Sonra Ne Mi Oldu(3)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Şub 25, 2010 Kategori Gezi - Tatil, Gündelik Yaşam, İstanbul

http://www.esmakahraman.com/sonra-ne-mi-oldu-2/

İlk duraktan binmeme rağmen otobüs full doluydu. Cam kenarına oturabilmenin haklı gururunu yaşarken yanıma 25-30 yaşlarında bir adam oturdu. Oturduğu an uyumaya başladı.

Arka tarafta yüzünü görmediğim bir kız Kadıköy’den Kartal’a kadar telefon görüşmesi yaptı. Ablasıyla tartıştı, yemeği nöbetleşe yapıyorlarmış. Yemek sırası bu kızda olduğu halde yemeği ablası yapmış. Ablası ‘Neden hala sokaktasın’ diye kavga ediyor.

Kızımız kendini savunuyor;

- Abbblaaaa sennn yollllarr nassıl kalabalııkkk biliyomusoonn, zaten senin yaptığın yemekler bi  b… benzemiyoo

Erkek arkadaşıyla da konuştu. İşte onu ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bütün otobüs onları dinledik. Bir ara sevgilisine bedava konuşma hakkından bahsetti. Kontör derdi yoktu. O an anladım ki yolumuz uzun.

Tam arkamı dönüp ‘Ama güzelim acı bize, ne kötülüğümüzü gördün de bize bu ızdırabı yaşatıyorsun’ diyecektim ki, yanımdaki arkadaş omzumu yastık zannetti. Hemen iterek uyandırıp ’Evinize gidene kadar uyumayın isterseniz’ dedim. Özür diledi. Kartal’a gelene kadar kaç kez dürtüp uyandırdım, o benden kaç kez özür diledi hiç hatırlamıyorum.

Ön sırada baba-oğul oturuyor. Kadınlardan bahsediyorlar. Oğul, ‘Baba X kadın gelmiyor mu geziye?’ diye soruyor.

Baba; ‘Kahpe çok gelmek istiyor da götürmeyeceğim onu’ diyor.

O sırada babanın telefonu çaldı;

- Aradığına ne kadar memnun oldum sultanım. Bizde şimdi tam oğlanla senden bahsediyorduk. Sensiz gezi olur mu hiç. Sen bizim baş tacımızsın…

Çarprazımda küçük bir kızla annesi oturuyor. Yüzlerini görmesem de yapılan itiş kakıştan anladığım kadarıyla küçük kız yakasına takılan nazar boncuğunu çıkartmış, annesi de elinden almaya uğraşıyor. Başaramıyor. Ne kadar cebelleştiyse artık en sonunda kıza ‘O iğne inşallah batar biyerine de görürsün gününü’ diye kükredi. Çocuğu çimdirdi mi ne yaptıysa kız bi an viyakladı ve sustu.

Otobüs öyle bir hale geldi ki iğne atsanız düşmez. Sesler birbirine karıştı duyulan tek ses uğultu. Yollarda duraklarda evine gitmeye çalışan insanlar. Kimisi koşturuyor kimisi de ‘Eve gitmesem de olur’ der gibi.

Yokluğumda İstanbul’un çehresi değişmiş adeta. İnsanların yüzüne bir umursamazlık gelmiş. İzmir’de bu yüzü hergün görüyordum.

Otobüsün o kalabalığında en dikkat çeken şeylerden biri de yolculuk süresince bişeyler atıştırmaya çalışan insanlar. Bu genelde çikolata büsküvi ve simit tarzında. Onlara hak verdim. Bu yaşananlar hergün hergün çekilir çile değil. Günlük yaşamım birer parçası haline getirip hiç istiflerini bozmuyorlar. Takdir ettim.

Kendimi de takdir ettim, güzel bir güne imza atıp otobüsten inmeyi başardığım için…

Yolumun üzerindeki markete uğradım. Çerez vs. aldım. Kasaya geldim ve işte gördüğüm manzara…

BİTTİ.

