Yasin Keleş
Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Salı Ağu 17, 2010 Kategori Gündelik Yaşam17 Ağustos Marmara depreminde Yasin Keleş başta olmak üzere tüm kayıplarımızı rahmetle anıyorum…
Ruhları şad olsun…
17 Ağustos Marmara depreminde Yasin Keleş başta olmak üzere tüm kayıplarımızı rahmetle anıyorum…
Ruhları şad olsun…
O değil de;
Sayın Yolcu; Temmuz sıcağında kışta kıyamette kalmışız gibi toplu taşım araçlarında camları sıkı sıkı kapatıp ortamı buram buram ter kokutmanızın maksattaki gayesini anlayabilmiş değilim. Ya da ucuz parfüm kokutmanın…
Pisler…!
Daha her ortamda horul horul uyuduğunuzu hatta ayakta uyuduğunuzu hiç söylemiyorum. Gören bilen de sizi Pamuk Prenses’e özenip zehirli elma yediniz zanneder…
O değil de;
Bayan Yolcu; harbiden bayıyorsunuz. Yanınızda çocuk var diye kalkıp size yer veriyorlar ama siz çocuğunuzu oturtup kendiniz ayakta bekliyorsunuz ya… İşte o an, işte o aannn… ben yaşayamaaammmm…
O değil de;
Sabahın kör karanlığında cep telefonunuzu kulağınıza yapıştırıp konuşmaya bir başlıyorsunuz susmak bilmiyorsunuz. Hani o an size gülümsüyorum ya… İşte o annnn ben yaşayamaaammm… Neyse az durun bu espriyi daha önce yapmıştım yapmim en iyisi…
Ne diyordum;
Hani ben size gülümseyince sizden hoşlandığımı falan zannediyorsunuz ya… İşte o an hakkınızda düşündüklerimi bilmek bile istemezsiniz…
O değil de;
Araçlara binerken sıraya girin yaa… valla… Güldüğüme bakmayın, acayip kızıyorum… Hani bunu hepiniz yapıyorsunuz ya… işte o an daha çok kızıyorum!
O değil de;
‘Yakın mesafede inecekler insin’
Şoför bu mısralarında ne anlatmak istiyor? Uyar mı bilmiyorum da bu güzide şoförümüze benim canım ‘Sen bu kafayla askerde çok dayak yersin’ demek istedi… Uysa da uymasa da…
O değil de;
İstanbul İstanbul olalı.. hiç görmedi böyle keder…
O değil de;
İyi bayramlar… kendinize cici bakın…
O değil de;
Ben çok üzgünüm yaa… Cem Adrian bir barda sahne almış haberim olmadı. Sonradan Mert söyledi… Görüntülerini izledim de… Yok böle bi güzellik…
Hoşçakal diye bir şarkısı var. Murat Yılmazyıldırım’la birlikte söylüyor. Şarkıyı başa sar sar dinle..
İkisini de acil olarak koruma altına almak lazım. İkisinin sesi de müthiş müthiş. Ömrümde duyduğum en harika seslerden…
Düşünüyorum da keşke herkes hak ettiği yerde olabilseydi…
O değil de;
‘Ben çok üzgünüm ya’ diyerek karşılıksız aşktan kendini telef edenlere ne demeli? ‘Allah kurtarsın’ diyebiliriz gibime geldi… Ya da ‘düşman başına’ da diyebiliriz.
O değil de;
Bir tarihte ‘Ben iki kişilik seviyorum’ diyen birini tanımıştım. Yine karşılıksız bir sevgi karşılıksız bir aşktı.
O değil de;
Bu aşkın yaşla başla ilgisi yok demek ki… Kime çarparsa aptallaştırıyor saçmalattırıyor. Mantık çöpe atılıp üzülmek için gönüllü elçiye dönüşülüyor. Cıx cıx cıx… Hiç akıllı işi değil hiç…
Yine de büyük konuşmamak lazım…
O değil de;
‘Bilmeyen ama bildiğini zanneden aptalın tekidir; uzak durun ondan.
Bilmeyen ama bilmediğini bilen cahildir; eğitin onu.
Bilen ve bildiğini bilen Peygamberdir; izleyin onu.’
