Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Ohannis

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

ANTİDEPRESANKonuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Ohannis… Bu söyleşiyi uzun zaman önce yaptık ama Ohannis’in sağlık sorunları nedeniyle cevaplar elime yeni ulaştı. Varsın olsun… geç olsun güç olmasın diyorum…

* Ohannis kimdir?

Ohannis her fani insan gibi, doğdu iyi veya kötü yaşadı ama yaşadı ve bir gün de gelecek, onun içinde su çatlağını bulacak, her fani insan gibi. Ben bir dünya insanıyım. İnsanları severken, onlarında beni sevmesini isterim. Bunun benim hakkım olduğunu düşünüyorum. Bir deyim vardir; ‘Sev seni seveni, yerle yeksan olsa bile, sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan olsa bile’ bu bir anonim söz. Sevgime karşılık beklerim. Kalbim kırıldığı anda arkama dönüp bakmam, kim olursa ve ne pahasına-zararıma olursa olsun. Çok romantik, çok hisli, çabuk kırılan, çabuk küsen bir yapıya sahibim? Bir sitede bir yazar arkadaşımın yazdığı doğrudur. Ohannis’in kalbi camdandır, çabuk kırılır diye. Evet gerçek payı vardır. Ne yapalım insan belirli bir yaşa gelince, değişmesi zor oluyor. Ailesini, kardeslerini, insanları seven, başkalaştırmak, ötekileştirmek istemeyen, insanları sevmek, benim sevgimi haketmiyorsa, fikir ve düşüncelerini beğenmiyorsam, saygı duyarım, ama bu onları sevmeme engel engildir. Herkes kendi dünyasında-rüyasında mutludur. Bırakalım onlar da öyle kalsınlar. İşte ben, fakir, yeşil gözlü, kendi halinde bir ben!…

* Sevsinler deme hep/sevmeye bak/gücün bu düzeni/bozmaya yetmez/birgün gelirsin ki/öyle bir yere/orada herseyin beş para etmez… dizeleri sana ne çağrıştırıyor?

Karşımda ki insani tez seviyorum, çabuk bağlanıyorum, sır veriyorum. Onlar sevmiyor, sır alıyor, kendinden bir şey vermiyor. Rahmetli Ümit Yasar Oğuzcan’a ait bu dizeler. O gün gelecek toprak olacağız ve hiç bir şeyimiz beş para etmeyecek. İnsanlık’lar da, kötülükler de bu yaşadığımız evrende kalacak. Onun için vakit geç olmadan, karşımızdakinin bizi sevmesini beklemeden tez elden sevmeye bakalım. Tüm dünya insanlarını, hiç bir ayırıma tabi tutmadan sevmeliyiz, para, mal, mülk her şey yalan.. Nedir üstün ırk dedikleri; üstün ırk var mıdır? Alt, üst diye bir sınıf var mıdır? Irk’da, üst’e, alt’a, hepsi yalan, ben bir doğruyu biliyorum oda insanlıktır, insan olmayı becerenler, insanlık onuruyla yaşamaktır. İnsanları öldür, koyun gibi boğazla, malına, kızına, ırzına göz dik, sonra da Allah de, peygamber de, cami de; o zaman senin müslümanlığın nerede kalacak. Allah adına cinayet işlenir mi? Kul kula kıyabilir mi? Ulusal gazetelerin yazdıkları ve TV’lerin gösterdikleri (sağ üst köşeden) bayrak, Atatürk resmi, Türkiye Türklerindir yazıları, insan olmamıza katkılari nelerdir. Bu değerler insan olmamıza yetiyor mu? Bir asırdır, insanlar öldürülüyor niçin; insan ve insanlıktan yoksun olduğumuz için. Bu sloganlar sadece Irk’çı akımları körükler. Bu soruyu da bir sözle bitireyim.. ‘O da yalan bu da yalan, var biraz da sen oyalan’… Ayrıca bu logoyu da doğru bulmadığımı belirteyim..

* ‘’Bul Patent’’ oyunu kuralına göre mi oynuyorsun yoksa hile yapıyor musun… Bize de öğretir misin?

Bul Patent oyunu kurallara göre oynanılır. Her oyun gibi, kuralın dışına çıktığınız zaman, karşı ekibin anında itirazı gelir, sert biçimde.. Dilim ne söyleyecek-kalemim ne yazacak bakalım. Kurallarını mümkün olduğu kadar anlatmaya-yazmaya çalışayım!.. Yazayım dedim ama bu çok uzun olacak, isterseniz bu yazımı yayına alayım, isteyen arkadaşlarımız okusun, ne dersiniz? Ayrıca hile yapılmaz, sadece göz kapatılır! O da dostluk maçı olduğu için diyelim..

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=40271

* Noël ağacının altına konmuş çeşitli renklerle süslenmis hediye paketinden ne çıksın istersin, bu hediyeyi oraya kimin koymuş olmasını istersin?

Senede bir kere noël ağacımız kurulur. 3 hafta veya bir ay öncesinden hazırlıklar baslar. Genelde her sene aynı ağacı kullanırız, 22 senede 4 veya 5 kere ağacımızı değiştirdik. Şu anda çocuklarımız büyüdüğü için, artık kendi zevklerine göre düzenliyorlar. Bana sadece Noël ağacını ve süslemeleri kav’dan çıkarmak kalıyor. Noël ağacının altında ki hediye paketlerinde, bir kardeşin aldığını, öbür kardeşine göstermemeye çalışarak, gizlice odamızda paket yaparlar yine gizlice ağacın altına koyarlar. Hediye almaya gittiklerinde ise genelde maması (annesi) ile çıkarlar, benim görmemi bile istemezler. Genelde her şeyden haberim olur. Faturayı ödeyen benim!.. Bana alınan hediyeler genellikle her sene aynıdır. Bir çift ayakkabı, kazak, tishort, çorap ve bazen de piyangoya cep telefonu çarpar!.. Ben genelde hediye almaktansa, vermeyi tercih ederim. Bir baba olarak bu benim vazifem. Evet sorduğunuz soruya yeni sira geldi galiba! Bu sene (geçen noël’de) ordinatörüme ecran plat almak istiyordum, tam alacaktım, oğlumun haberi oldu; alma dedi, ben alacağım. Onun içinde onun alıp koymasını isterim. (4 ay geçti bakalım, bekleyelim ne olacak).. Kasım da bu ay aldı…

* ’Keşke her Türk kızı sizin gibi lisan ve müzik bilse… Kimbilir belki birgün… dedi mavi gözlü adam” Kitabın ismi, yazarı ve sende bıraktığı izlenimler neler?

Evet kitabın ismi ‘Füreya’ ve sevgili Ayse Kulin’in yazdığı kitap. Cumhuriyet tarihimizin ilk kadın seramikcisi ‘Füreya’yı’, hayatını anlatan kitap. Okuduğum da çok etkilendim, çok duygulandım. İnsan hayatını konu alan kitapları daha çok seviyorum, okumaya çalışıyorum.. Sadece Füreya’yı değil, bu kitapta Osmanlı’nın son günlerine, Mustafa Kemal’in Osmanlı paşası olduğu zaman neler yapmak istediğini, neleri yaptığına da tanık olduğumuz gibi, Atatürk olduğu zamana da yayılan bir zaman dilimini gözlerimizin önüne tüm çıplaklığı ile seriyor.. Bir bibliografi kitabı olduğu kadar bana göre bir tarih kitabı da diyebiliriz.. Yukarıda ki sorunun içinde geçen sözleri ise evet Atatürk söylemiştir…

Halikarnas balıkçısının, dayısı (Cevat Şakir) nedenini bilemediğimiz ve yaşadığında da anlatmadığı gizli kalmış hikayesi. Füreya’nın ise hertürlü hastalığına ve engellere rağmen, yaşama savaşı vererek, azim ve gayretiyle var olma çabası. Yalnız Türkiye’de değil, Paris’de ve Avrupa da tanınan ünlü bir seramikçi oldu.

Kitabından alıntı, son sözle bitirelim.. ‘’Füreya Koral, yaşama 26 Ağustos 1997 yılında, Osmanoğlu Kliniğinde veda etti. Cenazesi 28 Ağustos’ta Dolmabahçe’deki Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii’inde kılınan öğle namazından sonra, Dolmabahçe rıhtımına yanaşan bir motora konarak Büyükada’ya götürüldü ve büyükbabası Şakir Paşa’nın yaptırdığı Müslüman Mezarlığı’ndaki aile kabrinde toprağa verildi. O şimdi, yaşama başladığı yerde, Büyükada’nın çamları altında, Cumhuriyet devrinin ilk kadın seramikçisi olmanın ve kendinden beklenildigi gibi, sanat dalında ülkesine çok şey vermenin gururu içinde uyuyor.’’ Sayfa 349… (Allah rahmet eylesin)..

* Sevgililer Günü sence neyin ifadesi?

Sevgililer günü, yalnız o günü de değil, her gün sevgililer günü olsun… Çiftler birbirini sevsin. Senede bir gün sevgililer günü ilan edip, sevip, hediyeler veya çiçekler verirken, ertesi günü tekme-tokat girişip, dövüyor, sövüyor, hakaretler ediyorsak o bir günün ne kıymeti kalıyor.. O gün sevgililer günü değil, kara günlerdir 364 gün!..