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Sonra Ne Mi Oldu (2)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Şub 25, 2010 Kategori Gezi - Tatil, Gündelik Yaşam, İstanbul

http://www.esmakahraman.com/sonra-ne-mi-oldu/

Zahmetli bir yolculuk sonunda artık KemalCan’ın yanındaydım. Bu arada; Kemal Göksu Alternatif Süreç Gazetesi Yayın Yönetmenim ve sevdiğim bir dost. Aynı zamanda dişçi.

Yayınlanan son sayı hakkında konuştuk. Uzun süredir görüşmemiştik. Sohbet muhabbet derken misafirleri geldi.

Misafirlerinin içinde Özel Lider Şişli İlköğretim Okulu 3. Sınıf öğrencileri Deniz Özdemirler, Onur Tutuş ve Begüm Can’da vardı.

Proje Ödevi için orada bulunuyorlardı. Konuları ‘Gazetecilerle Röportaj’ dı.

Çocuklar soruları önceden hazırlamış gelmişlerdi. Keyifli bir röportaj oldu. Kemalcan’ı bayağı bir terlettiler. ‘Küçükken yaptığınız bir yaramazlık’ sorusuna Kemalcan cevap vermek istemezken ben hemen devreye girip ‘Komşunun bahçesinden erik çalardı’ dedim ve KemalCan’ın hırsızlığı da böylece kayıtlara geçmiş oldu.

Soru-Cevap bir tarafa çocukların halleri görülmeye değerdi. Hep söylerim onlar dünyanın en güzel varlıkları.

Deniz Özdemirli; Orada bulunduğu süre içinde birlikte geldiği büyüklerinden ikaz alsa da keyifle sakızını çiğnedi. Koltuğa yanıma uzanıp cevapları yazdı. Soru sormak cevap yazmak pek ona göre birşey değildi sanki. O daha çok etrafla ilgiliydi. Güler yüzlüydü. Şirine bir ifadesi vardı. Onun ilgisini daha çok dişçi koltuğu çekmişti. Belki büyüyünce o da dişçi olur.

Onur Tutuş; Orada bulunmaktan hoşnutsuz görünüyordu. Dişçi korkusu olabilir. Cevapları o da yazdı. ‘Bitse de gitsek’ bir ifadesi vardı. Neyse ki KemalCan’ın kedisi Hasan oradaydı da biraz onunla ilgilendi ve rahatladı.

Begüm Can; Büyüyünce ne olur bilemem ama ne olursa olsun işinde çok başarılı olacağı kesin. Konuya ilgili, pratik, öğrenme isteği olan, gözlerinin içi parlayan şeker mi şeker bir prenses. Fotoğraf çekiminde verdiği pozlarsa ‘aman aman’ diyeyim ben size.

Meşakkatli bir süreçten sonra röportaj bitti ve Asistan Songül ablaları çocuklara hikaye kitapları, boyama kitapları verdi. Çok mutlu oldular.

Çocuklarla fotoğraf çektirdik. Giderken öpüştük el salladık ve gittiler. Sıradışı ve keyifli bir gündü.

Bir süre daha oturdum. KemalCan için yoğun bir gündü. Misafirler gelmeye devam ediyordu. ‘Haydi Esma vakit tamam, akşam diyordun, şimdi oldu akşam’ diyerek gazetelerimi alıp vedalaşarak oradan ayrıldım.

Deniz, martılar beni bekliyordu. Pastaneden simit aldım. Otobüse binerek Karaköy’e geldim

Mis gibi bir hava, deniz, martılar. Simitim de var. Hemen davranıp vapurda yerimi aldım. Vapur hareket ettikten sonra çantamdan simiti çıkarıp martılarlı besledim. Birlikte Kadıköye kadar geldik. ‘Özletme yine gel’ dediler ve geldikleri yöne geri gittiler.

Yeni bir otobüs macerasına atılmak üzere 16B kuyruğunda yerimi aldım.

Macera oracıkta başladı hemen. 1,5-2 yaşında bir minik bir adam, yanındaki anneanne-babaanne olduğunu düşündüğüm kadını soru yağmuruna tuttu;

- O kocaman vapurdan neden indik?

- Çünkü başkaları binecek.

- Neden başkaları bincek?

- Çünkü eve gidecekler.

- Neden eve gitcekler?

- Çünkü akşam oldu.

- Neden akşam oldu?

- Çünkü hava karardı.

- Neden hava karardı?

- Çünkü gündüz aydınlık olur akşam karanlık olur.

- Havayı kim kararttıııı?

… sessizlik…

Devam edecek…

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Sonra Ne Mi Oldu (1)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Şub 25, 2010 Kategori Gezi - Tatil, Gündelik Yaşam, İstanbul

Cevizli Durağı’ndan 500 ES’e bindim. Köhne bir otobüstü ve çok kalabalıktı. Ege Üniversitesi’nin 525’inden nam-ı diğer Canlı Cenaze’sinden farksızdı.

Bir hamle yaparak arka kapıya doğru ilerledim. Kadıköy’e kadar ayakta geldim. İki kişilik yer boşaldı ve oturdum. O an camdan dışarı ağzımı açıyor olmalıyım ki yanıma oturanı görmedim. Ama kokusunu hissettim. Başımı çevirdim, yanıma bir kadın oturmuş.

Aman Allah’ım; bir insan evladı öyle kötü kokabilir mi! Olmaz olsun öyle kadın. Kokarca bile öyle kötü kokmuyordur. Ben hayatımda böyle bir koku duymadım. Bir anda bütün otobüsü sardı.

Yolculuğuma ayakta devam etmeye karar verdim, heyhat gelin görün ki ayakta durmaya bile yer yoktu. Otobüsten inip yolculuğuma yürüyerek devam etmeyi bile düşündüm. Baktım yapacak birşey yok, çaresiz kaderime boyun eğdim.

Şişli’ye kadar yolculuk resmen ızdıraba dönüştü. Midem bulandı başıma ağrılar girdi. Otobüsten indiğimde toprağı, pardon kaldırımı öpesim geldi!

Silver’ın dediği gibi; o kadın benim arkadaşım olmasın, benimle ince belli bardakta çay içmesin…

Şişli’den metroya bindim bir durak sonra indim. Dolapdere çıkışından çıkıp Feriköy istikametine gitmem gerekiyordu ama beynim sulanmıştı. Hemen önümde sırtında okul çantası olan bir genç vardı. Nasıl gidebileceğimi sorduğumda ‘Abla bende o tarafa gidiyorum’ deyince birlikte yol aldık. Öğrenciymiş evi o taraftaymış. Temiz yüzlü tatlı bi gençti. Adını söylemişti ama unuttum… Çok özür :(

Bir süre birlikte yürüdük ve onu uğurlayarak yoluma devam ettim. Koku hala burnumdaydı ve başım hala ağrıyordu. Nihayet gideceğim yere ulaştım.

Sonra ne mi oldu? Neler olmadı ki…

Devam edecek…

İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 yorumlar

Deniz Otobüsü (Son)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cuma Oca 1, 2010 Kategori Gezi - Tatil

yalovaDeniz otobüsünün hareket saati 08.30 olmasına rağmen saati 007 ye kurdum ama ablam 06.45 te telefon etti. “Ben evden çıkıyorum sende çık” dedi. “Olmaz, benim daha yataktan kalkmama 15 dk var… kapat 15 dk sonra ara” dedim.

“Hadi kızım ya cıvıma kalk. Bak beni oralarda bekletirsen seni gebertirim” dedi. Sanki erken gidip deniz otobüsünü arkasından iteceğiz… Baktım ses tonunda ve volümde bir sertlik var, “Başüstüne bayan Cunbul” dedim ve fırladım yataktan.

Hazırlanıp evden çıktım ve pastaneden simit aldım sıcacık çıtır çıtır. Tıpkı İzmir’de körfez güzeliyle yaptığımız gibi martılara simit atacaktım. Heyhat gelin görün ki deniz otobüsünde o fantaziye yer yok. Mecburen dört ayaklıların çitten baktığı gibi camdan bakmakla yetindik.

Bu da yetmezmiş gibi nasıl becerdiysek güneşin en can alıcı tarafına oturmuşuz. Kadının biri de sürekli anons yapıp emirler yağdırıyor

- Yerinizden kalkmayın

- Sigara içmeyin

- Cep telefonunuzu kapatın

Bir taraftan hapissiniz bir taraftan deniz otobüsü deli gibi hızlı gidiyor ve dalga anında farklı atraksiyonlar yapıyor… Zaten martılara da simit atamadım çok canım sıkıldı. Plastik bardakta çay içmek gibi de yine hiç mi hiç sevmediğim de bir iş yaptım.

Yol boyunca “keşke yapmasaydık” dedim ama nafile… Güneş tepemde kan beynime sıçradı. Koskoca deniz otobüsünün en güneş gelen yerine de oturduk ya Allah’ta bizi kahretmesin diye huysuzlandım. Ablam gülmekten konuşamıyor..

Ağzından çıkan tek cümle “bi sus bi sus artık”

Nihayet kara göründü. Gidip toprağa kapanıp öpesim geldi. Baktım bir kalabalık var. Birden aklıma Sayın yazarım Mamut’un “1 Temmuz Kabotaj Bayramı ve babamın ölümü” başlıklı yazısı geldi… Töreni farklı bir gözle izledim… Hüzünlendim…

Biraz sonra İhya abla ve Muzo geldi. Onların malikanesine gittik. Deniz ayaklarının altında ama hemen önlerinde kaçak bir bina var. O güzelliğe biraz gölge düşürmüş. Yine de manzara muhteşem.

Öğleden sonra oldu gezmelere doyamayan ben tutturdum “buraya kadar gelmişken Leyla’ya uğramadan gitmem” diye. Zaten mesafe de yarım saat kadarmış. İhya ablalar da tutturuyor bu gece kalın diye. Sanki Ankara’dan geldik…

Israrlarıma dayanamadılar. Ne de olsa misafiriz. İzmir’den yeni geldik ya… Hep birlikte Leyla’ya gittik. Leyla benim kuzenim ve Mert’in ikinci teyzesi sayılır. Üzerinde çok emeği var. Benim için çok özel bir insan…

5 yıldır görüşmemiştik beni görünce ağlamaya başladı ama ben ağlamadım. Ağlamam geldiği halde işi gırgıra vurdum “Ne o güzelim yaa, gidiyorum ağlıyosunuz geliyorum ağlıyosunuz… atıcam artık kendimi denizlere” diye.

Hep birlikte güzel bir gün geçirdik. Anılar güne damgasını vurdu.

Akşam olduğunda yine deniz otobüsüne bindik ve yine yaptık işte… Yine güneş gelen tarafa oturmuşuz.

Niye deniz otobüsüyle gittik onu da anlamadım. Vapurla gitseydik istediğimiz yerden kalkıp istediğimiz yere oturacaktık… Martılara simit de atacaktım ne güzel…

Bir daha ki sefere inşallah… Yok yok ben iyi ki geldim İstanbul’a… Daha gezilecek görülecek öyle çok yer var ki…

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Deniz Otobüsü (1)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cuma Oca 1, 2010 Kategori Gezi - Tatil

deniz otobüsüBirkaç gün önce babamlara gittim. Babam aynı rahatsızlıktan daha önceden ameliyat olan eş dost tarafından kandırıldığını düşünüyor.

“Geçer geçer yakında top oynarsın demişlerdi ama geçmedi hala çok ağrıyor” diyor. Doktoru dizine buz koymasını da yasakladı çaresiz ağrı kesicilerle durmaya çalışıyor.

Ameliyatın üzerinden bir ay geçmesine rağmen bacağındaki morluklar geçmedi… Genel durumu iyi sadece biraz zamana ihtiyacı var.

Akşama doğru babamlardan ayrıldım ama canım eve gitmek istemedi. Geçerken birkaç sokak aşağıda oturan ablama uğradık. :) Gündüz babamlarda zaten birlikteydik. Bizi görünce şaşırdılar…

İyi ki gittik, yeğenlerle birlikte çok keyifli bir akşam geçirdim…

Yeğenim Ahmet bu günlerde fotoğraf çekme merakına tutuldu. Elinde bir makina :) )) aynı İzmir’liler gibi… ne görse çekiyor.

“Gel teyze gel sana çok güzel fotoğraflar göstereceğim” dedi ve bilgisayarından savaş fotoğrafları çöl fotoğrafları açlık fotoğrafları göstermeye başladı.

- Kim çekmiş bunları?

- Çok önemli bir fotoğrafçı.. Adam 80 yaşında

- Ne diye gitmiş ki oralara, hasta olcak oralarda

- Öyle deme teyze adam usta

- Adı ne demiştin?

- Ara Güler

- Ben anlamam teyzem, sen benim ilk göz ağrımsın. Yok öyle elinde makina diyar diyar falan gezmek. İlle de fotoğraf çekmek istiyorsan çek işte börtü böceği. Kıyamam sana öyle çöllerde savaşın ortasında…

- Teyze alemsin yaa… hahahaha

Tam o arada kapı çaldı… gelen karşı komşuları aynı zamanda çok sevdikleri dostları. Sohbet muhabbet derken söz döndü dolaştı “bize niye gelmedin” lere başladı… Artık buradayız geliriz, no panik!

O telaşın kalabalığın içinde ablamla ertesi gün için sözleştik, birlikte İhya ablaya gideceğiz Yalova’ya. Hemen internetten baktık Kartal’dan sabah 8.30 da deniz otobüsü var. Bizim için en uygun olanın o olduğuna karar verdik.

Kalkma vakti de gelmişti artık. “Yedik içtik karpuz da kestiğimize göre bize müsaade” dedik ve Ahmet bizi eve bıraktı… Bu defada biz onu bırakmadık. Bol kahkahalı bir saat geçirdik sonrasında uğurladık ve gitti…

Yarını da yarın yazarım artık…

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

İstanbul Bana Dar

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cuma Oca 1, 2010 Kategori Gezi - Tatil

saSayın yazarım Ahmet Balcı abim“bırak şiirleri mizah yaz” dedi. O öyle söyleyince şöyle bir kendimi dinledim de, evet yaa ben bayağı bi duygusala bağlamışım…

Okullar tatil oldu ama ben yine de şiirlere biraz ara verip bir teneffüse çıkayım… Teneffüs dedim de sınıfta çocuklar oksijensiz kalıyor, birkaç dakika oksijen alsınlar diye mi teneffüsün adı “teneffüs” acaba? Dahice bir fikir. Kim icad etti ki?

İstanbuuul bana daarrr… Güzel şarkı. Kim söylüyor hatırlamıyorum ama Murat Boz olabilir… belki de uyduruyorumdur. İzmir’de çay bahçesinde karşılaşmıştık onunla. Televizyonda adam resmen devleşiyor ama yakından görünce çok tatlı şirin bir genç…

Dağılıyorum toplayın beni… Ne diyordum?.. Bütün sülale İstanbul’da olunca her an bir sürpriz olabilir… Ablam telefon etti, babam talimat vermiş… Sapanca tarafına gidilip alabalık yenecekmiş. Katılmayan sınıfta kalacakmış… Keyif olur dedik ve bu güzel organizasyona icabet ettik. Niye böyle icaplı micaplı konuşuyosun diye de sormayın… Ne bilim ben!..

Önce bir tesis gezildi görüldü babam bana baktı ve “diğer tarafa gidelim çocuklar rahat oynasın” dedi…

İtirazsız kabul edildi ve diğer tarafa gidildi. Diğer taraf Cansu alabalık tesisleri. Bu Cansu başka Cansu… deresi de var ama bu dere başka dere.

Görevliye ilk sorduğum soru “arkadaşım burada kene var mı?” oldu. Hazırcevap arkadaşım da “varsa da biz uzun süredir buradayız bizi tanıyorlardır” dedi… “E bizi tanımıyorlar ya hoş geldin demeye kalkarlarsa?” diye sorduğumda da merak etmememizi oranın sürekli ilaçlandığını söyledi.

Adamlar hizmette sınır tanımıyor. Alabalık toprak kapta pişirilmiş ve üstündeki kaşar peyniri erimiş. Zahmet eylemeyelim diye de kılçıklarından arındırılmış.

Uğraşmayınca emek vermeyince on parmağımı birden kirletmeyince çatal bıçak usulü balık yemek pek keyifli gelmedi. Düşünün ki salatanın suyuna bile ekmek banamıyorsunuz.

Kavurma, toprak kapta pişirilmiş tereyağlı mantar ve yine toprak kapta pişirilmiş tereyağlı peynir balıktan daha lezzetli geldi bana.

Otantik bir şekilde yine toprak kaplarda su. Ablama “hadi otantik kadın ol, testiden su doldur da resmini çekeyim dedim “bak resmi galerilerine koyarsın gebertirim seni” dedi. Çektim ama yayına veremedim tabi…

Testilerde su bitince gidip çeşmeden buz gibi soğuk su doldurup getiriyorlar. En azından arseniksiz dedim ve kana kana içtim.

Çay deseniz sebildi… İçmedim. Ben sevmem çayı. Ayran içtim bol bol… Balığın yanında zehirlenir miyiz diye de düşündüm… Neyse… Şükür, halâ yaşıyoruz…

Yemek sonrasında annemin zuladan çıkardığı yer fıstığı ve çam fıstığı pek bi makbule geçti.

Karnımız doydu ve gözümüz etrafa bakar oldu… Aman da aman salıncaklar çeşit çeşit… Akşama kadar o salıncak senin bu salıncak benim sallandım. Kaydırağa binemedim… çocuklardan sıra gelmedi… Çoluk çocuk etrafımda çığlık çığlık… beni indiremiyorlar salıncaktan. Babam da “bırakın çocuk oynasın” diyor…

Minik Emir sık sık kafasını uzatıp kulağıma “Hala inelim artık ayıp oluyo çocuklara” dese de “onlar binince de bana ayıp oluyo” dedim ve inmedim salıncaktan.

Buradan önemli bir deneyim kazandım. Uzun süre salıncakta sallanınca mide bu işten rahatsız oluyormuş…

At vardı tur usülü biniyorlardı… Korktum binmedim… Çocuklar önce binecem diye ağlıyor binince de inecem diye ağlıyorlardı.

Balık tutuluyordu ve tutulan balık satılıyordu. Akıllı insanlar… kimse tuttuğu balığı orada bırakmak istemez… alır da, yemezse çöpe atar.

Hamak vardı babam için özel minderler getirildi. Annem de görevli modunda babamı hamakta salladı. Babam bizim keyfimizden ağrılarını biraz unuttu.

Akşam olduğunda kardeşimin evine dönülmeye ve orada çocukların havuza girilmesine karar verildi. Plansız programsız giden ben mayosuzluktan havuzun keyfini yaşayamadım. Hayran hayran izlemekle yetindim.

Bir günü böylece bitirdik. Eve döndüğümde duş alıp kendimi yatağa attım. Şakası yok sabah hocadan önce kalkıp yürüyüşe çıkmalıydım… Saat çalmadan önce uyandım ve yürüyüşe çıktım.

Kaç gündür aklımdaydı. Körfez güzelini arayıp martıların sesini dinletip “İzmir yalan, bırak gel şurda birlikte yürüyüş yapalım” diyecektim ama o saatte rahatsız etmek istemediğim için aramadım.

Yürüyüşten döndüm tam kahvaltımı bitirdim neskafemi yaptım ki telefonum çaldı arayan Körfez güzeli. Uzun uzun konuştuk hasret giderdik. Ya da en azından gidermeye çalıştık… Kışın İstanbul’a geleceğini söylüyor. Burada okul arkadaşları varmış.

“Ne o, bütün kızlar toplanıp matematik problemi mi çözeceksiniz” diye sordum. “ Yok kız ne matematiği… yoksa sen eski arkadaşlarınla buluşunca ders mi çalışıyorsun” diye sordu. “Yok ben bütün eski arkadaşları sildim, hayatımda yeni beyaz bir sayfa açtım“ dedim.

“Sen beni de silersin” diye dertlendi… Hadi hadi silmem… kış olsun da gel dedim. Ama “neden kış?” diye de sormadım. Körfez güzeli bu… Çarşamba günleri de çaydan başka bişey içmezdi. Hadi bişeyler içelim dediğimde “olmaz bugün Çarşamba” derdi…

Onu anlamaya çalışmak kadar saçma birşey olmayacağını bildiğim için hiç anlamaya çalışmadım. O diyorsa doğrudur…

Kışı bekliyorum. Arkadaş önce gönlünü hazırlasın sonra Çarşamba geçsin kış gelsin gelir umarım…

:) İyi bayramlar…

Dipnot: Şarkıyı söyleyen Murat Boz değil Selim Gülgören’miş. :) Güzel şarkı…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Vallahi Söylemem

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Ara 31, 2009 Kategori Gezi - Tatil

guneslenmekTatile gitmek herkesin hayali. Ama adı üstünde… Hayal.

 Televizyonda seyretmiştim, denizi olan biyerde öğretmenler, okulu pansiyona çevirmiş ve uygun fiyatlarla tatil yapıyorlardı.

Bilin bakalım hangi ülkede?

Vallahi söylemem… hiç boşuna uğraşmayın, hayatta bulamazsınız!

Çocuklarımızı, bu günümüzü, geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerimiz…

Nerede ne iş yaptığı belli olmayan adamlar telaffuz edemediğimiz meblağlarda paralar kazanırken, eğitimcilerimiz bir haftalık tatil yapamıyorlar ve tatillerini sınıflara konulmuş yataklarda yatarak, çamaşırlarını bahçede leğende yıkayarak …

Şaka yaptığımı zannedebilirsiniz ama keşke şaka olsaydı. Dünyanın hiçbir yerinde yaşanmayan ve yaşanmayacak acı bir gerçek bu!

İzlerken öğretmenlerden ben utandım. Siz de utanın ülkeyi bu hale getirenler, eğitime eğitimciye gereken değeri vermeyenler!..

“Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda çocukların yarısının vereceği cevap; “öğretmen olacağım”

Yok çocuğum, yok evladım… öğretmen falan olma. Gemisini yürüten kaptan zihniyetinin yaşandığı bir ülkede öğretmen olup her yeni aya borçlu girip, eşinden çocuklarından ve öğrencilerinden gizli gizli ikinci bir iş yapmak zorunda kalmak istemiyorsan öğretmen olma!

Hatta birara ikinci iş yaptığı tespit edilen öğretmenin, memurun görevine son veriliyordu. Hem çocuğunu emanet ettiğin öğretmene, seni temsil eden memuruna yeteri kadar maaş verme onu ikinci bir iş yapmaya mahkum et, hem de ikinci işi yapıyor diye görevinden al…

Şaka gibi… Bilmiyorum o komik kanunlar hala devam ediyor mu…

… Hadi şimdi eğlenebiliyorsan eğlen tatile gidebiliyorsan git! Yalan oldu bizim nurtopu gibi tatil!

İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Ay Gene Mi

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Ara 31, 2009 Kategori Gezi - Tatil

otobüsŞehirler arası otobüs yolculukları zordur bir o kadar da hüzünlü. Bunun nedeni sanırım şehirler arası olması.

Hep birilerinden ayrı düşersiniz bir şeyleri geride bırakırsınız. Yaşanmışlıkları yaşanmamışlıkları sevdiklerinizi sevemediklerinizi. Bazen düşlerinizi.

Aynı zamanda yollar sizi çok özlediğiniz ve sizi çok özleyen sevdiklerinize kavuşturur. Ait olduğunuz yere.

Otobüse binildiğinde host arkadaş hemen başlar ikrama. Kek otobüslerin vazgeçilmezidir. Sıcak drink ve soğuk drink. Dondurma bile yemiştim.

Bir keresinde Mert, ben ve İhya ablam İzmir’den İstanbul’a birlikte dönüyoruz. İlk ikram kek ve içecek ikramıydı. Ben kek yemedim sevmem keki. Zuladan çıkardığım çikolatayla neskafemi içtim. İhya ablam neskafenin yanında kek yedi. Mert ikisinden de almadı.

Aradan bir süre geçti aynı ikram tekrarlandı. Ablamız alışık değil toplu taşım araçlarına ve kurallara…

İkram tepsisinde kek görünce hayret nidasıyla, “ay gene mi kek yicez, ama her zaman her zaman da kek yenmez ki canım, insan değişik bir şey ikram eder!” dedi.

O an bakışlarımı kaçırdım host arkadaşla gözgöze gelmemeye özen gösterdim…

Mert hemen devreye girip bizi göstererek, “ben bu ikisini de tanımıyorum, ömrümde hiç görmedim, akraba falan da değiliz!” dedi.

Ablamız olayı sürdürüyor;

- Mert ama haksız mıyım teyzem, az önce de kek verdiler, yine kek veriyorlar!

Mert başını çevirdi camdan dışarıya bakarak;

- Bana anlatmayın hanfendi ben sizi tanımıyorum!

Görevli çocuk daha fazla dayanamadı;

- Abla napalım istiyosun börek mi açaydık… deyince ben gülmekten dağıldım.

Ablam halâ konuşuyor;

- Ay şuna bak hem suçlu hem güçlü. Bir de zeytinyağı gibi üste çıkıyor!

Görevli genç, “tööbeee töbeeee” diyerek yanımızdan uzaklaştı…

*****

Otobüslerde bir süredir de yeni düzenlemelere gidildi. Eskiden cep telefonu kapatılırdı şimdi sesini kısmak yeterli oluyor.

Keşke yapmasalardı…

Bir başka yolculuğum sırasında hemen önümde iki kadın oturuyor. Ana/kız ya da gelin/kaynana

Asıl olay genç kadının telefon konuşmaları;

- Aşkım yemin ederim otobüsteyimmmm

- Valla aşkım neden inanmıyosun banaaaa

- Aşkım annem de yanımda ona sor isterseeennnn

- Aşkım otobüsteyim diyorummmm

- Oğlum otobüsteyiz karın da yanımda, yapma böle rezil oluyoruz herkes bizi dinliyoooo

- Oğlum bana güvenmiyo musun!

- Aşkım beni çok üzüyosuuunnnnn

- Aşkım valla otobüsteyiiiizzzz

- Aşkım annem de çok üzülüyo. Lütfen böle yapma aşkım, ben seni çok seviyorum aşkııımmmm

- Peki aşkım bi kere çaldırınca hemen açcam telefonuuuuu

Bu muhabbet belirli aralıklarla yol boyunca devam etti. Kadın ve aşkısı için düşündüklerimi burada yazmasam daha iyi…

Diyorum ki; hep kek değil de bazen de simit/krem peynir mi verseler acaba. Hem İhya Ablam da sever krem peynirli simiti.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle