıp sektörelleşiyor.

İlişkiler konusundaki bu sektör bana ‘Görücü usulü’nü hatırlattı. Yani size uygun eş adayını sizden önce başkaları belirliyor ve sizin adınıza randevu veriliyor, size de o adaya yoğunlaşmak kalıyor.

Aşk sevgi yoksunu bir olay. Bir ilişkiden bahsediliyor gibi değil de bir işten bahsediliyor adeta.

Örneğin; satış temsilcisi gibi, bir ürünü pazarlıyormuşcasına.

Cıx… sevmedim… çok ruhsuz bir olay…

İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Ah Min-El Aşk

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Şub 7, 2010 Kategori Müzik, İlişkiler

Bloglarda zıplarken bir yorum dikkatimi çekti. Konusu;

Tutku- Aşk-Sevgi

Öyle bir açılımdı ki… kitap gibiydi…

Tutku; çimenler üzerindeki papatyayı tutup koparmaktır.

Aşk; papatyayı koparıp soluncaya kadar muhafaza etmektir.

Sevgi; papatyayı yerinden koparmamak ve etrafını ayrık otlarından temizlemektir.

:) )))) Yaaa işte öyle bakarsınız. Bende ilk okuduğumda öylece kalakaldım. Sonra titreyip kendime geldim ve… öyle işte…

Bu durumda; sevgi en kalıcı gibi görünüyor. Ve en zor olanı en fedakarlık isteyeni. Belki de en gerçeği.

Sevgi mi aşk mı?

Herkesi sevebilirsiniz ama herkese aşık olamazsınız… Mı?

Aşık olduğunuz kişiyi mi seversiniz?

Ya tutku?

:) )))))))  Bitter çikolata kremalı mozaik bisküviden bahsetmiyorum elbette.

Neyse… daha fazla yormim sizi… bunlar zor işler…

Yine ağlak bir hava var. :) ))))) Dinlediğim müzik de tam benlik…

Aylin Aslım söylüyor;

Beni artık yormayın daha fazla sormayın

Vardır elbet bildiğim boşuna uğraşmayın

Biraz sinirliymişim bişey beğenmezmişim

Evden hiç çıkmazmışım iki laf etmezmişim

Çünkü gülyabaniyim ben

Çok yabaniyim ben

Girerim rüyalara

Hepinizi yerim ben

Gülyabaniyim ben

Pek yabaniyim ben

Girerim rüyanıza

Hepinizi yerim ben

Doğduğum günden beri mecburen içerdeyim

En doğrusu böylesi dışarı çağırmayın

Biraz kibirliymişim bi selam vermezmişim

Biraz acayipmişim galiba deliymişim

Gülyabaniyim ben

Çok yabaniyim ben

Girerim rüyalara

Hepinizi yerim ben

Gülyabaniyim ben

Pek yabaniyim ben

Girerim rüyanıza

Gülyabaniyim ben

Pek yabaniyim ben

Hepinizi yerim ben

Gülyabaniyim ben

Çok yabaniyim ben

Hepinizi…

:) İyi bayramlar.

DipNot: Yorumun sahibi Sayın yazarım ‘cdenizkent’ … Yüreğine sağlık…

Etiketler : , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Bir Kadeh Rakı

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cuma Oca 29, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, İlişkiler

Özel ve ciddi konular yazmamaya özen gösteriyorum ama hayatın gerçeklerini görmezden gelmek de olmuyor. Temsil; Evlilik

Evlilik bir süreç. İnsanlar âşık olduk der evlenir, sevdim der evlenir ama bu birliktelikler hiç başladığı gibi sürmez. ‘Çok mutluyum lay lay lom’ diyen de yalan söyler.

En tuhafıma giden şey de ‘Evlilik Danışmanı’ görevini üstlenenler.  

Hiç tanımadığın, yükselen burcunu bile bilmediğin adama/kadına gidip de evliliğin hakkında ne söyleyebilirsin ki? Hadi söyledin, o ne kadarını anlayabilir ki?

Evlilik lafla yürütülecek bir kurum değil. Zamanla insanlar değişiyor, alışkanlıklar değişiyor, iklim değişiyor, ozon tabakası bile değişti.

Sevgi kavramı mı değişti acaba?

Artık manevi duygularımızı kaybediyoruz. Eskiden sevgi vardı, merhamet vardı, sadakat vardı en önemlisi de saygı vardı.

Büyüklerimizin evlilikleri çok daha sağlıklı. Annem hala babama karşı son derece saygılı. Bizim yanımızda tartışmazlar. Annem asla babama sesini yükseltmez. Evde herşey normal seyrinde gider. Bizlerle çok ilgililer. Evde sorun olmaz. Birbirlerine çok düşkünler. Onların yanında kendimi hep güvende hissetmişimdir. Kendi aralarında olan sorunları bize hiç yansıtmazlar. Kavga etmek için filmlerdeki gibi, ‘mutfak demezler. Bakışarak anlaşırlar. Sevinçlerini de kızgınlıklarını da birbirlerinin yüzüne bakarak yansıtırlar.

Çok mutlu bir çocukluk geçirdim. Küçükken de onların bu halleri bana hep güven vermişti. Şimdi aynı güveni içimde barındırıyorum. Onlara çok büyük saygı duyuyorum. Koca koca insanlar olduk ama hala onların bebeğiyiz. Sıkıntılı olduğum zamanlar annemle, babamla göz göze gelmek beni acayip korkutur. Bilirim ki onlar yüzüme baktıklarında ruh halim beni hemen ele verecek.

Bu yaşıma geldim ciddi ciddi tırsarım bu durumdan. Hatta öyle ki kendimi iyi hissetmediğim zamanlar onlarla telefonla bile görüşmemeye dikkat ederim. Ses tonumdan anlayacaklar diye. Öyle bir aile ki telefon görüşmelerinde, çok değil bir hafta aramasam hemen arayıp, ‘Aramadın neyin var, herşey yolunda mı!’ diye hesap sorarlar. Gel de tırsma yani.

Onlara yalan söylemenin de imkân ve ihtimali yoktur. Doğru insan olmamız yönünde büyük çaba sarfettiler. Herşeyin en iyisini öğrettiler. Doğruyu söylemek gerekirse, evlilikte çok uzun yıllar kendi ailemi örnek aldım. Nedensizce örnek aldım, körü körüne. Ama sonra bu işin sırrını çözmeye karar verdim ve çözdüm.

Adamlar adam gibi, kadınlar da kadın gibi olursa herşey kendi içinde halloluyor. Hayatım boyunca bir kere olsun onları birbirine hakaret ederken kötü söz ve davranış içinde görmedim.

Evde her zaman misafir gelse bile rahatlıkla yetecek miktarda yemek olurdu. Sürekli bir disiplin hâkimdi. Annem haklı bile olsa babama karşı hep düzeyli davranır. ‘Yuvayı dişi kuş yapar’ derler ya, çoğu zaman bunun doğru olduğuna inanırım.