* Antidepresan T.A.S. için bir dörtlük yazmamı istesem?

Bir şirket kurduk, karanlıklardan çıktık
Esma Kahraman öncülüğünde,
Şirketimiz, büyüdü 1000’leri aştık
Geldik yolun sonuna; krizi teğet geçemedik..

* Çevrendeki olaylara karşı çok duyarlı ve sorumluluk sahibi olduğunu biliyorum… Gözleri görüp yürekleri engelli olan insanlara neler önerirsin?

Mümkün olduğu kadar, burada da çevremde ki olaylara yardımcı olmaya çalışıyorum. Gerek engelli olsun, olmasın; Şurası bir gerçek ki engelli insanlarımızın ilgiye, yardıma daha çok ihtiyaçları var. Bu insanlarımız onurlarıyla yaşamak, çalışmak istiyor. Gözleri görüp, yürekleri engelli (engelli demeyelim, kırık) bu insanlarımızı topluma kazandırmalıyız. Okutmalı, her iş yerinde 10/2 oranında kontenjan sağlarsak, durumlarına göre, çalışmalarını teşvik etmeliyiz. Gerek toplu halde, gerek evlerinde iş öğrenmelerine, kurslar açılmasına, devletin, hükümetin, muhalefetin ve birey olarak sorumluluklarımız var. Bu kurslar ne olabilir; Ordinatörü kullanmasını ve tamiratını öğrenmelerina imkan sağlanabilir. Oturdukları yerden ekonomiye de katkı sağlıyabilirler. Bu da engelli insanlarımızın azmi, cesareti, sevgisi ve devletimizin ve yardım kuruluşlarımızın, gerekli malzemeleri tedarik etmeleri neticesinde bu insanlarımızı topluma kazandirabilir, iş sahibi olmalarına imkan verebiliriz. Vergiden muaf tutulması gereklidir.. Ülkemizde %20 oranında engelli insanlarımız var. Gereken önlemleri alarak topluma kazandırmalıyız. Engelli insanlarımızın arabalarının park sorununu, otubüslere rahatça binip, inmelerini, büyük mağazalarda engelliler için her türlü kolaylıkların sağlanmasına o mağazaları bundan da sorumlu tutmalıyız.. Yürüyen merdivenler, tekerlekli sandalyeler, görevliler, sağlık ekibi her zaman mağazalarda, belirli yerlerde olmaları gerekir.. İşe yaradıklarının bilincinde olurlarsa onlarda mutlu olurlar, moralleri yükselir.. Yardıma olduğu kadar işe ihtiyaçları var..Bu konuda bana gelen veya bildiğim, öğrendigim tüm duyuruları elimden geldiğince kamu oyuyla paylaşmaya çalışıyorum. Sayfam az da okunsa, engelli çocuklarımıza-yetişkinlerimize yardımcı olmak her bireyin sorumluluğudur..

‘Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği’mizin duyurularını okurlarımla paylaştığım gibi. ’Zibeç’, ‘Zihinsel ve Bedensel Engelli çocuklarımız’ isimli seri yazılara sayfamda yer verdim. Bu konuda çeşitli hastalıkları ve tedavi şekilerini tanıtmaya çalıştım..

* Horaykur / Murakur / Mama / Hayrig / Ginkahayr / Yaya / Dayday / Kerayr / Kuyrik / Ahparik… kelimelerinin anlamlarini öğrenebilir miyiz?

Horaykur, Hala / Murakur, Teyze / Mama, Anne / Hayrig, Baba / Ginkahayr, Kirve / Yaya, Babaanne-Anneanne / Dayday, Dayı / Kerayr, Enişte / Kuyrik, Abla / Ahparik, Ağabey / Hopar, Amca / Ahkçik, Kız / Dğa, Ogul /

* TSM’nden en sevdigin sanatçi ve şarkı hangisi?

TSM en sevdiğim müziktir. O kadar sevdigim ve deger verdigim sanatçı ve şarkı var ki! Benim şu anda ilk aklıma gelen, Zeki Müren, Anneciğim / Münir Nurettin Selçuk, Makber…

* Neden Fransa’da yaşıyorsun… Geri dönüş ne zaman?

Buraya kardeşimin düğünü için geldim. Kalmaya karar verdim. Burada evlendim, çocuklarım oldu. Buranın hayatına alıştılar, geri dönüşü şu anda düşünmüyorum, bu biraz da imkansız gibi geliyor. Emeklilik de olabilir de olmayabilir de. Londra’ya yerleşebilmek için bir ön çalışma yapıyorum, bilemiyorum…

* MB senin için ne ifade ediyor… Keyfini kaçıran yorumları yayına almamakta kararlı mısın?

MB benim için çok sey ifade ediyor. Gazetelerden çok MB yazarlarını okuyordum. MB çoğunlukla amatör yazarlardan olustuğuna göre yazılanlar daha enteresan geliyor. Gazetelerde ki köşe yazarlarının fikirleri hakkında bilgi sahibisin. (Aynı gazeteleri takip edenler, okuyanlar) bilirler. MB’da herkes kendi fikir ve görüşlerini amatörce yazdıkları içinde, bir yerde halkımızın da ne düşündüğü hakkında bilgi sahibi oluyoruz..

MB yazarları arasında hâlâ ırkçı, milliyetci, dinci yazılara yer verilmesi adeta bunun özendirilmesi? Hele ülkemiz için utanç verici bir filmi üstelik ‘Belge’ diye yutturulmaya çalışılması, küçücük çocukların beynine ‘Irkcılığın’, kendisinden başka insanların varlığını düşman olarak gösteren yanlı bir yayının, üstelik içinde basın-yayın kolunda çalışanların MB’da bu yüz karası ‘Belgeseli’ övenlerin! belge diye çocuklara gösterilmesi, ister bu belgesel ’Militerden’ çıksın, isterse Milli Eğitim Bakanlığı’ndan çıksın utanç verici, gerçekleri karartma peşinde koşanlar, o karanlıkların içinde kaybolacaklardır..

Keyfimi kaçıran yorumlara gelince, yayına alıyorum, bir ay saklıyorum sonra da siliyorum. Yayına aldığım sonra da sevgili editör’lerimizin gördüğü ve sildiği yorumlar da fazlasıyla mevcut.

2008’de 10. ve 11. aylarda hastanede yattığım da, yine bir kriz neticesinde (Pombier-Samu) itfaiye-cankurtaran tarafından hastaneye kaldırıldığımda artık yazı hayatını bırakacağım, ilgilenmeyeceğim demiştim. Bana stres veriyor. En son ’Blog yazanlar, blog yazmayanlar’ yazı dizisine gelen olumsuz yorumlara o kadar strese girdim ki, beni hastanelik etmesine yetti. Belki de ortada bir şey bile yoktu. Kendi kendime alıp verdim, bu benim yaradılışım. 2009’da da Ocak ve Şubat ayların da elimde olmayan sebeblerden dolayı, doktorun hatası neticesinde başımdan geçenler beni daha da strese soktu..

MB’da yazarlarımız içinde çok değerli ve kıymetli yazar-gazeteci-şair’lerimiz var. Ayrıca kitap bastıran değerli kardeşlerimiz de oldu.. MB’a çok teşekkür ediyor ve bu arkadaşlarımızın çalışmalarında başarılar diliyorum…

* Son olarak ne söylemek istersin?

Son olarak MB yazarlarımızın, birbirlerini kırmadan, dökmeden, yazılanı okumadan, yorum yapmamalarını öneriyorum. Ayrıca geçen seneki hastalığımın üzerinde çok durduğumdan, bende bir depresyon-kriz geçirdim. Strese girdim, bu zaman zarfinda istemeyerek de olsa MB yazarlarımıza gönderdiğim yorumlarda isim hataları oldu.. Ve sevgili Milliyet Blog Editör’lerimizin benden beklemedikleri yazı ve mesajlara muhatap oldular. Bunun için de üzgünüm!..Milliyet Blog yazarlarımıza ve Antidepresan T.A.S.’nin değerli çalışanlarına, işlerinde sağlık ve başarılar diliyorum.. Teşekkür ederim.. Sevgilerimle…

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Ohannis… zaman ayırıp katıldığın için teşekkür ediyorum. Sayfama konuk olman keyifti.

Ne iyi ettin de geldin, sefalar getirdin…

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , | Yorum Ekle

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Rıza Üsküdar

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

ANTİDEPRESANKonuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Rıza Üsküdar… Tarihçi… Egolarından arınmış kaliteli bir dost… Söyleşi için mail adresini aldığım halde dikkatsizliğim yüzünden uzunca bir süre kendisiyle irtibata geçemedim. Sonrasında benden kaynaklanan bu gecikme için özür dilediğimde aldığım cevap;

‘Özrü boş verin, her şeyin bir zamanı vardır. O zaman da, çoğu durumda söylenildiği ve kararlaştırıldığı an değil, gerçekleştiği andır. Sorularınızı bekliyorum.’ oldu…

 * Rıza Üsküdar kimdir?

Adı üstünde “razı” olandır. Ancak hakkına razıdır, haksızlığa değil. Özellikle, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” türü kişiliklerin yaptıkları haksızlıklara, asla razı olmaz! Ve bu tür kişiliklere, şöyle seslenir: “Atı alan, ancak üstüne biner; asla Üsküdar’ı, geçemez!”

* Küçükken küçük el radyosuyla gündemi takip edenler, büyüyünce tarih öğretmeni mi olurlar?

Küçüklerin, 1960 ya da 70’li yıllarda el radyosu ile gündemi takip etmeleri, önemli bir toplumsal gerçeğimizdi. Bu sebeple o tarihlerde, küçük el radyosuyla gündemi takip edenler arasından, tarih öğretmeni olanlar çıkmıştır. En azından “razı” örneği, bu ifadeyi doğrulamaktadır. Tamamı da öğretmen olmamıştır herhalde. Yoksa toplumsal dengemiz bozulurdu.

Ancak o yıların gerçeği, günümüzde çoktan değişmiş durumda. Bugün küçükler ve de gençler, küçük el radyolarıyla gündemi takip etmiyorlar. Onların, facebook’ları var. Sabahtan akşama kadar; orada yer alan arkadaşlarının resimlerine bakıyorlar. Korkarım bu bakmalar, resimdeki arkadaşlarını kısa zamanda eskitecek.

Bu şekliyle yetişen küçükler de, elbette ilerde tarih öğretmeni olacaklar. Ancak derslerini, fotoğraflarla bezedikleri “PowerPoint” sunumlarıyla daha da zenginleştireceklerdir. Aman dikkat; söyleyin, resimleri karıştırmasınlar!

* Word sayfasına birkaç cümleyle anlamsız bir şeyler yazmanı istesem?

Aslında sizi kırmamak adına, anlamsız bir şeyler yazmak isterdim. Ancak anlamlı bir dünyada, anlamsız bir ifade düşünülemez. Belki, “anlam = anlama çabasının karesi” gibi anlamın, matematiksel çözüm formülünü ifade edebilirim. Bu da, sizin için değil ama matematiği anlamsız bulanlar için bir cevap olacaktır.

* Kız çocukları fedakar oluşları itibariyle daha mı değerlidir?

Efendim, kız çocuklarının fedakâr oluşları itibariyle daha değerli oldukları fikri, benim değil; anlamlı olan şeyin anlamını, bir güz vakti anlayan enişteme aittir. Bana kalırsa, “değerli olma” sonuca göre şekillenmemeli.

Sonuca göre şekillenirse; değerli olma = menfaat olacaktır. Bu da, doğru değildir. Kız çocukları, fedakârlıkları itibariyle değil, Allah’ın güzel bir hediyesi olmaları itibariyle değerlidir. Hemcinslerimi üzmek istemem; erkek çocukları da, bu anlamda değerlidir. Çünkü her ikisi de geleceğimizin teminatıdır.

* Mürsel, açmasını sırtında mı taşıyor?

Özür dilerim ama Mürsel’in açmasını sırtında taşıdığını görmüş olmanız gerekiyor. Mürsel kazı alanında… Sırtında çantası; içinde malası, fırçası ve de Şarhöyük tabelası. Mürsel’in sırtındaki çantada, Şarhöyük tabelası olması; onun açmasını sırtında taşıdığı anlamına gelir mi diye bir soru sorarsanız, cevabım şudur:

Bir insan, yaptığı işi, gönlüne ve yüreğine ait önemli değer haline getirmişse; işini ve iş alanını sırtında taşıyor demektir. Elbette Mürsel, bu anlamda “açmasını” sırtında taşıyor. Ne yazık ki ülkemizde, işini ve işyerini sırtında taşımayanlar da var. Onlar, “sırtta taşıma” değil, “sırta binme” eğitimi almış olmalılar.

* ‘Kapıda günlerdir ne bekliyorsun, söyle bakalım ne derdin var’ diye soran Türk büyüğü kimdir?

 Evet, yıl 1930’lar… Koyunları çalınmış, bir Anadolu insanıdır Yusuf Eydemir. Bölgesindeki yetkililere derdini anlatamayınca; yürümüş Ankara’ya… İşte sorunuzla anlatmak istediğiniz diyalog başlamış: Anlatmış Mustafa Kemal’e, Yusuf Eydemir derdini… Mustafa Kemal, çözmüş sorununu; ayağındaki çarığa bakmadan, belki günlerdir yıkamadığı elini sıkarak…

Bugün benzer bir durum olsa; nasıl karşılanır, Yusuf Eydemir?

— “Çekil git, çarığınla batırma ortalığı”

— “Sen ne biçim adamsın, insan nasıl çaldırır koyunlarını”

— “Senin oyunla benim oyum bir değil, çekil git Ankara’dan…”

Mustafa Kemal ile övünüyoruz; ama onu kim yetiştirdi? Kimimizin reddettiği, kimilerimizin ise öykündüğü Osmanlı değil mi? O zaman Cumhuriyet niye Mustafa Kemal’lerini yetiştiremedi? Kim ya da kimler suçlu?

Son sorunun cevabı çok acıtıcı: Cumhuriyet’i sırtında taşıması gerektiği halde; kendilerini Cumhuriyet’e taşıtanlar ve onun değerlerini peynir, ekmek gibi yiyenler… Cumhur’dan kopanlar; Cumhur’u küstürenler… Böyle bir durumda, “Oy” ne demektir, bilmeyenler; Cumhur’dan kopanların ifadelerini tekrarlıyor, TV ekranlarında…

* Antidepresan T.A.Ş. sence nasıl bir oluşum?

Güzel bir oluşum. Düşünüyoruz, yazıyoruz ve paylaşıyoruz; herhangi bir beklenti içinde olmadan. Ve bu halimizle, kültür endüstrisinin tek tip ama sayısız kitle iletişim araçlarının, bizi yanıltan söylemlerine karşı, doğal bir direniş gerçekleştirmekteyiz. Bu doğal direnişe, tüm okurlarımızı davet ediyorum.

* ‘Kavram’ soyut ise somut olan gerçekler nelerdir?

Somut olan gerçekler, soyut bir çuvalın içine koyduğumuz incirlerdir. Belki içinde birkaç çürümüş incir olabilir. Ancak bu birkaç çürümüş incirin, “Bir çuval inciri berbat edeceklerini” sanmam!

“Bir çuval inciri berbat etmek” deyimini kullananlar; olgun inciri, diğer bir ifadeyle somut toplumsal gerçekleri yok sayıp; soyut olan kavramın, somut gerçeklerini de soyutlaştırıp; toplumsal gerçeğin olmadığına kendilerini ve bizi ikna etmeye çalışıyorlar.

Kendilerinden hayır gelmeyenlerin; başlarına “post” gelenlerinden de hayır gelmez! Diğer bir ifadeyle, “Modernizm” de başına “post” gelen “Post-Modernizm” de, insanlığa hayır getirmemiştir. Lütfen incirlerimize sahip çıkalım!

* Küresel zalimler kimlerdir?

Müsaade edersen önce küresel dünyanın küçük zalimlerinden söz etmek isterim: Onlar; kendi eksikliklerine bakmadan, dünyayı eleştirirler: “Dünya delikanlı olsaydı, yuvarlak olmazdı” diye. Bu gibilerin sayısı çoktur: Aile babası beyler; aydınlanmadan aydın olmuş, aydınlar; halka tepeden bakan bürokratlar; halktan kopmuş siyaset adamları… Kaldı ki, dünyanın yuvarlak olması, onun delikanlı olmadığından değil; üzerinde yaşayanların delikanlı olmayışlarındandır.

Küresel zalimlere gelince: Bugün Newyork, Paris, Lorda, Frankfurt, Tokyo gibi küresel kentlerde, yoğunlaşan siyasi, ekonomik ve sosyokültürel etkileriyle; dünya toplumlarını, etkisizleştirip kendine bağlayan uluslararası şirketler, onların birer taşeronu olan küreselleşmiş gladyatör devletler…

Müsaade edersen bu bölümde size bir soru sormak isterim: Esengül’ün, “Zalim’i” söz konusu zalimlerden hangisine girer?

* Güneşe, ‘siz bir efendisiniz, bu nasıl bir duygu?’ diye sorsak alacağımız cevap ne olurdu?

Güneş, büyük bir telaş içerisinde; “Efendi de nerden çıktı? Ben efendi falan değilim! Efendi olmak için dünyaya gitmek gerekecek. Millet, bugün efendisin der, yarın rezilsin… Bulunduğum yerden de sosyal konumumdan da memnunum. Efendilik mi, aman Allah göstermesin!”

* İnsanlığın mutlu geleceği neye bağlıdır?

Küresel zalimlerden, onların gladyatör güç odaklarından, bizi biz olmaktan çıkaran; kendimize ve çevremize yapancılaştıran kültür endüstrisi ürünlerinden kurtularak, “Yaşamda doğallık, üretimde yardımlaşma ve paylaşımda hakkaniyet” ölçüsünü, tüm toplumların yaşam felsefesi haline getirmesi!

* YÖK sürpriz yapmayı seviyor mu?

Evet, YÖK sürpriz yapmayı çok seviyor. Çünkü onu kuran ruhta, eylül’ün on ikisinde, hem de bir Cuma günü sürpriz yapmıştı. Ne o ruhun sürprizleri tükendi, ne de o ruhun kurduğu YÖK’ün sürprizleri… Sık sık değişen ÖSS sınav sistemleri, anlamsız yasaklar… Şimdi de, üniversiteleri parçalama… Biz de, ülkemizin üniter yapısını korumaya çalışıyorduk ama…

* Son olarak ne söylemek istersin?

Ne zaman bir yazıma yorum yazsan; “Sayın yazarım” diye hitap ettin. Yazar mıyım, yoksa yazmaya mı çalışıyorum; bunun takdiri elbette size ve okurlara ait… Yakında sizi, YÖK Başkanı görürsem, hiç şaşmam! Çünkü siz de sürpriz yapmasını çok seviyorsunuz. O kadar işin arasında, Antidepresan T.A.Ş. gibi güzel bir paylaşıma da zaman ayırabiliyorsunuz. Özellikle bu güzel paylaşıma katkılarınızdan dolayı, çok teşekkür ederim. Sorularınız sayesinde, Millet Blog’a emanet ettiğim çocuklarımı, yeniden hatırlamış oldum!

İlginize ve katkılarınıza tekrar teşekkür eder; size, ailenize, Milliyet Blog yazarlarına ve okurlarımıza sevgi ve saygılar sunarım.

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Rıza Üsküdar, özgün fikirlerinle sayfama renk kattın. Katılımın için teşekkür ediyorum. Seni ağırlamak keyifti.

Ne iyi ettin de geldin sefalar getirdin.

:) İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Hüseyin Seyfi

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

Konuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Hüseyin Seyfi… Eğitimci ve kültürlü bir dost… Yazıları sosyaliçerikli olmakla birlikte antidepresan da bir tarafı var…ANTİDEPRESAN

* Hüseyin Seyfi kimdir? 
Okuyan, yazan, araştıran, öğrenmeye aç, yerine göre köylerde kırlarda, dağlarda, yerine göre şehirlerde gezip dolaşmayı tutku edinmiş, insan davranışlarından kendine göre sonuçlar çıkaran, ‘buldum’ sandıklarının aritmetik sağlamasını yapan, önceden tanımadığı insanlarla görüşmeyi, kaynaşmayı seven, bitkilerden, gölgeden, gün ışığından, bulutlardan, rüzgardan, kardan, yağmurdan ve soğuktan olumlu yönde etkilenen, onlarda güzellik ve mutluluk bulan biri.
 
* Özgürlük geyik bir lâf mıdır?
 
 Özgürlük, başkalarını üzmediği, başkalarının çemberini daraltmadığı ve zarar vermediği sürece geyik laf değildir. Özgürlüğün bir sınırı vardır mutlaka. Sınırsız özgürlük karmaşadır, kuralsızlıktır. Temel hak ve özgürlükler niçin “geyik laf” olsun?
 
* Bal tutan parmağını yalar mı?
Ülkemizde bal tutanlar, şapır şapır parmaklarını yalamakla kalmayıp kovana ve arıya da zarar veriyorlar.
 
* Güneş gözlüksüz kravatsız özür kabul edilir mi?
Onların “oy” u kabul edilir.
 
* Hıpışlama ve tıpışlama arasında ne fark vardır?
Hıpışlama, ‘ ufak ufak malı götürme, tıpışlama ise, mal sahibini uyutmak için, “sen bilirsin, sen büyüksün, sen seçersin, sen akıllısın” diye sürekli poh pohlama ve sevme hareketi.
 
* Ünvanı ismin başına koymak ne akla hizmettir? 
Korkaklık ve güvensizlikle birlikte “sonradan görmelik” olabilir mi?
 
* “Sevgi özveridir” tezini savunanlar sakız çiğner mi?  
Bir araya geldikçe çiğnesinler bakalım.
 
* Kadın yüzünden cinayet işleyenlerin çocukluğuna inmek gerekir mi?  
“Hep benim olsun, hep bana, hüp bana” diyenlerin dünyası nasıl bir dünyadır? Kadının dünyasının rolü nedir? Ülkemizde henüz çocukluk dünyasına ait bir dosya yok. Cürümden sonra da kimse öyle bir bilgiye gereksinim duymuyor. Telefonları dinlemek daha kolay geliyor.
 
* Avrupalı kadını hafif görmek hafiflik midir?  
Avrupalı kadını tanıyanlar onu ağır görürler. Hafiflik, tanımayanlardadır.
 
* Antidepresan T.A.Ş. sence nasıl bir oluşum?  
Antidepresan “adı üstünde”, depresyonlara iyi gelmesi lazım. Hani, her çeşit depresyonlara ilaç. İyi bir düşünce, yaratıcı bir buluş. Şirketin amacı gıdıklamak mı? Halka açık olduğu belli. Başarılar, ne diyelim, yolu açık olsun.
 
* Güzel gözler mi güzel saçlar mı daha tehlikelidir?  
Bakmasını bilen her göz güzeldir. Bana göre, güzel gözler daha tehlikeli! Saçın bir tehlikesi yok, masum. Güzel gözler, çoğu kişiyi yakar, kül eder, yaşamını değiştirir, aklını başından. “alatrik” de diyorlar gözlere. Saçları ortaya getirenler, saçların cinsellik çağrıştırdığını savunsalar da, hayal gücünün kurgusunu hesaba katmıyorlar. Hayal kurmakta nasıl olsa bir kısıtlama yok. Kur kurabildiğin kadar. Yetmişli yılların başlarında idi galiba. Çetin Altan’ın, ‘Bir Avuç Gökyüzü’ adlı kitabı, hayal kurma yüzünden ‘müstehcen’ sayılmış ve toplatılmıştı. Orada, ne göz, ne de saç söz konusuydu. Hapishaneye girecek birinin, son gününde gördüğü çiftlerde, özellikle bayanlara karşı hayalinde fantaziler kurması idi.
Ne ise, “saçları” Türkiye zaman zaman tartışıyor zaten.
 
* Yılbaşında kurtlu kestane mi satılır?  
Onlar eskidendi. Şimdi, ” kurtlu elma” moda oldu. Yılbaşlarında kestanesini yiyen yiyiyor, kurduna böceğine bakmıyor.
 
 Son olarak ne söylemek istersin? 
Teşekkür etmek istiyorum sayın yazarım Esma Kahraman’a. MB’ye sıcaklık ve sempati veriyor.
Milliyet Blog, yazanları bir araya getirdi. Seviye ve kalite tutturulmuş görünüyor. Kitap yazacaklar için bir ayna. Hangi konular ilgi çekiyor, okunuyor, bunları izliyoruz en azından. “Blog” olarak her geçen zaman iyiye gittiğini görüyoruz. Selam ve sevgiler…

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Hüseyin Seyfi; bloglarını taramak büyük keyifti. Zarif katılımın için teşekkür ediyorum.

Ne iyi ettin de geldin. Sefalar getirdin.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Erdoğan Şahin

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

ANTİDEPRESAN

Konuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Erdoğan Şahin… En eski dostlardan. Eğitimci ve antidepresan bir dost.

* Erdoğan Şahin kimdir?

Emekli öğretmen, okuyan araştıran, yaşama yeni amaçlar katmayı düşünen, değişimden yana olan, muhalif yanı ağır basan, biraz karamsar, biraz içe dönük, hayır demekte zorluk çeken, duygusal bir vatandaş…

* Bıktırılmış kıtalar küme düşünce, hakem kürsüye çıkıp kendini alkışlar mı?

Çok göreceli bir durum ve hakemine göre değişir.

 * Dünyada zor bulunanlardan tırsmak gerekir mi?

Gerekmez. Özellikle ben tırsmam. Mücadeleyi severim. Azimle sıçan, mermeri deler. Gün doğmadan neler doğar, zor olan, zor bulunan nesne birden kucağınıza düşebilir.

* Çok konuşanın ağzına biber sürülür mü?

Çok konuşanlar, konuşmayı çok sevenler çoğu kez karşısındakini bıktırırlar. Bunlardan kurtulmanın yolu, siz daha çok konuşun, ona konuşma sırası vermeyin, böylece ağzına biber sürmüş olursunuz.

* Dayak cennetten mi çıkmıştır?

Öyle rivayet edilse de, bunu kimse bilmiyor.

* Halkın Mersin’de ne işi var?

Halk, kafiye kurbanı.

* Eküri edinmek ve joker kullanmak adetten midir?

Şike yapmanın, hile yapmanın, güvensizliğin ve paranın gücünün bir göstergesi olarak yaşamın içinde olan şeyler…

* Kadın susuyorsa yalancı mıdır?

Hayır, sabır duasındadır.

* Çok düşünen profesör mü olur, kafayı mı üşütür?

Her ikiside olur. Dünya üşütüklerle doludur.

 * Antidepresan T.A.Ş. sence nasıl bir oluşum?

Hoşgörülü, kendileriyle barışık, sakin, sakinleşmiş, barıştan yana, biraz da kendilerini seven bir oluşum.

*  Karne işinden kim kârlı çıkıyor?

Karneler gerçek anlamda bir şey ölçmez. Karneleri basanlar, satanlar kârlı çıkar.

* Çevreciler bölücü müdür?

Bölücülükten ne anladığınıza bağlı. Doğallıkda, doğal yaşamda bölücülük yoktur. Çevreciler doğayı bir bütün olarak algılar, Bülbülü de severler, yılanı da…

 * Son olarak ne söylemek istersin?

Teşekkür ederim. Sevgiden, dostluktan, barıştan, hoşgörüden yana, kimseyi kırmayan davranışlar sergilenmesi dileğiyle, herkese selâm…

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Erdoğan Şahin… Bu keyifli söyleşi için teşekkür ediyorum.

Ne iyi ettin de geldin… Sefalar getirdin…

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Zeki Etferat

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

ANTİDEPRESAN

Konuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım  Zeki Etferat… Güncel konulardan sıkıldığında sayfama misafir olur. Belirli bir çizgisi olan beyefendi ve antidepresan bir dost…

* Zeki Etferat kimdir?

İçimizden biri…

* Güneş girmeyen eve doktor girer mi?üneş, ev, doktor,

Hem de nasıl; psikolog bile girer…

* İNSAN evrimini tamamlamış bir varlık mıdır?

Herşey gibi, o da devam ediyor…

* Fikirlerden söz açmayıp onları bir aktör gibi temsil eden şey nedir?

Kitaplar…

 * Beslenme Piramiti’nin Mısır Piramitleriyle nasıl bir yakınlığı var?

Aynı piramit ailesinden geliyorlar ve ikisi de insanı ve insanlığı koruyorlar…

* ADEK bir örgüt müdür, bu oluşuma üye misin?

Evet, ancak böylesi bir bağlantım yok…

* Bira mayası alkol içerir mi?

İşbirlikçidir yalnızca, vesiledir, içermez, ancak iyi B türü vitaminler vb. şeyler içerir…

* Flor alımı, bebeğin diş mine yapısını güçlendirir. Fular alımının yararları da senden alabilir miyim?

 ”Diş minelerini sertleştirir, çürümeleri önler.” Kalsiyum’un işbirlikçisi… Detay için bak; (Zeki Etferat / Sağlıklı Yaşam/Milliyet Blog/27.4.2007/Biryerde…)

* Antidepresan T.A.Ş. üyesi olmak nasıl bir duygu?

Çok güzel ve özel bir duygu…

* Orası ve öbür kıyı arasında bir köprü kur desem?

”Köprüler yaptırdım, gelip geçmeye… türküsünü söylerim… Ve başlarım, kurmak için çalışmaya, doğal ki ömrüm yeterse…

 * Kadınları çok sevmiş olmanın cezası müebbet hapis midir?

Bazen idam da oluyor…

* O grubu insanların şımarık olduklarını söyleyebilir miyiz?

Avcı atalarının, ya da eşlerinin ya da ebeveynlerinin ve ya da ”Sevgililerinin” şımartmasına bağlı!…

* Son olarak ne söylemek istersin?

Röportajın ”Hayırlara” vesile olsun…

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Zeki Etferat… Öncesinde e-mail adresimdeki çentik yüzünden sonrasında da benim işlerim yüzünden söyleşi biraz gecikti… Zarif katılımın için teşekkür ediyorum.

Ne iyi ettin de geldin. Sefalar getirdin.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Ahmet50

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

ANTİDEPRESAN

Konuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Ahmet50… İddialı bir isim. Keyifli yazılarının dışında iyi bir gözlemci.

* Ahmet50 kmdir?

Rahat bırakırlarsa, kendi halinde birisi. Ancak özellikle bize yaşatılmakta olan bu günlerde kendi halinde olma lüksümüz yok. Kaldı ki insanın kendi yaşam gereksinimleri de “küpüne” zarar verme boyutlarında olunca, bir eğlencedir yaşadığım ruhumda, duygularımda, dünyamda ve beni ben yapanlarda. Böyle anlarda blog yazılarım ve okuyan dostlarımın varlığı bir güvenlik sübabıdır benim için.

 * Dükkan bizimse helva yapmak gerekir mi?

Tabi buyur dükkan senin demek de var, “helva” yapabileceğini ima ederek. Bazen de görüntüyü kurtarmak için yapmak gerekebilir. Yoksa “unu şekeri yağı tam tekmil ama, yapılmadığına göre helva, bir kelek durum olabilir bunun altında” diyenlere karşı önlem alabilmek için. Malum dünya “helva” dan ibaret ya..

* Musluktan gelen tıslama ve küresel ısınma medyanın uydurması mıdır?

Ne ısınması, ısınsaydı Fatihin fedaisi “Karamurat” ile “çekçeğin” araları ısınırdı. . Olsa olsa medyanın sorospu çocukları ile işbirlikçi muhalefet musluklara hava üflemiştir “email çekçek“ açtığında tıss sesine gıcık olsun diye. Bu nedenle su sorunu muhalefetin oyunudur. Musluklardan gelen tıslama, muhalefetin gazıdır. İşbirlikçi doğa da muhalefetten yanadır. Küresel ısınma da ancak teğet geçer bize. Ayrıca küresel ısınmaya en çok biz karşıyız. Yoksa nasıl gazlarız naturel gazı, doğal kazlara, üç otuz para yerine üç beş katına…

* İrade üç otuz paralık soğana yeter mi?

Çok bile gelir. Aslında son günlerde gereksiz yere piyasayı yükseltiyorlar “beyaz”larla… İddia eden mi var ki sandıktan çıkan “irade”nin “ak kaşık” olduğunu. Al gülüm ver gülüm… bir alışveriştir seçimden seçime. Gerçekte “irade” haklı “sosyal etkileme” olayında… “Nasıl olsa öpüleceğim bari beyazları götüreyim” kâr kalsın yanıma derken.

* Evrim teorisi esas oğlanı değiştirir mi?

Hem de ne biçim. Hele bir de “tersine evrim” teorisi işlemeye başlasın sen gör maymunun halini, “insandan” gelmiş olabileceğini duyduğunda ne hallere girecek bakalım. Eee bu işler sırayla, günü gelip “esas oğlan” rolünü üstlendiğimizde ben olmak isterdim maymun soyunun Darwin’i. Bakalım o zaman nasıl izah edecek iki metrelik kuyruğunu.

* Bizim köpek sizin baltayı niçin getirmedi?

“Diğerleri değneksiz dolaşsın” diye. Değil tabi. İşi çıkmıştı o gün. Dış kapının mandalını onarıyordu. Hava güzeldi, tatilin en koyu dönemine denk getirilmişti seçim, hem de elbirliğiyle. Eee “böyle güzel havalar” mahvetmemiş miydi bizi.

* Vesikalık fotoğraflar zaman aşımına uğrar mı?

Var mı öyle yoğurdum kara ayakları. Doğan büyür, serpilir, gelişir sonra “yayılır”. Doğarken her şey iyidir. “Aman canım… Bana sormanıza gerek mi var, dükkân senin”… ayakları.

Büyürken de fena değildir… gençlik ise muhteşemdir… İyi ki doğmuşum yaşasın felek… dönsün çarkı “Kimse sarılmasın çomağa”.

Ama… Başladı mı yokuş aşağı “yayılma” durumları… Dönmesin diye tekeri, sarılınır çomağa, hem de feleğin tur atlayacağını bile bile.

İnatla asılır başucuna, tanımak da dahi zorlanılan tedavülden kalkmış her türden resim, “bir zamanlar kartal olunduğu” iddiasıyla… yerlerse…

* Keçinin bilgeliği gözlüksüz okunur mu?

Her durumda okunmadığı, okunmak istenmediği belli. Keçinin kullanım haklarını kamulaştırmışız bir kere. Derisiydi, etiydi, sütüydü, peyniriydi… götürmeye alışmışız. Harvard’lı bile olsa umursamayız… Evrimin başlangıcını da maymun efendi parsellemiş “evin esas oğlanı” olarak. Ancak kelek bir durum var. Genetik kodlamamızdaki “sosyal demokrat” inatlaşmasını maymuna bağlamak da güçlük çekiliyor. Keçiye ilgi göstersek iyi olur yoksa bu seçimde de “köprüde toslaşırlarken” feneri kapan Almanyayı… oohooo…

* Tecrübe, yaşam boyu yenen kazıkların bileşkesi midir?

Hık… mık… kem… küm… şey bu güne kadar tecrübeli olmakla övünürdük de… Neyse lafı ortaya söylemece yapalım da yaşam hikâyemiz gölgelenmesin. Aslında sorunun kendisi “sosyal demokratların” tecrübe kazanmaktaki ısrarına bakıldığında neden “iktidar olamadıklarını” anlatıyor. Zevk haline dönüşmüş, vazgeçemiyorlar…

* Antidepresan T.A.Ş. sence nasıl bir oluşum?

Çok hoş bir oluşum. Özellikle “sınırsız sorumsuz olması” albenisinin katsayısını artırıyor… Bir de “tok karnına” mı yoksa “seçimlerden önce” mi alınacağı açıklanmalı. İyi kullanılırsa “yaylayı serin tuttuğu” bile düşünülebilir. Dolayısıyla güncel geçerliliği çok yüksek.

* Papaz pilavı şehriyeli mi sever?

Kanımca “polemiğe girmez… işini yapar” …! Yani her durumda götürür… Öyle sapıyla, çöpüyle uğraşmak biraz sosyal demokrat geleneğini çağrıştırıyor. Yeri geldi mi Mevlana edebiyatı yaparlar… yaparlar da “sen bilmez misin, o kabzımallar armudu sapıyla, üzümü çöpüyle tartarlar” dediğini bilmezler…

 * Damdan düşmemişler damdan düşme konusunu hafife alır mı?

 Öyle rivayet olunur. “Bekar tasarrufu” kullanmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamak en büyük özellikleridir. “Hanya’yla Konya’yı” ancak mahkemeye gittiklerinde anlarlar. Yeri geldiğinde “bir dakika” diye fırlarlar… da… bir de geriye oturmak var… teğet geçmekte olan kriz misali… hoş delinen biz olduktan sonra elbette hafife alırlar.

* Son olarak ne söylemek istersin?

Uygun miktarda antidepresan alınmasının sağlığa zararı olmayacağını düşünüyorum. Umarım bu defa da kış sporları bahane olmaz oy vermemeye… Kullanılmayan milyonlarca oy için fark etmese de ne olacağı, birlikte olduğumuzu hatırlatmak isterdim “kriz ekonomisinin salladığı gemide”… Batmış geminin lüks kamarası ya da kaptan köşkü olmaz ona göre… diyeyim de Mevlana’ya bırakayım son sözü. “…

İki büklüm olunca rahat eder ana karnında,
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında? bir daha… ona göre…

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Ahmet50; zarif katılımına teşekkür ediyorum.

Ne iyi ettin de geldin. Sefalar getirdin.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Doğrumu

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

ANTİDEPRESANKonuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Doğrumu… İnsanı düşünmeye, kendini yargılamaya zorlayan yazıları var. Sevdiğim bir gönül dostu.

* Doğrumu kimdir?

Ben bir garip Keloğlan’ım.

İnanın yoktur yalanım

Hedefim ” GERÇEK ” dir benim

Hak’ka aşık olanım.

* İçki içip güzelleşen kişi trafiğe çıktığında başkalarını da güzelleştirir mi?
 
Öyle bir güzelleştirir ki, yeni sanat eserini kimse tanıyamaz.
 
* Bebek yüzlü masum görünüşlüler yamyama dönüşür mü?
 
Aslında yüz yani çehre, insanın kişiliğinin aynasıdır. Fakat bu tam bir ölçü değildir. En yamyam ve canavarlar da ne yazık ki bebek yüzlü ve masum görünüşlüler arasından çıkar.
 
* Kitap yüklü eşekler kimlerdir?
 
Kitap yüklü eşekler iki çeşittir. Birinci tip, kendisine entel görüntüsü vermek için, hiç okumadığı kitapları, ansiklopedileri evlerindeki, bürolarındaki vitrin ve kitaplıklara yükleyenler.

İkinci tip ise, kitapları kafasına yükleyen, yani okuyan fakat kişiliğinde hiçbir ilerleme ve gelişme olmayanlar. Yani ” adam gibi adam ” olamayanlar. Kur’an’da geçen bu tanım, bu ikinci grup insanlar içindir.

* Kafadaki çatlak sıva yapılarak giderilir mi?
 
Yaratıcımız insanları öyle ince hesaplarla donatarak yaratmıştır ki, vücudumuz ölen ve tahrip olan hücreleri yeniler. Bir tarafımız kazaen kesilse, buradaki hücreler hemen yenilenir, yara kapanır ve iyileşir. En ağır operasyonları geçirenler, üç gün içinde ayağa kaldırıp yürütülür. Ama vücutta yenilenmeyen iki tip hücre vardır. Sinir ve beyin hücreleri. İşte kafadaki çatlak bu tür hücrelerle bağlantılıdır. Kafadaki çatlağın hiçbir çaresi ve tedavisi yoktur. Delirdikten sonra akıllanan insan görülmüş müdür ?
 
* Marka giyinmeyenleri vatandaşlıktan atmak gerekir mi?
 
Bu soruyu yanlış sormuşsunuz. Soru şöyle olmalıydı: Marka giyinmek saplantısında olanları adamlıktan atmak gerekir mi ?

Cevap, evet. Çünkü; Giyim zevki ve becerisi kişiliğin bir görüntüsüdür. Kişilikli insan kendine has bir tarz oluşturur ve öyle giyinir. Marka tutkusu bir özenti ve taklitçiliktir. Taklitler hiç bir zaman gerçek ve özel olamazlar.

* Cep telefonu icad edildiğinde mertlik bozuldu mu?
 
 İş adamları ve doktorlar dışında iki halde cep telefonu gerekli. Hastahanede yatarken ve evinden ayrılıp başka bir yere seyahata gidildiğinde. Bunun dışında pek de gerekli değil. Bu günkü cep telefonu tutkusunu anlayamıyor ve kabul edemiyorum. İnsanların sokakta yürürken konuşmasını gülünç buluyorum. Ve ben kullanmıyorum.
 
* Kadınlar güzelleşmek için mi, bakımlı görünmek için mi makyaj yaparlar?
 
 Bakımlı görünme isteği altında da yine güzel görünmek duygusu yok mu ?
 
* Zengin kız-fakir erkek/zengin erkek-fakir kız çilesi kaç yumak eder?
 
Gerçek hayatta bu ikilem hiç bir araya gelmemiştir. Herşey dengi dengine. Yalnızca eski Türk filmlerinde görülen bir saçmalıktır.
 
* Antidepresan T.A.Ş. sence nasıl bir oluşum?
 
Bu konuda bir bilgim ve fikrim yok.
 
* Her daim kadını savunan erkeklere, “kadınlar şirini erkekler” diyebilir miyiz?
 
 ” Kadınlar şirini erkekler ” deyimi bana ait. Feminizm akımını anlamsız ve saçma buluyorum. Kadın, kadın gibi, erkek de erkek gibi olmalıdır. Her biri farklıdır. Hiç biri de diğerine karşı üstün değildir. Bir bütünün iki yarısıdırlar.

Hani ” kraldan çok kralcı ” deyimi vardır ya. İşte kadınlardan çok ” kadıncı ” yani feminist görüntüsü verme çabasında gülünç erkekler vardır.

* Uzaydan gelmiş olabilir misiniz?
 
Ara sıra bu duyguya kapılıyorum. İnsanların apaçık, doğru ve gerçekler ortada olduğu halde yanlışlık ve sapkınlıklar içinde yüzmesine, menfaatlerine bu kadar körü körüne saplanmasına akıl erdiremiyor ve kabul edemiyorum.
 
* Son olarak ne söylemek istersin?
 
 İnsanın mutluluğu daha çok kendi ellerindedir. Hayata ve olaylara bakış açısındadır. Mutluluğun en önemli bir yönü de büyük güce teslim olması ve inanmasıdır. Yoksa durmadan savrulur. Gerilimlerin oyuncağı olur. Çabuk tükenir.

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Doğrumu, zarif katılımın için teşekkür ediyorum.

Ne iyi ettin de geldin. Sefalar getirdin.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Cansın Erol

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

ANTİDEPRESANKonuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Cansın Erol… Müzikle iç içe yaşayan antidepresan bir dost. Keyifli yazılarıyla takibimde.

* Cansın Erol kimdir?

İdealist,öğretmen bir anne babanın ideallerinden üretilmiş bir çocuk. Pembe gözlüklü bir genç kız. Ölümün kırdığı bir hayatı çocuklarıyla beraber bıkmadan tamir eden usta bir tamirci. Gerçeklerle hayalleri barışık tutmaya çalışan, bir dolu hatalar yapan, sevme inatçısı tuhaf bir kadın. Çocuklarını çok seven, bütün çocuklarıda kendi cocuğu zanneden iflah olmaz bir anne. Ve bıkmadan yüzlerce kez düşüp kırılan pembe gözlüklerini bu yaşta bu devirde hala inatla yerlerden alıp gözüne takan bir insan.

* Mutluluk cimri midir?

Gariban mutluluk, cimriliğin ne olduğunu nerden bilsin. Öğrendiyse insanlardan öğrenmiştir mutlaka. Hüzünle zaman, zaman yer değiştirerek gelir gider kendi halinde.

* Ütopya ve Etiyopya arasındaki benzerlikler nelerdir?

İkiside çok uzak ve bakımsız.

* Sigaranın kaçıncısı içilir?

Benim gibiler bir defa başladımı iflah olmaz. İçilirde içilir.

* Rüşvet kapıdan girince ayağa kalkmak gerekir mi?

Hiç rüşvet almadığım için bilemem ama, bu devirde ayağa kalkanların çığ gibi büyüdüğünü görünce hazırola geçesim geliyor.

* Sorularım size kinayeli geliyor mu?

Samimiyetle söylüyorum hayır. Üstelik çok da keyif verdi. Ne kinayeler gördüm insan yoktu, ne insanlar gördüm güzelliklerinden kinayeler bekledim. Bu başka bir deyişti ama sen anlarsın.