O değil de;
İyi bayramlar…
O değil de;
Boğaz Köprüsünden geçerken neler hissediyorsunuz, neler düşünüyorsunuz bilmeyi isterdim. Kafanızda 40 tilki dolaşırken denizin hepsini yutsanız yine de İstanbul’a doymayacak gibi hissettiniz mi hiç…
Ya da bütün tilkileri denizde boğsanız…
O değil de;
Şehirler içinde yaşayanlara benzer mi? Yoksa zamanla insanlar mı şehirlere benzemeye başlar?
Ben İstanbul’um… hem de iliklerime kadar… İstanbul’a benzemedim, İstanbul oldum…
O değil de;
‘Zoru severim’ olayı kişinin kendini cezalandırması sendromu mu? Bi çeşit mazoşistlik?
O değil de;
Neden hep kaçan kovalanır?
O değil de;
Bir şiir yazsam diyorum… İçinde; kavun, peynir, balık, roka… Çigan müziği olsun…
O değil de;
İyi bayramlar…
O değil de;
Sohbet arası öyle sözler duyuyorum ki… ‘O değil de; herşeyi bir kenara bırakıp gitmek ağır geliyor bu ayyaş yüreğime.. Rakıyla unutmak için seni, ‘o değil de’ diyip içmek bana acı veriyor..’
))))) Hadi size kolay gelsin…
O değil de;
Bu paragrafın mimarı Sayın yazarım Yusuf Sezgin Aybey
O değil de;
Şiir; Sayın yazarım Kurtuluş Yalçın… Beste; Çağlar Kaymak
yalın ayak gibiyim ateşte
kutupsuz kaldı rüzgarlarım
ben sensiz her nefeste
ne güldüğümü
ne
öldüğümü hatırlarım
farkında değilim sönmüş yıldızlarım
gün gelir beni mum aleviyle arayacaksın…
O değil de;
Bir cümleye tanıklık ettim… Aklıma yazdım, buraya da yazmak istedim… Belgelensin diye…
‘İnsan ilişkilerinde vazgeçmeyi de gidenin önünden çekilmeyi de bileceksin’…
O değil de;
Bugün kardeşimle gelirken eski bir şarkı dinledim. Ajda Pekkan söylüyordu. Hala dilimde o şarkı… Ajda Pekkan gerçekten star…
Eylen güzelim gününü gün et/ben vazgeçmişken eylen/karaları ben bağlarım/sende vakit çok erken…
O değil de;
Bazen susarsınız
)))) susayınca su iç…Tamam tamam iğrençleşmicem…
Demem o ki; bazen bişeyleri içinizde biriktirirsiniz hatta kendinizden bile saklarsınız… An gelir, o sakladıklarınız biriktirdikleriniz öyle birden ortaya çıkıverir… Hiç nedensiz… Üzülürsünüz…
O değil de;
İyi bayramlar….
O değil de;
Burcu, sana da iyi bayramlar…
O değil de;
El emeği göz nuru yaptığım çikolatalı pudingim annemin pudingi kadar olmasa da fena da olmamış.. Ellerime sağlık… Hadi durma kutla bu zafer senin… Yüreğine sağlık…Yalan dünyada tek safirin…
O değil de;
Trende hiç tanımadığınız biri yanınıza gelerek selam verip ‘Beni hatırladınız mı?’ diye sorduğunda ‘Hayır özür dilerim hatırlayamadım’ diye cevap verdiğinizde o kişi ‘Nasıl hatırlamazsınız! Önceki gün trende size yer vermiştim’ derse hemen ona kocaman sarılıp öpün. O kişi yurdum insanıdır…
O değil de;
Levent’te yeni bir mekan keşfettim. Testa Rossa…caffebar… Üst katta otururken caddeyi Konak YKM’nin caddesine benzettim. Yazarken fark ettim de; ben o mekanı galiba en çok İzmir’e benzeyen manzarası için sevdim. Bundan böyle İzmir özlemimi orada gidereceğim. Hatta bugün İşletme Müdürü’yle de bir röportaj yaptım. Hazırladığımda yayınlayacağım.
O değil de;
Hani bazen… Hani yıldızlar yanıp sönerken/Hani bir yıldız düşerde insan/Hani bir telaş duyarda birden/İşte öyle birşey
Kırılma noktasındayım… Ne diyordum? Bu şarkıyı bi dinleyin… Şarap gibi şarkı…
Demem o ki; bazen biriyle tanışırsınız…’Kader, kısmet, mukadderat, alın yazısı, burda ne yazıyosa o’ türünden… Sonra bir bakmışsınız o kişi siz farkında olmadan hayatınızda birçok şeyi değiştirmiş… Yine hepsi; kader, kısmet, mukadderat, alın yazısı…
O değil de;
Babam hep ‘İnsanlara hak ettiği kadar değer ver. Ne fazla ne eksik!’ der. Benim babam herşeyi biliyor…
O değil de;
Markette annesi yanındaki ufaklığa soruyor…
‘Ne istiyorsun sana ne alayım?’
‘ANNE GEZELİMMMM’
İyi bayramlar…
O değil de;
Savaşa gider gibi metrobüse bindim ve nasıl başardıysam oturabildim. Yanımdaki kadın telefonda Süleyman’la konuşuyor. ‘Burda metrobüs diye bişey var Süleyman… koşarak biniyosun’
Eee n’aparsın… hayat kısa… hızlı yaşamak lazım…
O değil de;
Flekssit’in Prenses Burcu’su… ‘Masaüstü çok kalabalık aradığımı bulamıyorum’ dediğimde bi koşu gelip masanı toplaman büyük incelikti. Canımsın
O değil de;
Hiç tanımadığınız bir kenti kokladınız mı nefes nefes… Bir taraftan sizi kendi eksenine çekiyor diğer taraftan bilinmezliğin gizemiyle ürkütüyor, yalnızlık türküleriyle de sizi sarıyor..:)))))))))) Fena… fena… Bu paragrafla siz uğraşın artık…
O değil de;
pencereden bakmıyor/yollara çıkmıyorsun/seni görmem imkansız/imkansız imkansız/rüyalarım olmasa
Olsa da dinlesek…
O değil de;
Çok sıcak var çok…
O değil de;
İyi bayramlar…
O değil de;
Birkaç gün öncesinde İETT’nin ‘Aylık Akbil’ isimli hizmetinden bahsetmiştim. Hizmet kabusa dönüştü.
10.06 2010 tarihinde Metrobüs gişesinde 110 TL. karşılığında fişte ‘Aylık Akbil’ ibaresi bulunmak suretiyle dolum yaptırdım.
Dün akşam saat 20.30’da Kartal/Beyaz Köşk durağından Harem istikametine giden 16/A, 92/771 nolu otobüse binerek aylık akbilimi kullandım. Mert de yanımdaydı ve ona da akbil kullanmak istedim.
Aynı araca ardışık olarak 2. kez basıldığında normal bakiyeye geçiş yaptığı ve normal bakiyenin de yetersiz olması sonucu akbilden geçiş yapılamadı. Mert de kendi akbiliyle geçiş yaptı.
Bunun üzerine şimdilik sicil numarası bende saklı olan şoför, anahtarlığıma bağlı olan aylık akbilimi elimden çekip aldı ve akbilimi çıkararak anahtarlarımı geri verdi. Ben ne yaptığını anlamaya çalışırken ‘Bunu nerden aldınız, nerde doldurdunuz, pasonuz nerde?’ diye peşpeşe suç işlemiş birini yakalamışcasına sorguya çekmeye başladı.
Zincirlikuyu’dan aldığımı ve fişin de yanımda olduğunu söyleyerek çantamdan fişi çıkarıp kendisine ibraz ettim. Kabul etmedi ve akbilimi geri vermeyi reddetti. Alaylı, ciddiyetsiz ve saygısızca bir tavır takınarak el kol hareketleriyle ilerlememizi söyledi.
Kaldı ki; haklı bile olsa elimden akbili çekip alamaz. Öyle bir hakkı öyle bir yetkisi yok. Rica eder… akbilimi gerekirse ona ben teslim ederim. O elimden çekip alamaz! Bu cesareti nereden buldu akıllara zarar..
Olsa olsa aptal cesareti!
Kendisine akbilimi mahalle bakkalında doldurmadığımı Akbil Gişesinde doldurduğumu söyledim. Fişi de gördüğü halde akbilimi geri vermedi. ‘Git paranı Kadıköy gişesinden geri al’ dedi.
Üzerimde akbil dışında para olmayabilirdi!
Akşamın bilmem kaçında bir aylık yol paramı şehir eşkiyası gibi gaspetmek nasıl bir fantazidir bunun hesabını yargı önünde verecek.
Bir geyik vardır dillere sakız… ‘Burası dağ başı mı!’ deriz…
Evet, İstanbul dağ başı… üstelik dağ başını duman almış…
O değil de ;
110 TL. lık Aylık Akbil’in akıbeti ne mi oldu?
Bilinmiyor araştırılıyor. Kendisinden hala haber alınamadı… Gören bilenlerin insaniyet namına…
Şoför dışında İETT ile ilgili şikayetim; Konuyla ilgili şikayet dilekçeme verilen cevaptan sonra şekillenecek.
O değil de;
İyi bayramlar…
0 değil de;
Herkes sevebildiği kadar yaşar ve sevildiği kadar anılırmış. Ne mutlu sevenlere ve sevilenlere…
O değil de;
Hergün giderken yolda bi kız çocuğu ayakkabısı görüyorum. Sanırım ayağından düşürmüş. Parlak.. lame, bağcıklı ve fiyongu olan bi ayakkabı. Onu öylece yerde görünce çok üzülüyorum. İçimi tarifsiz bi sıkıntı kaplıyor. Şimdi düşündüm de; ayakkabı yarın sabah yine aynı yerde olursa alıp eve getireceğim. Biyere asarım artık… sonra da hiç atmam.. öylece kalır…
O değil de;
Neden kendimizi kendimizden çıkartınca sıfır kalmıyor? Bu matematik bizi niye kandırıyor hocam!
O değil de;
Böyle müthiş bişeyi yazmazsam olmaz. Eski ama eskimeyen bi şarkı. Şarkının mimarını kutluyorum.
Ben bir zaman kaybıyım, beni boşver hocam!
Düşlerimden geçenleri kitaplarda bulamıcam
Hangi deniz nereye dökülüyor bana ne
Ben içimde boğulurken
Hala aşkın olduğu yer varsa söyle; dokunulmazsam ölücem
Kendimi kendimden çıkartsam sıfır kalmaz
Bu matematik bizi kandırıyor hocam
Elde var sorular… gözyaşları… boş umutlar
Hesaplar tutmaz
Tutmaz hocam!
Şu hayat bilgisi ne ağır dersmiş hocam
Düşündüm, kararlıyım;
Ben adam olamıcam!
Madem her şey basit bi formül
Mutluluğu söylesin bakalım neymiş kimya!
Benim kimyam feci halde bozuldu;
Anlamsız geliyor bana dünya
O değil de;
Bazen neden mesafeler büyür büyür de araya uçurumlar girer ya da bazen neden mesafeler daralır?
O değil de;
Lavaş arası kaşar peynir vs koyup kapatıp yağsız tavada sadece üzerine yağ sürerek ısıttınız mı hiç? Yanında Çamlıca gazozu. Tamam tamam gazozda ısrarcı değilim. Su da içebilirsiniz. (Sek)
O değil de;
Afiyet olsun.
O değil de;
İyi bayramlar…
O değil de;
Ekmeği tuza banıp banıp yer gibi…
O değil de;
İstanbul’da Aylık Akbil diye bir olay var. 110 TL karşılığında bir ayda tüketmek kaydıyla 200 geçiş hakkına sahip oluyorsunuz.
)))) Siz mi biz mi?
Şekilde görüldüğü üzere ömrü yollarda geçenler için düşünülmüş bir sistem… Yoksa bir ayda bi insan evladı 200 kere nereye gider ki…
O değil de;
İzmir’de Kent Kart’ı basmak yerine şoförün gözüne uzatan bir kadın… Şoför ne yaptı dersiniz! Biiipp…
O değil de;
Kulağına kabloları sokup dünyayla bağlantıyı böylesine kesen tek milletizdir. Kalabalık şehirlerde yalnız yaşanan hayatlar. Kimsenin kimseye tahammülü yok. İğne atsanız yere düşmez bir kalabalıkta tek başına yaşayan insanlar…
O değil de;
‘Yalnızlık bir tercihtir’ geyiğinin aslı var mıdır? Kalan yalnız kalırsa giden insafsız mıdır? Bazen yalnızlık gerçekten tercih olabiliyor. O hale getirenler utansın!
O değil de;
Hotmail ‘Tek kullanımlık kodla oturum açın’ diyor. Amaç ne?
O değil de;
Havlu kenarlarını işliyorlar. Kenarsız havlu kullanmak saygısızlıkmış gibi. Ya da havlu banyodan kaçıp gidecekmiş gibi…
O değil de;
Soru: Hayırlı günler… Artış var mı?
Cevap: Artiz mi? Ne artizi? Artiz ne arar la bazarda? Ben öyle birşey görmedim.. ben 55 yaşındayım… Bize araba alışverişi için geliyo buraya… Artiz olarak bize gelmez o işte.’
O değil de;
İyi bayramlar…