İnancımı kaybettiğim zamanlarda oluyor. Erkek eve ekmek getirmeyip içki içip karısını ve çocuklarını sürekli dövüyorsa o kadın kanatsız melek olsa nafile.
İşin burasında ben, ‘erkek neden o kadar çok içiyor, sıkıntısı nedir, hadi bunun çocukluğuna inelim’ falan demem. Diyeni de sevmem. ‘O adamdan ne köy olur ne kasaba’ derim.

Veya erkek mükemmel davranıp da kadın, ‘kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz, ben senin annen değilim’ şeklinde garip tepkiler veriyorsa o evlilikten yine hayır beklemeyin.

Kadınların bazı gereksiz davranışları kadın olduğum halde beni bile çileden çıkarıyor ancak öyle şeyler duyuyorum ki akıllara zarar!

İki tane kız çocuğu düşünün. Aile boşanıyor ve çocukları baba alıyor. Bir süre sonra da baba başka bir kadınla evleniyor. Çocukları kömürlüğe kapatıyorlar. Farelerin, hamam böceklerinin cirit attığı, ellerinin soğuktan morardığı bir kömürlük. Öyle korkunç bir ortam ki, küçük kız kardeş hayvanatlardan çok korkup ağladığı için ablası üzerine kalkan oluşturuyor, kardeşi börtü böcekten zarar görmesin diye.

Yeni anne canı isterse bir kap yemek veriyor. Şikâyet ederse de ellerine toplu iğne batırıyor. Derken kızlar büyüyorlar ve evleniyorlar. Kader de gülmeyince gülmez ya, kadının kocası alkolik çıkıyor. Erkek hergün içip karısını ve çocuklarını dövüyor, kadın canını kurtarmak için kendini sokağa atıyor ama dayak faslı sokakta da sürüyor. Kadın yalvarıyor, yıkma yuvamızı, bizim çocuklarımız var, ben kadınım, sokakta harcanırım, beni sokağa atma diyor. Erkek güçlü ya, dediğim dedik. Kadını sokağa atıyor. Kadın çaresiz boşanıyor.

Bu defa da dul olmanın vebalini çekiyor ve katlanamıyor. Yeni bir evlilik yapıyor. Yeni eş kadının kızlarına kötü davranıyor ve anne aynı şeyleri küçük yaşta kendisi yaşadığı için ve kendi çocuklarına kötü muamele edilmesine şiddetle karşı olduğu için yeniden boşanmaya karar veriyor.Ve bunu gözyaşlarına boğularak bana anlattı. Aynı korku filmi gibi.

Tam bu muhabbetin üzerine son derece modern görünüşlü bir bayan yanında eşi olduğu halde bana dönüp, ‘İlk kavgamızın nedeni; benim ailem dindardı eve içki girmezdi.İçkiyi ne babamdan gördüm ne de abilerimden gördüm. Evlendim ilk kavgamızda da kocam ağzına gelen hakareti yaptı; neden onunla rakı sofrasına oturmadım diye. Çok büyük bir kavgaydı. Bütün hayallerim yıkılmıştı. O gün bana etmediği küfür kalmamıştı’  dedi.

En az 25 sene sonraki bu olayı anlatırken hala gözleri doluyordu.

Ben daha kendime gelememişken kocasının bana kurduğu cümle, ‘Esma hanım, bana siz hak verin, insan kocasıyla oturup bir kadeh rakı içmez mi, ben alkolik değilim evimde bir kadeh karımla rakı içmek istemem hata mı’

Evet, işte böyle. Kim suçlu kim suçsuz ve bu konuları evlilik danışmanına götürseniz ne olur götürmeseniz ne olur?

Sayın beyefendi, eşinizin yanında sizi zor durumda bırakmak istemedim ama fikrimi sormuştunuz ve bilmek hakkınız.

Siz o kadını haketmiyorsunuz…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Bir Yürek Sobası Yapamadık Gitti

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori İlişkiler

buolsa- Herşeyi yaptık da bir yürek sobası yapamadık…

- Onu da yapacağız da… günü gününü tutmuyor. Hergün başka türlü üşüyor… ya da terliyor…

Bu sözler ünlü felsefecilerin ya da edebiyatçıların sözleri değil. Ve ne bir kitaptan alıntı ne bir televizyon dizisinden.

:) Hayır, hayır… Sözler bana ait de değil. Henüz böyle büyülü sözleri cümle içine sığdırabilecek kadar birikimim yok…

Bu sözleri bazılarınızın okuduğunuza eminim. Bu sözlerin sahibi MB yazarı arkadaşlarımız. Bir yorum ve yoruma cevaben yazılmış. (Muharrem Soyek-Ahmet50)

İnsanın okuyup geçmesi mümkün olmuyor. Dönüp tekrar okuyorsunuz. Okumak zorunda hissediyorsunuz.

Öyle enfes yazılar var ki çoğunu birden fazla okuyorum. Ve yorumlar… Öyle yorumlar var ki iki satır sizi alıp götürüyor.

Yürek sobası;

Bir dağ evinde şöminede çıtır çıtır yanan dal parçaları gibi midir?

Isıtmaz ama sıcaklık ve ışık verir. Tahta parçaları tutuşana kadar dumanı tüter is kokar. Tutuştuğunda ise tam bir keyif olur. Karşısına geçip drinkinizi alırsınız. Seyre dalarsınız.

Seyrederken her derdinizden telaşınızdan arınırsınız. Ya da tam tersi bir taraftan içkinizi içerken bir taraftan arabesk yapıp dertlere gömülürsünüz.

Işıkları kapatırsınız. Ateşin rengi ve yanan dalların çıtırdısı… Bazen huzur verir bazen de huzursuzluk.

Bazen ısıtır bazen de üşütür yüreğimizi…

Bir yürek sobası yapamadık gitti…

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Bana Bir Kibrit Çöpü Bile Almamış

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori İlişkiler

tarpan_11Havanın güzel olmasını fırsat bilip Mert’le birlikte kendimizi dışarı attık. Sokaktaki insanları izlemek her zaman olduğu gibi yine çok keyifli ve ilginçti.

Bazı ihtiyaçlarımızı gidermek için bir alışveriş merkezine girdik. Çok kalabalıktı. Aradığımızı bulana kadar bayağı bi yorulduk.

Nedendir bilmem uzun süreli belli bir konuya odaklanamıyorum. Dikkatim dağılıyor. Yine aynı şey oldu ve ben orada bulunma amacımdan uzaklaşıp etrafı gözlemlemeye başladım.

Genç bir adam… 35’li yaşlarda. Yanında şık bir kadın. Adam kadına döndü ve;

-Abla biliyor musun, ben ona o kadar para verdim bayram alışverişi yap diye… bana bir kibrit çöpü bile almamış…

*Karın o senin tabi vereceksin… Beğeneceğinden emin olamamıştır o yüzden almamıştır.

-Abla o çok zevkli. Ne alsa beğenirim. Bunu sende biliyorsun.

*Üzülme ablam, sana da ben alırım. Hadi beğen bişeyler de alalım.

-Abla yapma olay o değil ki!