* Niçin sessiz sedasız?

Kendinizi tanıyor ve bir şekilde ifade edebiliyorsanız gürültülü olmaya ne hacet. Bu devirde zaten o kadar çok sesli sedalı varki birde biz baş ağrıtmayalım. Artık sadece sevginin olduğu yerde çenem düşüyor.

* Antidepresan T.A.Ş. için düşüncelerini alabilir miyim?

Hepsi birbirinden değerli, kalpleriyle ve beyinleriyle konuşan güzel insan topluluğu. Ve benim gibi vefasız bir dostu bile hala bağırlarına basıyorlar.

* “Ahibba şive-i yağmada hebbut eyler adayı” derken hangi adadan bahsedilmiş olabilir?

Büyük ada olarak algılayanların elindeyken, güzel bir soru.

Allah bir yerde, iktidar ve güç kaybı göstermesin. Bir de bakarsınız ki dostlar o insana veya millete ait değerleri talan etmede, düşmanlara bile parmak ısırtırlar.

* Leyleği nerede görmek şans getirir?

Benim bildiğim bohçasında bebekleri getirdiği zamanlardı.

* Kurtlardan korkup kuşları zincirleyenlere ne denir?

Birbirini ısırmaya gücü yetmeyen …………

* Sevgiyi gerektiği gibi ekemeyenler ne biçer?

Vallahi bu aralar kafam bu mevzuda karışık. Bütün bildiklerim öğrendiklerim inandıklarım toz duman. Sevgiyi ekemiyenlerin bizi biçtiğini görüyorum da, sevgiyi ekenlerin sonu ????.

* Son olarak ne söylemek istersin?

Sevgili Esma hepsi birbirinden anlamlı güzel söyleşilerini hep okudum. Bana da bu fırsatı tanıdığın için çok teşekkür ediyorum. Ayrıca tanımak açısından soruların çok sıra dışı ve güzel. Bu blogda olduğum için bilgilendiğim için ve çok değerli gerçek dostlar tanıdığım için inan mutluyum. İçten, samimi ve gerçek olan her şeyde varım. Bütün Milliyet Blog dostlarına sevgiler
Sevgilerimle

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Cansın Erol; geciklemeli de olsa sayfamda olman büyük keyif.

Ne iyi ettin de geldin. Sefalar getirdin.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Aydın Tiryaki

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

ANTİDEPRESANKonuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın Aydın yazarım Tiryaki… Eski dostlarımdan. Olaylara taraf siyasi kimliği olan kendini aşmış antidepresan bir dost.

* Aydın Tiryaki kimdir?

Aydın Tiryaki şakacı bir insandır. Yaptığı şakaları üstüste dizseniz öyle yüksek bir tepe olur ki, o tepeyi düşündüğünde, en yukarıya kadar tırmanmayı hedefler ve tırmanırken yanındakilere yapacağı şakaları düşünür. En güzel şakanın, iyi düşünülmüş, iyi kurgulanmış, kırmayan şaka olduğunu bilir.

* Fiş kesmeyi denetlemeyenler bakkala kıyak yapmış olurlar mı?

İlk KDV konulduğu zaman fiş kesmek gerçekten fiş kesilerek olurdu. Üzerinde anlaşmalı matbaalarda basıldığı yazılı fişler bakkalın kasasının en görünmez köşesinde dururdu. Fiş istemeden çıkan müşteri velinimet sayılırdı ve fiş isteyene şeytan görmüş gibi bakılırdı. Televizyonda Levent Kırca ve Ayşegül Atik “Bir alışveriş bir fiş” diyerek durumun ciddiyetini anlatmaya çalışırlardı ama nafile.

Fiş kesmeyi denetlemeyen bakkala yalnızca kıyak yapmış olur. Bakkal o fişi kesmediği için o sattıklarını aldığı toptancıya daha büyük kıyak yapmış olur. O toptancı büyük toptancıya daha daha büyük kıyak yapmış olur. Büyük toptancı fabrikatöre süper kıyak yapmış olur. Bakkala yapılan minik kıyaklar birikir fabrikatöre süper bir kıyak olur. Herşey patronlar için değil mi zaten.

* Yaz saati uygulaması yanlış evliliklere yol açar mı?

Hem de nasıl. Şimdi düşün: Burcun tam değiştiği bir günün gecesinde saat 00:30′da doğmuşsun ve bu durumda o gün başlayan X burcunun bir yurttaşı olmuşsun. Yıllarca dolanmışsın, ben X burcundanım diye. Oysa senin doğduğun gün yaz saati varmış ve 1 saat ileri alındığı için sen doğduğunda gerçek saat bir gün öncesinin 23:30′muş. Yani senin doğru burcun X değil X-1 burcuymuş. Sen burcunun özellikleri olarak hırçın, geçimsiz biriyken meğerse munis bir kişiliğin varmış, yıllarca kendini yanlış tanımışsın. Evlenmek için X burcunun olmazsa olmazı olan Y burcunda birini ararken meğerse araman gereken doğru burç Y+3 burcuymuş. Keşke doğduğun saatin yaz saatinde olduğunu söyleselerdi, sen de bu büyük hatayı yapmasaydın.

Yaz saati uygulaması nedeniyle yılda 7 gün saat 00:00 ve 01:00 arasında doğanlar, yaz saati olmasaydı, kendi bildikleri burcun bir öncekinde olacaklardı. Yani, yılın 52′de birinde ve o günlerdeki 24 saatin 1 saatinde bu durum oluyor. Sonuç olarak 1248 kişiden biri yaz saati nedeniyle başka burçta oluyor. Neden siz onlardan biri olmayasınız?

Şimdi yaz saatini sürekli yapıp daha çok kişinin geleceğiyle oynayacaklar.

* Doktorların ilahi güçleri var mıdır?

Doğumu birkaç gün önce veya sonra yaptırıp doğan bebeğin burcunu kendi elleriyle belirliyorlar. Sezaryen tarihine hep doktorlar karar verir ya, işte ilahi güç dediğim odur.

* (FDÜK) Fal Denetleme Üst Kurulu’nun yetkileri nelerdir?

Milliyet Blog’da veya Google’da “E-Fal” ararsanız tüm yetki ve görevlerini bulursunuz. İki yıl önce bu üst kurulu önermiştim ama henüz kurmadılar. Şu anda dünyadaki ekonomik ve siyasi krizlerin tek nedeni Fal Denetleme Üst Kurulu’nun hala kurulmamış olmasındadır. Sırf bu yüzden her sabah milyonlarca kişi kendisi için hatalı yazılmış falı okuyup veya dinleyip yola çıkıyor ve olmadık hatalar yapıyor. Bu yüzden dünyadaki tüm dengeler bozuluyor. Üst kurul olsaydı ve falları denetleseydi böyle mi olurdu.

* Eşimize dostumuza, “magazin programlarını izleyin, izlemezsen küserim” diye telkinde bulunmalı mıyız?

Magazin programı hazırlayanları her zaman övgüye değer bulmuşumdur. İzleyici kitlesini çok iyi tanıyorlar. Okuduklarını anlamazlar diye ekranda yazılı olanı bir de sözle söylüyorlar. Bir kere yayımlamakla anlamazlar diye magazin haberinin zorluk derecesine göre 2 ile 5 kez arasında yineliyorlar. Bunlar seyirciler için büyük hizmettir, o nedenle onları seyretmelerini herkese öneriyorum. Bu iyi niyetler boşa gitmemelidir.

* Köşe Yazarı köşesine dönmeli midir?

Köşe yazarı kim oluyor ki, mühim olan blog yazarı olmak. Köşene sıkışmışsın, haftada 5 yazı yaz demişler, az yazsan olmaz, fazlasını yazsan yayımlamazlar. Oysa blog yazarı öyle mi, ister hiç yazma istersen, istersen günde on tane yaz.

* Çok blog yazmak ayıpsa, az blog yazmak tembellik midir?

Blog yazmak iş olsaydı o zaman az blog yazmak tembellik olurdu. Oysa blog yazmak bir hobi, ne zaman canım tembellik yapmak istese bol bol blog yazıyorum. Tembel işi, yani tam bana göre.

* Hangi illere vize konması gerekir?

Vize adamına göre olmalı. Hani hep unutulup da seçim zamanı geldiğinde hergün siyasetçilerin uğradığı iller var ya, onlar bu siyasilere vize koymalıdır.

* Antidepresan T.A.Ş. sence nasıl bir oluşum?

“Yazar değil sanki her biri antidepresan” dediğiniz yazıdan buyana bir yıldan uzun zaman geçmiş. “T.A.Ş.” artık büyüklüğü ifade etmeye yetmiyor, “Holding” demeye başlamak gerekiyor: Antidepresan Holding…

* Yöneticiler sorunları çözemiyorsa neden yöneticilik yaparlar?

Yöneticilik sorun çözmek için yapılmaz ki. Yönetici sorun yaratır, yönetici olmayanlar o sorunları konuşarak yöneticiyi gündemde tutarlar. Yönetici de önemsenmiş olmanın gururu ile şişer şişer şişer.

* “Tek fiyat” tek fiyatlardan küçük müdür?

Eskiden “tek fiyatlar” vardı, şimdi “van minıts” var hem de birkaç tane “van minıts”…

* Son olarak ne söylemek istersin?Ne güzel sorular böyle. Kendi yazdıklarımı bir başka bakışın desteğiyle yeniden okudum. Çok şey söyledim galiba söyleyecek bir sözüm kalmadı. Sorularınıza esin kaynağı olan blogları anlattığım “Meraklısı için notlar” hazırladım. Siz bu yazıyı yayımladıktan sonra, en kısa zamanda onu yayına alırım.

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Aydın Tiryaki; zarif katılımına teşekkür ediyorum. Şirkete çok yakışan bir isimsin. :) Meraklısına notlar için takipteyim.

Ne iyi ettin de geldin. Sefalar getirdin.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Bülent Göncü

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.

ANTİDEPRESANKonuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın Bülent Göncü… Sanatçı, modacı, iyi yürekli, sevgi dolu, uzlaşmacı, antidepresan bir dost.

* Bülent Göncü kimdir?

Yaşadığı bu hayata ve bu dünyayı paylaştığı herkese almak istediği her şeyi vermeye istekli bir canlıdır. Bu can bedeninde olduğu sürece fiilen, can bedenden ayrıldıktan sonra da eserleriyle yine bu dünyada yaşamayı seçen ölümsüz faniler arasına katılmak isteyen biridir.

* İnsanlar bir acayip olmaya mı başladı?

İnsan zaten diğer yaratılan diğer varlıklar gibi hem çok basit, hem de çözülmesi zor fenomenler arasındadır. Siz neye nasıl bakarsanız, onu o bakış açısıyla gören bir ilizyona sahip olursunuz. Var’ı yok, Yok’u var gören bir çift göze sahipseniz, sıradan acayip insan tanımlamasına girersiniz. Var’ı da var, Yok’u da var olarak gören çok sayıda göze sahip olursanız, sizi sıra dışı ve acayip insan kategorisine sokarlar.

* BGTV kanalı yabancılara satılacak mı?

BGTV kanalımız, bildiğiniz gibi uzaydaki bir yıldızdan aldığı sinyallerle yayınını sürdürüyor. Kanalımızı satın alabilecek bir sermaye bulunsa da sinyal aldığımız yıldıza erişemeyecekleri için bu satış çağımızda mümkün görünmüyor.

* Rüzgâr Salvador DALİ’yi İstanbul’a mı attı?

Salvador Dali dostum İstanbul’a gelme fikri üzerine çok direnmişti. Sizin gibi sürrealist bir toplumda benim sürrealistliğim gölgede kalır, ben ki egosu en yüksek sanatçılardan biriyim, sizin bu gerçeküstücü ve çarpık yaşam resminize bir sanatçı olarak ulaşamayacağımı kabul ediyorum diye gelmeyi istememişti. Ancak benim İstanbul’da boğaza karşı karşılıklı bir kahve içme teklifime de fazla direnemedi.

* Hayat bir cennet midir?

Ben doğduğum günden bu yaşıma kadar hurilerle çevrili olduğum için hayatın bir cennet olduğunu biliyorum. Yaradan insanlığa bir hayat vermiş, insanlar da kendilerine en uygun bir hayatı o hayatın içinden seçerek yaşıyorlar. Ben cennette olduğumu biliyorum, o yüzden başka bir hayata rezervasyon yaptırmadım.

* 29 harften her birini bir lokomotif olarak kullansan, ardından gelen kelime ve cümleler seni nereye götürür?

Ben harflerin ve kelimelerin sınırlı dünyasından kendime sınırsız bir mutluluk hikayesi yazmayı becerdiğimi sanıyorum. Şimdiye kadar ”Niye bu kadar az harf var” diye alfabeden hiç şikayet etmedim. Trenin uzunluğu ve kısalığı beni çok ilgilendirmez, beni ilgilendiren o trenle dünyanın her yanını gezebiliyor muyum? Orası önemli benim için.

* Büyünün bedeli ne kadardır?

Büyü çok yüksek bir enerjidir. Ben büyücü olmakla övünürüm. Büyülü bir manzara, büyüleyici bir kadın ve büyüleyen bir tablo beni her zaman cezbeder. Büyünüz yoksa bunlara sahip olamazsınız. Tabii ki bu zevkli büyülerin bedeli de ne olursa olsun ödemeye hazır olmalısınız. Evren de zaten bu büyülere ödenecek serveti size hiç naz etmeden verir.

* Yaşam karanlığın içindeki koridor mudur?

Ben bir koridor olduğu fikrine katılmıyorum. Yaşamı panoramik manzaralı muhteşem bir eve benzetiyorum. Koltuğuma oturmuş, kahvemi içiyor ve her canlıyı zevkle seyrediyorum. Kimi savaşıyor, kimi sevişiyor, kimi acı çekiyor, kimi de sıkıntı. Televizyonlarda dizi seyretmek yerine yaşamı seyretmek bana daha gerçekçi ve anlamlı geliyor.

* İyi bir madenci elmasa mı, elması örten taşlara mı odaklanır?

İyi bir madencinin elmasa odaklanması gerekir. Yoksa elması bulması için tüm evreni kazması gerekir ki, bu da çok yorucu olur. Ben her insanın içinde bir elmas olduğunu bilirim ve bu elmasa odaklanırım. Yok kişi itiraz eder, ben elmas değilim derse o zaman henüz elmasa dönüşmemiş kömür olduğunu bilirim ve elmasa dönüşünceye kadar sabrederim.Her kömürün içinde bir elmas saklıdır. Ben bugün çok zenginsem olmuş elmasları topladığım içindir. Bakın, ben buradan bile görüyorum içinizdeki elmasları. Öylesine keskindir gözlerim.

* Antidepresan T.A.Ş. sence nasıl bir oluşum?

Kavramsal olarak baktığımızda zıttınız olan Depresan T.A.Ş. mensuplarının yıkıcı faaliyetlerine karşı kurulmuş olmalısınız. Rekabette her zaman yarar vardır.

* Günün Yasası, Fırsat Yasası mıdır?

Her ülkenin yasası olduğu gibi insanların da kendi yasalarını oluşturmaya gereksinmeleri vardır. Ben de uzun yıllardır insanın evrensel yasalarla kendi yasalarının uyum içinde olması gerektiğini savunuyorum. Evrensel yasaya uyum göstermeyen bir yasa insanı hedeflediği güzel ideallere ulaştırmaz. Yasası olmayan bir canlıya, başka yasalar egemen olmaya başlar ki, bu o canlıyı mutsuz edebilir. Ben Türkiye Cumhuriyeti yasalarına bağlı bir vatandaş olduğum gibi kendi yasalarımla yönettiğim bir Cumhuriyet alanına sahibim. Kendi özgürlük bayrağım kendi içsel ülkemin burçlarında dalgalanmaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti bayrağına da, Atatürk’e de son derece bağlıyım ve aynı zamanda kendi bayrağım altında özgürce bu dünyada varolmanın kıvancını duyuyorum. Çifte vatandaşlık gibi bir şey bu. Bu bana çok farklı bir yaşam tarzı ve fırsatlar yaratıyor.

* Bir ürün olsan hedef kitleni nasıl belirlersin?

Ben marketlerde, süper ve hiper marketlerde insanların göz hizasına gelen raflarda durduğum için insanlar beni çok rahat görür. Benim alıcı hedefim tutkulu, cesur ve fantezileri yüksek (J) grubu müşterileridir. Henüz bu grubu keşfedemeyen diğer ürünler olmadığı için rakibim de doğal olarak yok. İçsel zenginliğe sahip tutkulu, cesur ve fantezileri yüksek sıra dışı insanların yaşamında iddia ediyorum ki, en iyisi değil, tek ürün benim. Amacım rakiplerimin artması, bulunduğum rafta karizması güçlü ürünlerle sağlıklı rekabet yapmak.

* Son olarak ne söylemek istersin?

Ben bu yaşamın şanslı kuluyum. Güzel ve harika olan her şeye dokundum. Dünyayı gezdim. Dünyanın en güzel işini yapıyorum. Çok güzel bir kızım ve çok güzel bir sevgilim var. Ayrıca dünyanın en güzel kadınları ile arkadaşlık ediyorum. Tutkuluyum, cesurum ve sıradışı hayallerim var. Sanatçıyım ve çok büyük bir sanat koleksiyonuna sahibim. Sadece belirli bir yatağım yok. O nedenle her yerde sevişebilirim.

Son söz: Bu güzel sorularla cennetime geldiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Ahret sorularına bile hazır olduğum anda gelen bu harika soruların şimdiden bana sorulması, öteki cennettin soruları gibi geldi. Elinize ve yüreğinize sağlık. Sizin aracılığınız ile blog dostlarıma harika bir yaşam diliyorum. Sevgimle.

*****

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Bülent Göncü; bu güzel söyleşi için teşekkür ediyorum. Sana cennetinde kızın ve sevgilinle mutlu bir yaşam diliyorum.

Ne iyi ettin de geldin. Sefalar getirdin.

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle