kırmızı ayakkabılarımı
yastığımın altında
saklamasam da
cicilerimi sabah
erkenden kalkıp
giymesem de
elimde poşet
kapı kapı dolaşıp
şeker toplamasam da
yine de
patlayana kadar
çikolata yiyebilirim
sevinirim elbet
bugün bayram
kırmızı ayakkabılarımı
yastığımın altında
saklamasam da
cicilerimi sabah
erkenden kalkıp
giymesem de
elimde poşet
kapı kapı dolaşıp
şeker toplamasam da
yine de
patlayana kadar
çikolata yiyebilirim
sevinirim elbet
bugün bayram
Bu sabah gözümü martıların çığlığıyla açtım. Acıkmışlar mıydı acaba… Belki de onlar da baharın gelişini kutluyorlardı. Tam bunları düşünürken birden bir gürültü başladı. Ahenksiz davul resitali veriliyordu. Neyi kutluyoruz diye düşündüm bir an.
Ağzıma sakız ettiğim ‘İyi bayramlar’ lafımı ciddiye almış olabilirler miydi?
Bütün bunları gözümü açar açmaz düşünmek bünyemde tahrifat yapmış olabilir. Neyi kutluyoruz düşüncesi tamamen uykumu açtı. Kafamda tarihi sorguladım… işte o an jeton düştü.Yarın 23 Nisan’ı kutlayabilmek için bebe beşik çalışıyorlardı anlaşılan.
Yarın olacakları bugünden kestirmek hiç zor değil. Eş dost telefon edip ‘Bayramın kutlu olsun’ diyecek. Olsun valla…
Yarın bayrama gidesim var. Pamuk şeker alırım, balon alırım sonra balonları gökyüzüne bırakır süzülerek danslarını seyrederim.
Eskiden yeğen Ahmet’le bayrama giderdik. ‘Edda, bayyamın evi yeyde?’ diye sorardı.
Şimdi 30 yaşında bir prens.
Bayramları seviyorum ben ya. O coşkuyu telaşı. İnsanların gözlerindeki ışıltıyı. Hele de çocukların gözlerindeki parıltı herşeye değer.
Pollayna’nın bacısı gibi tam böyle kaptırıyorum, birden içimi bir hüzün kaplıyor.
23 Nisan, neşe doluyor insan…
İnsan neşe doluyor da ülkemizde ve hatta dünyada tüm çocuklar neşe doluyor mu?
Yarın bayramları olduğunun farkındalar mı hepsi!
Mendil satanlar, ayakkabı boyayanlar, boyundan kat kat büyük arabaların altında yağ pas içinde çalışanlar, çöpten ekmek toplayanlar, dilendirilenler, sokakta yatanlar ve niceleri…
Bir çoğunun bir oyuncağı bile olmadı belki de.. Hayalleri umutları… yaşama dair ne varsa….
3 çocukmuş… Neye 3 çocuk. Sahip çıkılamayan çocukları dünyaya getirerek hayatlarını karartmak da neyin nesi…
Öffff yine içim sıkıldı. Keşke gerçekler de bayramlar kadar güzel olsa…
İyi bayramlar…
“Sevinç günlerimizdir bayramlar… Durup dururken “bugün bayram” diye sevinemeyiz. Sevindiğimiz gün, bizim için bayramdır. Hayatımızda böyle mutlu olduğumuz, heyecan duyduğumuz, sevinçten havalara uçtuğumuz günler vardır değil mi? Aynı duyguları toplum olarak yaşayabildiğimiz günlerdir işte bayramlar… Ramazan bayramınızı bu coşkuyla yaşamanız dileğiyle kutluyor, selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.” demiş, Sayın yazarım Ahmet Yılmaz…
Sağolsun varolsun… Bir bayram ancak bu kadar güzel tanımlanabilirdi…
Peşpeşe gelen son acılardan sonra coşkuyla bayram kutlamak oldukça zor. İlginçtir her bayram öncesi derin üzüntüler yaşıyoruz. Herşeye rağmen hayat devam ediyor ve bayramlarımız da hayatın gerçeklerinden biri. Birlik beraberliğin simgesi, dargınların barıştığı coşkunun tavan yaptığı bayramlarımız…
Bayram sözkonusu olduğunda, “Eski Bayramlar” diye başlamak adettendir. Tamam tamam, adetten olmasa da nasıl “eski bayramlar” demeyeyim ki…
Her bayram Rıdvan Amca kırmızı ayakkabılarımı hazırlardı. Ailemizin ayakkabıcısı. Başka renk ayakkabı beğendiremezlerdi bana. Öyle güzellerdi ki… Evin içinde bile giymeye kıyamazdım. Bayram sabahı giymek üzere gece yatarken çizgi filmlerdeki gibi yastığımın kenarına koyar öyle uyurdum.
Bayram sabahı ailenin erkekleri bayram namazına giderdi. Annem büyük bir telaşla bizi erkenden uyandırırdı. Gören de biyere yetişeceğimizi sanır… Bayrama bir hafta kaladan başlanan bayram temizliğinde hızını alamayan annem, ”kızım yavrum evladım hadi üzmeyin beni, bugün bayram… ben odaları süpürürken kalkın da yataklarınızı kapatın” diye ültimatom verirdi.
Ayakkabılarımı giyecek olmanın verdiği hazla hemen fırlardım yataktan. Yatağımı falan da kapatmazdım. Cicilerimi giyer babamın gelmesini beklerdim. Bu arada annem evi toplar kahvaltıyı bile hazırlardı.
Babam gelirken sıcacık börekle gelirdi eve. Şimdi bile burnuma kokusu geldi…
Aklım dağınık… Bunları yazarken yine İzmir düştü aklıma. Evimiz caminin karşısındaydı. Boyozcular, baloncular, çiçekçiler… Bayram namazı çıkışı sokaklarda çiçek satıldığını ilk defa İzmir’de gördüm. Başka yerde de görmedim zaten. Oraya özgü olsa gerek… Boyoz da öyle tabii…
Bu bayramın bir de özelliği var benim için… 5 senedir ilk defa bayramı ailemle sevdiklerimle birlikte kutlayacağım. Neyse, arabeske bağlamayayım hemen…
Sevdiklerinizle sağlıklı mutlu bir bayram geçirmenizi diliyorum.
İyi bayramlar.
))) Bu gerçekti…