*Çok uzattın ama… ne farkeder kardeş değil miyiz… ha o almış ha ben…

:) Kocasına kibrit çöpü almayan kadın hakkında fikir yürütmeyeceğim. Mutlaka vardır bir bildiği…

35 yaşında bir adam… karısını ablasına şikayet ediyor… ilginç… komik…

En çok da abla ilgimi çekti. Abla-kardeş tamam da görümce olarak türünün son örneklerinden.

Demek ki yeryüzünde öyle görümceler de varmış. Koruma altına alınmasından yanayım. Hatta öyle görümceler klonlansın istiyorum.

Görümce dediğin… :) ))))))))) diye başlarmışım…

Şu an bu yazıyla birlikte kendi görümceliğimi de sorguladım. Hatalarım mutlaka olmuştur ama yine de çıkan tablo vicdanımı sızlatmadı.

Her daim yapıcı olmaya özen göstermeme rağmen bu günden sonra bu hassas konuya iki kez özen göstereceğime izci sözü veriyorum.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , | Yorum Ekle

Saygı Sizlere Ömür (Son)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Ara 28, 2009 Kategori İlişkiler

‘Peki, bu durum bizim özetimiz. İkinci safhaya geçelim. Ne yapmamız gerek ?’ diyordu bir okurum, ‘SAYGI Sizlere Ömür’ isimli yazıma yorum olarak.

http://www.esmakahraman.com/saygi-sizlere-omur-2/

NE YAPMAMIZ GEREK?

kadin_erkekKadın/Erkek ilişkisinde, ‘SAYGI’nın bittiği yerde ne yapılabilir? ‘

Saygı, çok narin hassas, kırılgan bir o kadar da onurludur. Küserse bulunduğu ortamı geri dönmemek üzere terk edebilir. Beslenmek şımartılmak ister. Onun bitmesi gerçekten büyük talihsizlik. Geri kazanmak ise iğneyle kuyu kazmaya benzer. Tıpkı çok değerli bir madeni bulunduğu bilinmezden çıkarmak gibi.

Tüm bu maden arama kurtarma çalışmalarından sonra kaybolan saygıyı geri getiremiyorsak o zaman geriye yapılacak fazla seçenek kalmaz.

Bu durumda ya bulunduğun mekanı terk-i diyar edeceksin yada Pollyanna’ yı örnek alıp hayatına devam edeceksin.

Sunabileceğim bir diğer alternatifim yok. Olsaydı zaten filozof olurdum!

‘Sepeti koluna herkes yoluna’ denildiği zaman taraflar huysuzlaşıyor ve başlıyor bin dereden su getirmeye, ‘Gitmek o kadar basit mi, kolaycısın işte, ben zoru severim.’

İyi de o zaman sızlanmayacaksın. Sürekli yüz kaslarını gerip geceleri korkulu rüya görmeye sebebiyet vermeyeceksin. Evde terör estirip ev ahalisinin keyfini kaçırmayacaksın.

Oynamayan misketlerini/bebeklerini alır gider. Bu kadar basit!

Hayat zaten çok kısa. Kısa olan bu ömrü birbirimizi tüketerek geçirmek yerine hayatı gülümseyerek yaşamalıyız.

Gitmek zor olmakla birlikte etkili ve kalıcı bir çözümdür. Bu formülün en kötü tarafı herkes tarafından başarılacak bir iş olmaması. Zordur gitmek, yürek ister. Bunun hesabını baştan iyi yapmak gerek. Ya gitmeyeceksin ya dönmeyeceksin. Çocuk oyunu değil şakası yok bu işin.

Kadınların her fırsatta, ‘annemim evine gidiyorum’ diyerek kapıyı çarpıp gitmelerine benzemez.

Ya da erkeklerin her fırsatta, ‘kızım işine gelirse, beğenmiyorsan ananın evine gidersin’ demelerine de benzemez.

Gözünü karartmak ister, yaşadığın şartlardan tamamen vazgeçmek ister, güçlü olmak ister, kararlı olmak ister.

Gittikten sonra aradığını bulamamak da vardır işin ucunda. Velhasıl zor zanaattır gitmek.

Gitmek zor da kalmak kolay mıdır?

Hayır o da kolay değildir elbette ama hangisi daha çok rahatsızlık verir tartışılır.

Kalıp bir ömür boyu sızlanarak yaşamak mı?

Gidip de, ‘acaba kalsaydım bir şeyleri değiştirebilir miydim?’ diye hesap kitap yapmak mı?

Gidenleri hep yürekli bulmuşumdur. Onları şövalyelere benzetirim. Kalmak, yenilgiyi baştan kabul etmek demektir.

Giden zaten gitmiştir, pişman olsa da geri dönemez. Dönmez çünkü gurur yapmıştır, bu yüzden gittiği yerde kalmaktan başka çaresi yoktur.

Kalanlar yalnız kalmayı hak ederler mi ?

Büyük olasılıkla, ‘EVET ‘

‘Herşeye çocuğum için katlanıyorum.’ masalı vardır ki bu masalı büyükler çok sever. Masalı sevme nedenleri ise kendi çaresizliklerini gizlemesidir. (İstisnalar hariç.)

Çocuklar bu masalı sevmez ve yalan olduğunu bilirler. Bu da onların omuzlarında kocaman bir yük olur ve bu yükün altında o minicik yürekler ezildikçe ezilir.

Küçükler büyüdüklerinde ise sorunlu kadınlar ve erkekler olarak dünyaya sorunlu çocuklar getirmeye devam ederler. Masal da böyle devam eder gider.

Bazen ilişkileri düzenleyebilmek adına karşı tarafı değiştirmeye çalışırız. Bu yanlış ve sonuç getirmeyen bir tutumdur. Bu tutumda ısrarcı olmak zaman kaybıdır. Karşı taraf zaten değişmeyecek ve değişirse de kendisi olmaktan çıkacak. Bu defa da, ‘Sen çok değiştin, eskisi gibi değilsin’ komedyası başlayacak.

‘Olanlar için istişare’ yapalım mantığı da yersizdir. Neyin istişaresini yapacağız, Herşey ortada zaten. O yüzden herkes aklını mı kullanır yüreğini mi kullanır bilemem.

Kabiliyetli iseler aynı anda iki işi birden yapabilirim derlerse de akıllarıyla yüreklerini birleştirebilirler. Yürürken sakız çiğneyebilmek gibi.

Bazı şeylere sıfırdan başlamak lazım. Birliktelik düşünenler önce, ‘ben bu birliktelikten ne istiyorum ve ne istemiyorum’ u sorgulamalılar. Sonraki aşamada ise karşı tarafın kendi beklentilerine karşılık verip veremeyeceği yönünde olmalı.

‘Aşığım seviyorum’ diye yirmili yaşlarda sazan gibi atlamamalı. Belli bir yaşa geldikten sonra oturup, ‘keşke’ hesabı yapmak istemiyorlarsa tabi.

Sanırım en önemli olay önce, ’saygı’ yı kaybetmemek, sonrasında da insanları çileden çıkarıp gidecek noktaya getirmemek.

Herkesin bir dayanma kapasitesi var ve kimse vazgeçilmez değil. Ne kadın ne de erkek. Üzülmek istemiyorsak üzmeyeceğiz.

Bu konuda yineliyorum, ’saygı’ da ısrar etmeliyiz. Son pişmanlık fayda etmez. Gidenlerin de geri döndüğü sık rastlanılan bir durum değildir.

Gitmek mi zor kalmak mı zor, o sabahı gel bana sor…

*****

ömer özdamar
Birlitelik ve saygı sizin nazarınızda neredeyse ayrılmaz ikili olmuşlar. Gencçlere ya da evleneceklere ders gibi yazı olmuş dersem umarım abartmamışımdır. Elinize, yüreğinize ve kaleminize sağlık diyorum. Sevgiyle ve mutlu kalın.

serap
Yazım diliniz Esma Hanım her zaman ki gibi yerli yerinde. Görüşleriniz tutarlı, en azından benim için öyle. İkili ilişkilerde ortaya konan tavrın net olması taraftarıyımdır. Saygı ve sevgi olmadan asla hiç bir ilişkinin tutarlı olarak devam etmiyeceğini düşünmekteyim esenlik ve başarılar dilerim…

y.demir
bu konu bu kadar güzel anlatılabilirdi çok sağolun, anlayış, saygı varsa ve bunların getirdiği sevgi mutlaka olacak, bence bunları bir arada bulundurmak biraz zor ama bulunduranlar çok şanslı,tüm güzellikler onlar için..

ilyas bayram
benim misketim yok, sadece ceketimi alsam olur mu? Ne dersiniz?

cafer avcı
esma hanım elinize saglık bu tür yazılarınız bizlere ışık tutuyor nitelikte oluyor mevlananın sözüyle demekki ya oldugumuz gibi yada göründügümüz gibi olmalı o zaman sanırım bazı şeyler kolayca anlaşılır saygılarımla

celal çelik
“Her seçim geri kalan birçok şeyden vazgeçmektir ” denir ya, gitmek kalmak meselesi de aynı. Gitsen gittiğin için, gitmesen kaldığın için pişman olabilirsin. Galiba en doğrusu sürekli geriye bakıp aldığın kararları çok da fazla sorgulamamak. Elinize sağlık Esma Hanım. Başarılar. Selamlar…

s.aydin
Hani derler ya “ne varsa söylendi” siz de ne varsa söylemişsiniz, söylenecek söz kalmamış yüreğinize sağlık.

bir ses
Önemli bir yaraya temas etmiş; fakat neşterle… Biraz daha yumuşak bir üslubu tercih ederdim. Yargılar bu denli acımasız ve genelleyici olmayabilirdi. Bilmem, belki de o zaman bu kadar dikkat çekici ve kendini okutucu olmazdı. Hani karikatür gibi… Hakikati çok açık ve ironik bir şekilde gözününüzün önüne koyar, hatta bazen içine sokar… Bunun için biraz abartmaya ve bazen acımasız olmaya ihtiyacı vardır. Mazur görebiliriz. Sevgiler…

Lokman Hekim AYDOĞAN
Geçen hafta saygı sizlere ömür dediniz. Önemli bir noktaya odaklanmamızı sağladınız. Kendimizi sorguladık. Hatalarımızı hatırlattınız bizlere. Topluma inceden inceye ders verdiniz. Bu hafta da saygının yokluğunu kelimelerin sihiri ile beynimize empoze ettiniz Önemli noktalara dikkat çekerek toplumu bilinçlendirme gayretinize hayran olmamak elde değil. Yazar olmanın püf noktalarından birisi de bu olmalı bence. Bilinçli yaşamayı, hayatı daha güzele doğru yönlendirmeyi, sevgi, saygı ve etrafımıza pozitif enerji vermeyi yaşantımızın vazgeçilmez unsuru haline getirmeliyiz. Bu şekilde yaşantımızı idame ettirirsek inan ki hem çevremizdeki insanlar mutlu olacak, hem de o insanların mutlu olduğunu görmek bizlere kat kat keyif olarak geri dönecektir. Saygılar sunuyorum ESMA KAHRAMAN…

selma savaş
ya gerçekten yazılarınız süpper büyük bi hayranlıkla okuyorum inanın bizlerin anlatamadığı şeylerdi bunlar saygının olmadığı yerde sevgi hiç olmaz saygıyla sevgi bi bütündür bence sevgi saygısız olmaz saygı sevgisiz olmaz başarılar..

dilber demir
ellerine yüreğine sağlık ;saygı deyince aklıma ilk gelen şey sevgi ve huzurlu yaşam .saygının olduğu her ortamda herşey güzel oluyor .emeğine sağlık canım,yazılarının devamını bekliyoruz hoşcakal

Sami AYDIN
Yazınızı büyük bir dikkat ve heyecanla okudum, gerçekten büyük bir özen ve ustalıkla hazırlandığı her satırından anlaşılıyor, sizi kutlarım, ülkemizin sizin gibi idealist yazarlara şu dönemde gerçekten çok ihtiyacı var, saygılarımla

Kağan Bircan
Merhaba Esma hanım, önceki konuda özetlemiştiniz şimdi napabilirize temas ettiniz. bide benim yorumum sizi tetiklemişse buda benim gurur nişanım. saygı çok kırılgan saf ve duygusal bu özet değil dimi, bu malumane bir bilgi, biz saygıyı besleyemiyecek kadar eringeniz. ya biz böyle yetiştrildik sanırım. yani bizim neslimizden iş geçmiş bence yeni körpe çocuklara bizim saygıya verdiğimiz eringeçliği vermemeleri için kendimizi gizlememiz lazım. bir kere en tepeden düzelmemiz gerek demicem çünki en tepeyi değiştiren dalga en alttan başlamalı. saygıyı bizim neslimiz yaşatamadı bence bebeklerimizden başlayalım. Dedinizya gitmekmi zor kalmakmı zor. bence saygısı olmayan insanlara ikiside kolay. Adam dediğin (kadın ve erkek için) sözünün eri, sözünü yemeyen ölse yansa mahvolsada sözünü çiğnemeyen yalas sölemeyen bir insndır ki buna eşit olan kişiye ADAM deniyor tarifi bu ve biz bu tabire uyan varlık olmadıkca EBEDİYEN SAYGI SİZLERE ÖMÜR. bence bebeklerimize öğretelim sonra onlar bize öğrtsin.

harun
elinize saglık gerekeni söylenmiş devamını bekliyoruz

Yıldız Yetiştiren
Esma teyzem ellerine sağlık.Gerçekten kadın-erkek ilişkilerinde olan şeyler bunlar… Dediğin gibi ilişkinin başı SAYGI!!!Saygı olmadan ne yapsan boş…Günümüzde örneklerini çok görüyoruz…Gerçekten çooo…k güzel olmuş…Sevgilerimle…İyi bak kendine… :)

UĞUR BARIŞKAN
saygı konusunda söylenecek herşey yazılmış.çok güzel bir yazı.ben bunları kendi hayatımdan hatırlıyor gibiyim.saygılar…

Ogun Berat
Çok hoş bir yazı ellerinize sağlık devamını bekliyoruz…

Recep AKSU
Esma hanım Saygı konusundaki ve sonrasındaki düşünceleriniz gerçekten toplum açısından önemli düşünceler ve değerler. Tebrikler… Yazılarınız bende tiryakilik yaptı…:)))

Atilla DEMİRKOL
Tebrikler… Gerçekten samimi bir havada yazılmış olduğuna inandığım yazınızı İnsanlar okuyupta kendilerine çeki düzen verirler diye umuyorum.

Atahan Gönen
Merhaba, doktor önce tanı koyar sonra tedavi uygular. sizde öyle yapmışsınız. peki yine bir doktor edasıyla arada kontrollerede gelirgibi bunu işleyecekmisiniz. ? bu bir yaramızsa sadece bir kalemlemi düzelecek, bence bu istiklal savaşından sonraki toplu mücadele etmemiz gereken yenibir savaşımız. özümüzü kurtarmalıyız.. tüm vucudumuz yara içinde ve siz tek bandajla bir yere pansuman ediyorsunuz. yinede birşeyler yapıyorsunuz. umarım hemşirelerimiz çoğalır.

bu konu bu kadar güzel anlatılabilirdi çok sağolun, anlayış, saygı varsa ve bunların getirdiği sevgi mutlaka olacak, bence bunları bir arada bulundurmak biraz zor ama bulunduranlar çok şanslı,tüm güzellikler onlar için..

:) İyi bayramlar… 

Etiketler : , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Saygı Sizlere Ömür (2)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Ara 28, 2009 Kategori İlişkiler

mutlu_aile‘SAYGI Sizlere Ömür’  katıldığım yarışma yazılarından biriydi.

http://www.esmakahraman.com/saygi-sizlere-omur-1/

Bunlar da yazıya gelen yorumlar :) şımardım buraya taşıdım.

Sertaç Ekiz

Yine çok akıllıca ve üsluba uygun, düşünce dolu bir yazı. Bu güzel cümlelerini bizimle paylaştığın için teşekkürler ve başarılar…

Sezi-Tual

Vazgeçilmezin yaralayıcılığına, tüketiciliğine isyanı ne güzel anlatmış yazı. Kutsanmış beraberlikler yaşayan insanlar topluluğu olmamız ve bir gün böylesi saygı değer isyanlara gerek kalmaması dileğiyle. Yazını, isyanını kutlarım Esma…

Yüksel Lektemur

Bu yazıya yorumum tek kelimeyle. Harika demektir yazdıkları sizce gerçek değil midir.? Tam bir Türkiye gerçekleri. Ama noksanları da var, analiz tam not. Diyeceğim noksana geçeceğim de ne yapmalıyız???

Özgecan Gün

Bazı şeylerin hiç bu kadar farkında olamadık, olsak da bu kadar güzel anlatamazdık. Tebrik ediyorum..

İlyas Bayram

Güzel bir yazı. Geçen hafta da beğenmiştim yazınızı.

Evren Balsak

Ben okuyucuyum, enine boyuna tarttım yazıyı. Sadece leziz olmuş derim, başka diyecek cümle bulamadım çünki…

Can Onur

Her zamanki gibi güzel bir yazı, kaleminize yüreğinize sağlık.

Tümer Şenel

Kadın ve Erkek yaradılıştan bu yana birbirlerini ne zaman anladılar ki bende sevgili yazarımızı anlayabileyim :)

Ramiz Gökbudak

Saygı mı ? O da ne ? Bilir misiniz sevgi büyükten küçüğe. Saygı küçükten büyüğe doğrudur. ( kadından erkeğe , erkekten kadına değil ) Hep Romeo ve Juliet’ ler, Tahir ile Zühre’ ler. Kimse Tispe ve Piremus’u yazmaz nedense…

Y. Demir

Çok güzel anlatılmış önemli bir konu, çok sağolun devamını bekliyoruz

Jeyan Gedik

Sevgili Esma her zamanki gibi cok güzel, dolu dolu bir yazı. Tebrik ederim.

Zafer Şanlı

Bu güzel yazıların için tekrar kutluyorum seni sevgili ESMA, devamını bekliyoruz. Güzel bakış açısı tebrikler. Sevgiler.

Gülçin Çapkın

Ya gercekten süper olmuş. Hem konu hem de anlatım harika. Ya bilmiyorum ama çok farklı bi açıdan yakalayıp anlatıyorsun. Bayılıyorum yazılarına. Tebrikler

Atahan Gönen

Bence de daha yazılacak çok şey var ama. Yazının oyun havasında geçmesi zaten İNSANA YAA BU KADAR MIII DEDİRTİYOR. Sinir uçlarına basıyorsun. Herşey zaten bilinen, bildiğimiz, bildiğimizi bilmediğimiz, yada gerçeğin çığ gibi altında kalacak korkusu. Herşey bir yana SAYGI ama hakkaten sizlere ömür.

Emel Gönen

Tebrikler Esma hanım, yazınızı ilk defa okuyorum ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Aslında anlatılacak daha çok şey var. Ama şikayetlerimiz yine bitmez. Ne kadın erkeği anlayabilecek ne de ‘ sen beni anlamıyosun ‘ lafları bitip tükenecek. Sığındığımız tek nokta çünkü. Erkek de anlamak için uğraşmayacak zaten. Elinize, yüreğinize, kaleminize sağlık.

gkçe afcn

Evet bende okuyunca çok beğendimm çok güzell gerçekten

Deniz

Gittikçe karmaşıklaşan ve çomaklar sokuldukça çözülmez haline gelen kadın-erkek konusu. Tam bir düğüm. Çözebilene aşkolsun. Güzel anlatımınız için teşekkürler.

Oya Hasanoğlu

Anlatım tarzın çok hoş olmuş. Herkesin bilip ama bu kadar yalın anlatmadığı şeyleri dile getirmişsin. Daha samimi kılmış bu seni. Tebrik ederim.

Lokman Hekim AYDOĞAN

Sayın Esma KAHRAMAN Kadın – Erkek ilişkisini çok hoş ve keyif veren bir dille ele almışsınız. Tebrikler. Ezelden, Ebede devam edecek olan bu tartışma hiç bir zaman bitmez ve bitmeyecek. Bu sorunun iki kişinin birbirine yeteri kadar saygı ve anlayış göstermemesinden kaynaklandığını her iki tarafında bildiği halde hala uygulamada problemler yaşanması düşündürücü bir durumdur. Zira Peygamber efendimiz bir hadis’te ”Kadın kaburga kemiği gibidir, düzeltmeye uğraşmayın kırarsınız” diye buyurmuştur. Dolayısı ile erkekler kadınlara normalden biraz daha fazla esnek davranmaları gerekir. Ama kadınlarında bu iyi niyeti suistimal etmemeleri daha büyük bir davranış olacaktır. Sevgilerle.

İffet Toker

Bu konuyu ifade edişiniz ancak bu kadar hoş olabilirdi. Ne diyeyim çok hoşuma gitti. Sevgiler

Gökhan Çapkın

Tebrik ediyorum, yazınız harika.

Ahmet Toker

Çok beğendim. Başarılarınızın devamını diliyorum..

Kaan Bircan

Peki bu durum bizim özetimiz. İkinci safhaya geçelim. Ne yapmamız gerek ???

Cafer Avcı

Sizin gibi aydın insanlar ışıgında bazı eksikliklerimizi tamamlıyoruz size ve sizin gibi insanlara teşekkür ediyorum

Kemal Uygun

Bizim gençliğimizden bugüne kadın-erkek ilişkisi ancak bukadar güzel ve bu kadar vurucu bir biçimde anlatılabilirdi. Yüreğine, ellerine sağlık Esma hanım. Tebrik etmek az bir ödül olur sizin için. İnşallah yarışmada çok iyi dereceler alırsınız ve de inşallah 1. olursunuz , olursanızda şaşırmam. Tebrik ediyorum mutlu günler ve harika bir yaşam diliyorum.

Muharrem

Tebrikler. Sabah sabah keyfim yerine geldi. Gerçekten güzel bir üslüpla dile getirmişsiniz.

Tuğba

Evet maalesef günümüzde sizinde belirttiğiniz gibi saygı sizlere ömür. Toplumun en küçük çekirdeği olan ailede olması geekn saygı maalesef kayıp aranıyor durumunda. Toplumun geneline yayılan bu durumdan herkes suçlu. Herkes suçu kendinde aramalı. Böyle gidişat nereye kadar devam edecek. Herkes birbirine saygı gösterse hayat daha anlamlı olacak ve yaşama sevinci bir o kadarda artacak. ESMA KAHRAMAN güzel bir konuya parmak bastığınız için toplumun bütün kesimi adına teşekkürü borç bilirim. Saygı ve sevgiyle…

Emel

Merhaba. Bu fenomen ancak böyle esprili (ki komedi olduğuna tamamen katılıyorum) ve aslında olduğu gibi anlatılabilirdi. Ttebrikler. Bir de olayı bu yönüyle ve tarafsız görebilsek aslında gerçek hayatta da eğlenebileceğiz :) Belki o zaman “saygı” hala aramızda olurdu.

Sinan TUNA

Her zaman ki gibi mükemmel anlatmışın. İlgilenilmesi gereken bir konu. Devamını bekliyoruz .

Yıldız Yetiştiren

Esma teyzem yine döktürmüşsün valla. Gerçekten günlük hayatta bir çok kez yaşadığımız şeyler bunlar. TV, bilgisayar falan derken insan ne olduğunu unutuyor. Böylece saygı diye bir şey de kalmıyor zaten. Aslında günümüzdeki evlilikler Tv olsa da olmasa da aynı da neyse… :) Ellerine sağlık..

SELMA SAVAŞ

Yazınızı okudum ama büyük hayranlıkla çok güzel değinmişsiniz herşeye çok çok doğruları anlatır dilde gerçekler bunlarki ileriye gittikçe hayat tamamen sunileşiyo hiç bişeyin somutluğu kalmıyo sanki ellerinden gelse insan kopyalayacaklar onunda sunisini çıkartacaklar ki oldu gibide. Tekrar yazılarınızı okumak dileğiyle hoşçakalınn..

ELA

Tebrik ederim çok güzel yazı, şimdiye kadar okuduğum en anlamlı yazıydı

Recep Aksu

Güzel noktaya degındıniz için tebrikler. Yazılarınızın devamınızı bekliyoruz

Adem TELLİ

Toplumda kaybolmaya yüz tutan saygıyı tekrar kazanmak için öncelikle sevgiyi aramızda çoğaltmamız gerekir diye düşünüyorum. Sevgi ne kadar çoğalırsa Saygı’da peşinden gelecektir. Esma Kahraman bu konuya dikkatimizi çektiğiniz için size saygılar sunuyorum.

Tarık

Tebrikler gerçekten. Olayların bir sayfada bu kadar toplanması oldukça yetenek gerektiren bir durum. Esma hanım yetenekleriniz size yakışıyor daha güzel olanlarıda yazarsınız. Kutlarım.

Eda Aydın

Tebrikler yazınız çok akıcı ve çok çok da doğru malesef aklınıza kaleminize sağlık ilk defa okudum yazınızı ama bundan sonra takip edeceğim sevgiler

Sibel D.

Böyle önemli bi noktanın altı ancak böyle bir üslup, böyle bir güldürücü ve düşündürücü bakış açısı ile çizilebilirdi, bence daha iyi bir şekilde anlatılamazdı! Acı ama gerçek : saygıyı kaybettik hatta gömdük…

Yağmur Korkmaz

Esma hanım tebrikler. Bu konunun tüm netliğiyle ve bu kadar açık bir ifadeyle ortaya konulmuş olması ne kadar güzel. Herşeyin saygıdan geçtiğine inanıyorum Saygı olursa sevgi. Tabii bir de birbirimizi anlamak hoşgörü. KEŞKE KAĞIDINIZ BİTMESEYDİ..:) SAYGILAR

Sonay

SAYGILARIMLA. Esma hanım,gercekten yalın bır dılle anlatmış oldugunuz, yazınızı okurken 15 yasındakı yegenımde benımle bırlıkte okudu. Ve yegenım bu yaşta herseyın tamamen farkında, ve Ilk yorumu su oldu ANNEMLE BABAMIN HAYATI:) O GULEREK ve ALIŞMIŞ BIR IFADE ILE SOYLEDI BU SOZLERI AMA BEN GULEMEDIM( Yazılarınızın devamını dılıyorum. guzel anlatımınız ıcın tesekkurler..

Ömer Özdamar

Esma hanım, Kadın-erkek çelişkisi, paradoksu çok güzel, çok net, çok anlaşılır bir şekilde ifadesini yazınızla bulmuştur. Bana göre; yarın da, 10 yıl sonrada, 100 yıl sonrada hep böyle olacaktır diyorum. Elinize, yüreğinize ve kaleminize sağlık. Sevgiyle ve mutlu kalın efendim.

Savas Bagca

Teknoloji ye hayır

İbrahim KAYA

Esma Hanım güzel yazınız ve sıralamadaki yeriniz için yürekten tebrikler

Kaan Özlü

Esma hanım yazınızı tesadüfen okudum, gerçekten çok beğendim, Hayat akıp gidiyor Saygının kalmadığı yerde sevgide kalmıyor, Sevgisiz ve Saygısız yaşamaında bi anlamı yok. Hep karşıdan beklersek o da birgün biter, Aşk Sevgi Saygı Fedakarlık gerektirir.(birlikte tabii) Evli olmak sadece Nikah Dairesinden Evlilik Cüzdanı almak değil, bu beraberliğe duygularını-sevgini-saygını hasılı Yüreğini koymaktır Diyorum. Saygılar sunuyorum, yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Sevgiyle kalın

Cemil

Eli öpülesi insan esma teyzem döktürmüşsün yine yüreğine sağlık harika olmuş

Celal Güllüoğlu

Harika bir yazı dili. Tebrik ediyorum. Başarılar diliyorum.

Fingu$

Tam üstüne bastın ayağını kaldır derler ya işte tam anlamıyla öyle olmuş. Mükemmel bir makale. Ellerine yüreğine sağlık

Cem Özkan

Beni yakından ilgilendiren ve şarkılarımda vazgeçemediğim bir konu. Keyifle okudum. Başarılarınızın devamını dilerim.

Ömer Alpdoğan

Türk Toplumunun sosyo-kültürel durum ancak bu kadar güzel anlatır. Kutluyor, başarının devamını diliyorum.

AHMET CUNBUL

Eskilerde SEN HAKLISIN kelimesi geçtiği zamanlar kavgadaki sesler yayaş yayaş azalmaya ve ses tonunda incelmeler olurmuş. Son zamanlarda bu sözlerinde işe yaramadığı ve seslerin tonlarının azalması gerekirken yükseldiği saygının bittiği anlar yaşanmaya başlamıştır. Sizin de söylediklerinizle bütünlük sağlayan kadın erkek ilişkisi doğdu. Esma hanım ÇOK HAKLISINIZ.

KURTALAN EKSPRES Bahadır Akkuzu

Çok ince eleştirisel ama asla hakarete varmayan boyuttaki yazının, medyadaki çoğu kişi tarafından okunularak, doğruların nasıl kişileri incitmeden, tarafsız ve gerçekçi bir yorumla yazılabildiğini görmeleri açısından iyi bir kaynak yazı. Hatta bende bunlardan nasibimi aldımmı diye de kendimi bile sorguladım. Umarım bu ince eleştirilerden çok azı beni anlatıyordur. Aslında kendimi hiç böyle görmüyorum ama etkili anlatımın yüzünden kendimi de yeniden sorgulamam gerektirdiğini dahi düşündüm. Beynine sağlık.

KURTALAN EKSPRES Bahadır Akkuzu’ya Allah’tan rahmet diliyorum. Nur içinde yatsın. Ailesinin, sevenlerinin ve müzik camiasının başı sağ olsun:(

Etiketler : , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Saygı Sizlere Ömür (1)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Ara 28, 2009 Kategori İlişkiler

sonYazdığım yazı çok amaçlı olmalı, sürpriz yumurta gibi. Önemli olmalı, herkesi ilgilendirmeli, okurken düşündürmek gibi gereksiz bir işlevi olmamalı.

Bu başlıklardan yola çıkarak aklıma ilk gelen konu Kadın/Erkek ilişkisi ve Aşk…

Kadın/Erkek ilişkisi ciddi birşey gibi görünse de aslında tam bir komedidir.

Bugüne kadar ne kadın erkeği çözebildi, ne de erkek kadını.

Kimisi, ‘Ne seninle, ne sensiz’ dedi… Kimisi, ‘Birlikte ama yalnız iki yabancı’.

Erkek, ‘Güzel olsun, kadın olsun, anne olsun, sevgili olsun, temizlikçi olsun, aşçı olsun’ dedi.

Kadın, ‘Zengin olsun, evinin erkeği olsun, maço olsun kafası kızınca masaya yumruğunu vursun, (Kazayla gözüme de çarpabilir, aşk affetmektir.) çocuklarına babalık yapsın, ara sıra çapkınlık yapabilir, erkektir elinin kiridir.’ dedi.

Bu arada metroya binen erkekler oldu ama onlara Türk kadını rağbet etmedi. Arz talep olayı olduğu için nesilleri hızla tükenmeye başladı.

‘Aşığım’ diyenler oldu, aşkın tarifi yapıldı. ‘Aşk kavuşamamaktır’ denildi. Romeo ve Juliet’ ler, Tahir ile Zühre’ ler.

Bir araya gelen aşıklar için aşka iki sene ömür biçildi.

‘Eskisini getir, yenisiyle değiştir’ kampanyaları düzenlendi, bu kampanya çok tuttu. Kimsenin elinde bayandan ya da erkekten çok kullanılmış kadın/erkek kalmadı.

Görüntüde herşey normaldi. Pembe panjurlu evler, bahçesinde boy boy çocuklar, ama yine de kimse mutlu olmadı. ‘Çok mutluyum lay lay lom’ diyen de yalan söyledi.

Ne kadın erkeği anlamaya çalıştı, ne de erkek kadını. Erkek kadını anlaşılmaz yaratık olarak tanımlarken, kadın da erkeği kendisini anlamamakla suçladı. Her iki taraf da kolayı seçti, işine geldiği gibi davrandı. Sonrasında özensiz yetiştirilen çocuklar büyüdüler ve sorunlar da aya kadar büyüdü.

Erkek, her hatasında kadını tarafından, ‘öküzüm’ diye anıldı. Kadın her hatasında erkeği tarafından, ‘öküzün karısı’ diye anıldı. Böylece hayvanlar alemi de ilişkilerin içine vıcık vıcık girmiş oldu.

Bu arada sevgi, yerini alışkanlıklara bıraktı. Erkek eve geç geldiğinde kadını camda, kapıda bekler oldu. Erkeği eve gelmeden, açlıktan ölse bile yemek masasına oturmadı. Kadın komşuya gittiğinde erkeği onu cepten arayıp, ‘Eve git, kırmayım bacaklarını’ ultimatomları verdi.

Kadın kocasını erkek karısını yerli yersiz eleştirdi. İlişkilerine bütün sülaleyi sonra da mahalleyi dahil ettiler.

Bazı durumlarda kadınlar da erkekler de kendi hemcinsleriyle fikir ayrılıklarına düştü. Lükse düşkün kadınlar, ‘Ben evlenince çalışmam, kocam bana baksın’ derken bazı kadınlar da, ‘Kendi ayaklarım üstünde durmak istiyorum’ dedi.

Buna karşılık bazı erkekler kadının çalışmasında bir sakınca görmezken, bazı erkekler, ‘Sus şimdi sümsüğü kafana yersin, kadının yeri evidir, kes sesini otur!’ dedi.

Hayatımıza TV denilen nasıl kullanılması gerektiğini tam olarak kavrayamadığımız, buna bağlı olarak da kanal sahiplerini zengin etmekten başka amaca hizmet etmeyen bir kutu girdi.

Bu çok sevilen ve bir çok evde üstü dantel örtü örtülerek odanın en nadide köşesinde taçlandırılan bir kutu oldu.

Ona, ‘Aptal kutusu’ diyenler oldu, gece gündüz izlemekten yorgun düşüp kumanda elinde horlayanlar da.

Beraberinde kadın/erkek arasında kopukluklar, ilgisizlikler başgösterdi. Bu kutu kültür seviyesi gözetmeksizin her eve girdiği için birçok insan kutunun içinde gördüklerini istedi, bakkaldan şeker istercesine.

Kadın/Erkek ilişkisi TV programlarına taşındı. Herkes ilişkisini milyonların önünde sorguladı.

Aldatılanlar, aldatanlar, aşık olanlar, kandırılanlar, kaçırılanlar, kaçanlar, aşk cinayetleri işleyenler, ölenler, öldürülenler.

Ve ne iş yaptıkları anlaşılamayan, kendi evlerinde sorunlarını çözmekten aciz olup program program gezip ahkam kesen garip jüri üyeleri. Filozofu andıran program sunucusu ablalar, bacılar türedi.

Evlere bilgisayar denilen karmaşık bir alet de girdi, bütün dengeler değişti. Platonik aşklar, yalanlar, itiraflar ve cinayetler başladı. Bilgisayarın evlere girmesi silah icat olup mertlik bozulmasını bile gölgede bıraktı.

Konunun tam burasında kanun koyucular bu işe el koydu ve chat yapılmasını boşanma sebebi ilan etti.

Öcülerimiz de var; boşamak ve boşanmak gibi. Konuyla ilgili büyüklerimiz inciler döktürdü,

‘Bu evden gelinliğinle çıktın kefeninle dönersin’,

‘Torunlarıma üvey anne-baba-kardeş istemem’,

‘Evli kadının bir tane kocası dul kadının herkes kocası’

Daha yazılacak çok şey var ama kağıdım bitti…

Bütün bu hengamenin arasında SAYGI sizlere ömür…

İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Hadi Size İyi Günler

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Ara 28, 2009 Kategori İlişkiler

kavgaİyi bir gün olabilmesi için güne iyi başlamak gerekiyormuş.

Bunu kim istemez ki…

Herşey yolunda gitse bile nedendir bilinmez, bazen insan kendini hiç sebepsiz, nedeni anlaşılmaz bir sinir harbinin ortasında bulabiliyor.

‘Canım’ denildiğinde ‘canın çıksın’ anlayabiliyoruz.

Ben onu bunu bilmem, insanın geçinmeye gönlü yoksa etrafındakiler kanatsız melek olsa nafile.

Ne tuhaf, bazen siz iyi gününüzde oluyorsunuz, etrafınızdakiler sizi çıldırtıyor.

Bazen de onlar iyi gününde oluyorlar, siz onları çıldırtabiliyorsunuz.

Böyle olunca da ortam birden gerilip, içinden çıkılmaz bir hale gelebiliyor.

Sonra gerçekten ortada bir sorun varmış gibi kavga etmeye başlıyorsunuz ama işin gülünç tarafı, neyin kavgasını ettiğinizi ne siz ne de karşı taraf biliyor.

Kavganın üzerine birisi gelip, ‘niye kavga ediyorsunuz’ diye sorsa verilecek tek bir cevap var, ‘canım istedi.’

Kavgacı bir toplum olduğumuz söylenebilir mi? Evet

Kavga etmek kötü bir şey midir?

Kavga etmek aslında korkulacak, sakınılacak bir durum olmamalı.

Herkesin her zaman birbirine canım, gülüm dediğini düşünsenize. Ne komik, ne saçma olurdu, bir o kadar da yapmacık.

Zaman zaman kavga etmek, şiddet içermediği sürece zararlı olmadığı gibi tam tersi yararlı bile olabilir.

Bana öyle bakmayın, kavgacı biri değilim ama kavga etmek çok da öcü bir durum değil.

Millet olarak biraz asabiyiz, kavganın dozunu ayarlayamıyoruz.

Bu yüzden ya susuyor kendimizle kavga ediyoruz ya da kavgayla şiddet arasında ki ince çizgiyi gözden kaçırıp Allah ne verdiyse girişiyoruz.

Kadına ve çocuğa yapılan şiddet son günlerin gündemini oluşturdu.

Kadından Sorumlu Devlet Bakanımız açıklama yapmış, bu arada, ‘Erkekten Sorumlu Devlet Bakanı’ niye yok şimdi içime dert oldu. Erkekleri bu konuda göreve çağırıyorum.

Umarım en kısa zamanda böyle bir bakanlık kurulur da kadın ve erkek eşitlenir.

Köylerde cahil halk (erkek) kadına şiddet uyguluyormuş.

Ben de iddia ediyorum şiddet büyük şehirlerde daha yaygın, şiddet uygulayan erkeklerin büyük çoğunluğu da üniversite mezunu. Sanıldığı gibi ne köylü ne de cahil.

Köylünün cahil olduğu fikrine de şiddetle karşıyım. Eğitim sadece okullarda verilmiyor.

Bunu emekli olan sevgili öğretmenlerimiz zaman zaman açıklıyorlar. Eğitim her yerde her koşulda devam eder.

Şiddetsiz, barış içinde bir yıl diliyorum.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Ben Ona Yanıyorum

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazartesi Ara 28, 2009 Kategori İlişkiler

beni anlamadın‘Beni anlamadın ya ben ona yanıyorum’

Bu cümleyi günde kaç kez kullanıyoruz acaba?

Herhalde oldukça fazladır. Komiktir, hep başkaları bizi anlamaz ya da yanlış anlar. Bu hatalı durum tamamen onun eşekliğidir, bizim zerre kadar suçumuz yoktur.

Biz kendimizi doğru ifade etmişizdir de o anlamamıştır.

Bir düşünür yine işi gücü bırakmış düşünmüş ve, ‘beni anlamıyorsun, yanlış anlıyorsun diye birşey yok, sen kendini doğru anlatamıyorsun’ şeklinde inciler döktürmüş.

Düşünür haklı olabilir mi acaba?

Mantığım evet diyor ama yüreğim, ‘insan, keyfi ve kapasitesi doğrultusunda neyi, ne kadar anlamak istiyorsa o kadar anlar’ diyor.

Hani şu son zamanlarda dillere sakız olan empati durumu var. (kendini karşındakinin yerine koyma.)

Empati yaptığımız zaman mantığımız ve yüreğimiz aynı doğrultuda hareket edebilir mi?

- Ben, anlatmadan anlaşılmaya aşığım… Aslında bütün olay bu galiba.

Herkes aynı şekilde düşünüyor, kimse kendini anlatma ve karşısındakini anlamaya lüzum buyurmuyor. Hal böyle olunca da yanlış anlaşılmalardan bir türlü kurtulamıyoruz, sonrasında mızmızlanmalar şikayetler başlıyor.

Anlamak/Anlaşılmak sadece kelimelerle mi olur?

Anlamak için sadece kelimelerin yeterli olduğuna ya da anlamanın anlaşılmanın tek yolunun kelimelerden geçtiğine inanmıyorum.

Konuşmanın herşeyi hallettiği fikrine de hiç katılmıyorum.

‘Ben, anlatmadan anlaşılmaya aşığım’ sözü tam da burada devreye giriyor işte.

Bu konu gittikçe karmaşık bir hâl almaya başladı, umarım beni anlıyorsunuz.

:) Yoksa yeminle ben kendimi doğru anlatıyorum.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , | Yorum Ekle