Sonra Ne Mi Oldu(3)
Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Şub 25, 2010 Kategori Gezi - Tatil, Gündelik Yaşam, İstanbulhttp://www.esmakahraman.com/sonra-ne-mi-oldu-2/
İlk duraktan binmeme rağmen otobüs full doluydu. Cam kenarına oturabilmenin haklı gururunu yaşarken yanıma 25-30 yaşlarında bir adam oturdu. Oturduğu an uyumaya başladı.
Arka tarafta yüzünü görmediğim bir kız Kadıköy’den Kartal’a kadar telefon görüşmesi yaptı. Ablasıyla tartıştı, yemeği nöbetleşe yapıyorlarmış. Yemek sırası bu kızda olduğu halde yemeği ablası yapmış. Ablası ‘Neden hala sokaktasın’ diye kavga ediyor.
Kızımız kendini savunuyor;
- Abbblaaaa sennn yollllarr nassıl kalabalııkkk biliyomusoonn, zaten senin yaptığın yemekler bi b… benzemiyoo
Erkek arkadaşıyla da konuştu. İşte onu ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bütün otobüs onları dinledik. Bir ara sevgilisine bedava konuşma hakkından bahsetti. Kontör derdi yoktu. O an anladım ki yolumuz uzun.
Tam arkamı dönüp ‘Ama güzelim acı bize, ne kötülüğümüzü gördün de bize bu ızdırabı yaşatıyorsun’ diyecektim ki, yanımdaki arkadaş omzumu yastık zannetti. Hemen iterek uyandırıp ’Evinize gidene kadar uyumayın isterseniz’ dedim. Özür diledi. Kartal’a gelene kadar kaç kez dürtüp uyandırdım, o benden kaç kez özür diledi hiç hatırlamıyorum.
Ön sırada baba-oğul oturuyor. Kadınlardan bahsediyorlar. Oğul, ‘Baba X kadın gelmiyor mu geziye?’ diye soruyor.
Baba; ‘Kahpe çok gelmek istiyor da götürmeyeceğim onu’ diyor.
O sırada babanın telefonu çaldı;
- Aradığına ne kadar memnun oldum sultanım. Bizde şimdi tam oğlanla senden bahsediyorduk. Sensiz gezi olur mu hiç. Sen bizim baş tacımızsın…
Çarprazımda küçük bir kızla annesi oturuyor. Yüzlerini görmesem de yapılan itiş kakıştan anladığım kadarıyla küçük kız yakasına takılan nazar boncuğunu çıkartmış, annesi de elinden almaya uğraşıyor. Başaramıyor. Ne kadar cebelleştiyse artık en sonunda kıza ‘O iğne inşallah batar biyerine de görürsün gününü’ diye kükredi. Çocuğu çimdirdi mi ne yaptıysa kız bi an viyakladı ve sustu.
Otobüs öyle bir hale geldi ki iğne atsanız düşmez. Sesler birbirine karıştı duyulan tek ses uğultu. Yollarda duraklarda evine gitmeye çalışan insanlar. Kimisi koşturuyor kimisi de ‘Eve gitmesem de olur’ der gibi.
Yokluğumda İstanbul’un çehresi değişmiş adeta. İnsanların yüzüne bir umursamazlık gelmiş. İzmir’de bu yüzü hergün görüyordum.
Otobüsün o kalabalığında en dikkat çeken şeylerden biri de yolculuk süresince bişeyler atıştırmaya çalışan insanlar. Bu genelde çikolata büsküvi ve simit tarzında. Onlara hak verdim. Bu yaşananlar hergün hergün çekilir çile değil. Günlük yaşamım birer parçası haline getirip hiç istiflerini bozmuyorlar. Takdir ettim.
Kendimi de takdir ettim, güzel bir güne imza atıp otobüsten inmeyi başardığım için…
Yolumun üzerindeki markete uğradım. Çerez vs. aldım. Kasaya geldim ve işte gördüğüm manzara…
BİTTİ.
İyi bayramlar.



Deniz otobüsünün hareket saati 08.30 olmasına rağmen saati 007 ye kurdum ama ablam 06.45 te telefon etti. “Ben evden çıkıyorum sende çık” dedi. “Olmaz, benim daha yataktan kalkmama 15 dk var… kapat 15 dk sonra ara” dedim.
Birkaç gün önce babamlara gittim. Babam aynı rahatsızlıktan daha önceden ameliyat olan eş dost tarafından kandırıldığını düşünüyor.
Sayın yazarım Ahmet Balcı abim“bırak şiirleri mizah yaz” dedi. O öyle söyleyince şöyle bir kendimi dinledim de, evet yaa ben bayağı bi duygusala bağlamışım…
Tatile gitmek herkesin hayali. Ama adı üstünde… Hayal.
Şehirler arası otobüs yolculukları zordur bir o kadar da hüzünlü. Bunun nedeni sanırım şehirler arası olması.