Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Ohannis
Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Antidepresan T.A.Ş.Konuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Ohannis… Bu söyleşiyi uzun zaman önce yaptık ama Ohannis’in sağlık sorunları nedeniyle cevaplar elime yeni ulaştı. Varsın olsun… geç olsun güç olmasın diyorum…
* Ohannis kimdir?
Ohannis her fani insan gibi, doğdu iyi veya kötü yaşadı ama yaşadı ve bir gün de gelecek, onun içinde su çatlağını bulacak, her fani insan gibi. Ben bir dünya insanıyım. İnsanları severken, onlarında beni sevmesini isterim. Bunun benim hakkım olduğunu düşünüyorum. Bir deyim vardir; ‘Sev seni seveni, yerle yeksan olsa bile, sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan olsa bile’ bu bir anonim söz. Sevgime karşılık beklerim. Kalbim kırıldığı anda arkama dönüp bakmam, kim olursa ve ne pahasına-zararıma olursa olsun. Çok romantik, çok hisli, çabuk kırılan, çabuk küsen bir yapıya sahibim? Bir sitede bir yazar arkadaşımın yazdığı doğrudur. Ohannis’in kalbi camdandır, çabuk kırılır diye. Evet gerçek payı vardır. Ne yapalım insan belirli bir yaşa gelince, değişmesi zor oluyor. Ailesini, kardeslerini, insanları seven, başkalaştırmak, ötekileştirmek istemeyen, insanları sevmek, benim sevgimi haketmiyorsa, fikir ve düşüncelerini beğenmiyorsam, saygı duyarım, ama bu onları sevmeme engel engildir. Herkes kendi dünyasında-rüyasında mutludur. Bırakalım onlar da öyle kalsınlar. İşte ben, fakir, yeşil gözlü, kendi halinde bir ben!…
* Sevsinler deme hep/sevmeye bak/gücün bu düzeni/bozmaya yetmez/birgün gelirsin ki/öyle bir yere/orada herseyin beş para etmez… dizeleri sana ne çağrıştırıyor?
Karşımda ki insani tez seviyorum, çabuk bağlanıyorum, sır veriyorum. Onlar sevmiyor, sır alıyor, kendinden bir şey vermiyor. Rahmetli Ümit Yasar Oğuzcan’a ait bu dizeler. O gün gelecek toprak olacağız ve hiç bir şeyimiz beş para etmeyecek. İnsanlık’lar da, kötülükler de bu yaşadığımız evrende kalacak. Onun için vakit geç olmadan, karşımızdakinin bizi sevmesini beklemeden tez elden sevmeye bakalım. Tüm dünya insanlarını, hiç bir ayırıma tabi tutmadan sevmeliyiz, para, mal, mülk her şey yalan.. Nedir üstün ırk dedikleri; üstün ırk var mıdır? Alt, üst diye bir sınıf var mıdır? Irk’da, üst’e, alt’a, hepsi yalan, ben bir doğruyu biliyorum oda insanlıktır, insan olmayı becerenler, insanlık onuruyla yaşamaktır. İnsanları öldür, koyun gibi boğazla, malına, kızına, ırzına göz dik, sonra da Allah de, peygamber de, cami de; o zaman senin müslümanlığın nerede kalacak. Allah adına cinayet işlenir mi? Kul kula kıyabilir mi? Ulusal gazetelerin yazdıkları ve TV’lerin gösterdikleri (sağ üst köşeden) bayrak, Atatürk resmi, Türkiye Türklerindir yazıları, insan olmamıza katkılari nelerdir. Bu değerler insan olmamıza yetiyor mu? Bir asırdır, insanlar öldürülüyor niçin; insan ve insanlıktan yoksun olduğumuz için. Bu sloganlar sadece Irk’çı akımları körükler. Bu soruyu da bir sözle bitireyim.. ‘O da yalan bu da yalan, var biraz da sen oyalan’… Ayrıca bu logoyu da doğru bulmadığımı belirteyim..
* ‘’Bul Patent’’ oyunu kuralına göre mi oynuyorsun yoksa hile yapıyor musun… Bize de öğretir misin?
Bul Patent oyunu kurallara göre oynanılır. Her oyun gibi, kuralın dışına çıktığınız zaman, karşı ekibin anında itirazı gelir, sert biçimde.. Dilim ne söyleyecek-kalemim ne yazacak bakalım. Kurallarını mümkün olduğu kadar anlatmaya-yazmaya çalışayım!.. Yazayım dedim ama bu çok uzun olacak, isterseniz bu yazımı yayına alayım, isteyen arkadaşlarımız okusun, ne dersiniz? Ayrıca hile yapılmaz, sadece göz kapatılır! O da dostluk maçı olduğu için diyelim..
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=40271
* Noël ağacının altına konmuş çeşitli renklerle süslenmis hediye paketinden ne çıksın istersin, bu hediyeyi oraya kimin koymuş olmasını istersin?
Senede bir kere noël ağacımız kurulur. 3 hafta veya bir ay öncesinden hazırlıklar baslar. Genelde her sene aynı ağacı kullanırız, 22 senede 4 veya 5 kere ağacımızı değiştirdik. Şu anda çocuklarımız büyüdüğü için, artık kendi zevklerine göre düzenliyorlar. Bana sadece Noël ağacını ve süslemeleri kav’dan çıkarmak kalıyor. Noël ağacının altında ki hediye paketlerinde, bir kardeşin aldığını, öbür kardeşine göstermemeye çalışarak, gizlice odamızda paket yaparlar yine gizlice ağacın altına koyarlar. Hediye almaya gittiklerinde ise genelde maması (annesi) ile çıkarlar, benim görmemi bile istemezler. Genelde her şeyden haberim olur. Faturayı ödeyen benim!.. Bana alınan hediyeler genellikle her sene aynıdır. Bir çift ayakkabı, kazak, tishort, çorap ve bazen de piyangoya cep telefonu çarpar!.. Ben genelde hediye almaktansa, vermeyi tercih ederim. Bir baba olarak bu benim vazifem. Evet sorduğunuz soruya yeni sira geldi galiba! Bu sene (geçen noël’de) ordinatörüme ecran plat almak istiyordum, tam alacaktım, oğlumun haberi oldu; alma dedi, ben alacağım. Onun içinde onun alıp koymasını isterim. (4 ay geçti bakalım, bekleyelim ne olacak).. Kasım da bu ay aldı…
* ’Keşke her Türk kızı sizin gibi lisan ve müzik bilse… Kimbilir belki birgün… dedi mavi gözlü adam” Kitabın ismi, yazarı ve sende bıraktığı izlenimler neler?
Evet kitabın ismi ‘Füreya’ ve sevgili Ayse Kulin’in yazdığı kitap. Cumhuriyet tarihimizin ilk kadın seramikcisi ‘Füreya’yı’, hayatını anlatan kitap. Okuduğum da çok etkilendim, çok duygulandım. İnsan hayatını konu alan kitapları daha çok seviyorum, okumaya çalışıyorum.. Sadece Füreya’yı değil, bu kitapta Osmanlı’nın son günlerine, Mustafa Kemal’in Osmanlı paşası olduğu zaman neler yapmak istediğini, neleri yaptığına da tanık olduğumuz gibi, Atatürk olduğu zamana da yayılan bir zaman dilimini gözlerimizin önüne tüm çıplaklığı ile seriyor.. Bir bibliografi kitabı olduğu kadar bana göre bir tarih kitabı da diyebiliriz.. Yukarıda ki sorunun içinde geçen sözleri ise evet Atatürk söylemiştir…
Halikarnas balıkçısının, dayısı (Cevat Şakir) nedenini bilemediğimiz ve yaşadığında da anlatmadığı gizli kalmış hikayesi. Füreya’nın ise hertürlü hastalığına ve engellere rağmen, yaşama savaşı vererek, azim ve gayretiyle var olma çabası. Yalnız Türkiye’de değil, Paris’de ve Avrupa da tanınan ünlü bir seramikçi oldu.
Kitabından alıntı, son sözle bitirelim.. ‘’Füreya Koral, yaşama 26 Ağustos 1997 yılında, Osmanoğlu Kliniğinde veda etti. Cenazesi 28 Ağustos’ta Dolmabahçe’deki Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii’inde kılınan öğle namazından sonra, Dolmabahçe rıhtımına yanaşan bir motora konarak Büyükada’ya götürüldü ve büyükbabası Şakir Paşa’nın yaptırdığı Müslüman Mezarlığı’ndaki aile kabrinde toprağa verildi. O şimdi, yaşama başladığı yerde, Büyükada’nın çamları altında, Cumhuriyet devrinin ilk kadın seramikçisi olmanın ve kendinden beklenildigi gibi, sanat dalında ülkesine çok şey vermenin gururu içinde uyuyor.’’ Sayfa 349… (Allah rahmet eylesin)..
* Sevgililer Günü sence neyin ifadesi?
Sevgililer günü, yalnız o günü de değil, her gün sevgililer günü olsun… Çiftler birbirini sevsin. Senede bir gün sevgililer günü ilan edip, sevip, hediyeler veya çiçekler verirken, ertesi günü tekme-tokat girişip, dövüyor, sövüyor, hakaretler ediyorsak o bir günün ne kıymeti kalıyor.. O gün sevgililer günü değil, kara günlerdir 364 gün!..
* Antidepresan T.A.S. için bir dörtlük yazmamı istesem?
Bir şirket kurduk, karanlıklardan çıktık
Esma Kahraman öncülüğünde,
Şirketimiz, büyüdü 1000’leri aştık
Geldik yolun sonuna; krizi teğet geçemedik..
* Çevrendeki olaylara karşı çok duyarlı ve sorumluluk sahibi olduğunu biliyorum… Gözleri görüp yürekleri engelli olan insanlara neler önerirsin?
Mümkün olduğu kadar, burada da çevremde ki olaylara yardımcı olmaya çalışıyorum. Gerek engelli olsun, olmasın; Şurası bir gerçek ki engelli insanlarımızın ilgiye, yardıma daha çok ihtiyaçları var. Bu insanlarımız onurlarıyla yaşamak, çalışmak istiyor. Gözleri görüp, yürekleri engelli (engelli demeyelim, kırık) bu insanlarımızı topluma kazandırmalıyız. Okutmalı, her iş yerinde 10/2 oranında kontenjan sağlarsak, durumlarına göre, çalışmalarını teşvik etmeliyiz. Gerek toplu halde, gerek evlerinde iş öğrenmelerine, kurslar açılmasına, devletin, hükümetin, muhalefetin ve birey olarak sorumluluklarımız var. Bu kurslar ne olabilir; Ordinatörü kullanmasını ve tamiratını öğrenmelerina imkan sağlanabilir. Oturdukları yerden ekonomiye de katkı sağlıyabilirler. Bu da engelli insanlarımızın azmi, cesareti, sevgisi ve devletimizin ve yardım kuruluşlarımızın, gerekli malzemeleri tedarik etmeleri neticesinde bu insanlarımızı topluma kazandirabilir, iş sahibi olmalarına imkan verebiliriz. Vergiden muaf tutulması gereklidir.. Ülkemizde %20 oranında engelli insanlarımız var. Gereken önlemleri alarak topluma kazandırmalıyız. Engelli insanlarımızın arabalarının park sorununu, otubüslere rahatça binip, inmelerini, büyük mağazalarda engelliler için her türlü kolaylıkların sağlanmasına o mağazaları bundan da sorumlu tutmalıyız.. Yürüyen merdivenler, tekerlekli sandalyeler, görevliler, sağlık ekibi her zaman mağazalarda, belirli yerlerde olmaları gerekir.. İşe yaradıklarının bilincinde olurlarsa onlarda mutlu olurlar, moralleri yükselir.. Yardıma olduğu kadar işe ihtiyaçları var..Bu konuda bana gelen veya bildiğim, öğrendigim tüm duyuruları elimden geldiğince kamu oyuyla paylaşmaya çalışıyorum. Sayfam az da okunsa, engelli çocuklarımıza-yetişkinlerimize yardımcı olmak her bireyin sorumluluğudur..
‘Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği’mizin duyurularını okurlarımla paylaştığım gibi. ’Zibeç’, ‘Zihinsel ve Bedensel Engelli çocuklarımız’ isimli seri yazılara sayfamda yer verdim. Bu konuda çeşitli hastalıkları ve tedavi şekilerini tanıtmaya çalıştım..
* Horaykur / Murakur / Mama / Hayrig / Ginkahayr / Yaya / Dayday / Kerayr / Kuyrik / Ahparik… kelimelerinin anlamlarini öğrenebilir miyiz?
Horaykur, Hala / Murakur, Teyze / Mama, Anne / Hayrig, Baba / Ginkahayr, Kirve / Yaya, Babaanne-Anneanne / Dayday, Dayı / Kerayr, Enişte / Kuyrik, Abla / Ahparik, Ağabey / Hopar, Amca / Ahkçik, Kız / Dğa, Ogul /
* TSM’nden en sevdigin sanatçi ve şarkı hangisi?
TSM en sevdiğim müziktir. O kadar sevdigim ve deger verdigim sanatçı ve şarkı var ki! Benim şu anda ilk aklıma gelen, Zeki Müren, Anneciğim / Münir Nurettin Selçuk, Makber…
* Neden Fransa’da yaşıyorsun… Geri dönüş ne zaman?
Buraya kardeşimin düğünü için geldim. Kalmaya karar verdim. Burada evlendim, çocuklarım oldu. Buranın hayatına alıştılar, geri dönüşü şu anda düşünmüyorum, bu biraz da imkansız gibi geliyor. Emeklilik de olabilir de olmayabilir de. Londra’ya yerleşebilmek için bir ön çalışma yapıyorum, bilemiyorum…
* MB senin için ne ifade ediyor… Keyfini kaçıran yorumları yayına almamakta kararlı mısın?
MB benim için çok sey ifade ediyor. Gazetelerden çok MB yazarlarını okuyordum. MB çoğunlukla amatör yazarlardan olustuğuna göre yazılanlar daha enteresan geliyor. Gazetelerde ki köşe yazarlarının fikirleri hakkında bilgi sahibisin. (Aynı gazeteleri takip edenler, okuyanlar) bilirler. MB’da herkes kendi fikir ve görüşlerini amatörce yazdıkları içinde, bir yerde halkımızın da ne düşündüğü hakkında bilgi sahibi oluyoruz..
MB yazarları arasında hâlâ ırkçı, milliyetci, dinci yazılara yer verilmesi adeta bunun özendirilmesi? Hele ülkemiz için utanç verici bir filmi üstelik ‘Belge’ diye yutturulmaya çalışılması, küçücük çocukların beynine ‘Irkcılığın’, kendisinden başka insanların varlığını düşman olarak gösteren yanlı bir yayının, üstelik içinde basın-yayın kolunda çalışanların MB’da bu yüz karası ‘Belgeseli’ övenlerin! belge diye çocuklara gösterilmesi, ister bu belgesel ’Militerden’ çıksın, isterse Milli Eğitim Bakanlığı’ndan çıksın utanç verici, gerçekleri karartma peşinde koşanlar, o karanlıkların içinde kaybolacaklardır..
Keyfimi kaçıran yorumlara gelince, yayına alıyorum, bir ay saklıyorum sonra da siliyorum. Yayına aldığım sonra da sevgili editör’lerimizin gördüğü ve sildiği yorumlar da fazlasıyla mevcut.
2008’de 10. ve 11. aylarda hastanede yattığım da, yine bir kriz neticesinde (Pombier-Samu) itfaiye-cankurtaran tarafından hastaneye kaldırıldığımda artık yazı hayatını bırakacağım, ilgilenmeyeceğim demiştim. Bana stres veriyor. En son ’Blog yazanlar, blog yazmayanlar’ yazı dizisine gelen olumsuz yorumlara o kadar strese girdim ki, beni hastanelik etmesine yetti. Belki de ortada bir şey bile yoktu. Kendi kendime alıp verdim, bu benim yaradılışım. 2009’da da Ocak ve Şubat ayların da elimde olmayan sebeblerden dolayı, doktorun hatası neticesinde başımdan geçenler beni daha da strese soktu..
MB’da yazarlarımız içinde çok değerli ve kıymetli yazar-gazeteci-şair’lerimiz var. Ayrıca kitap bastıran değerli kardeşlerimiz de oldu.. MB’a çok teşekkür ediyor ve bu arkadaşlarımızın çalışmalarında başarılar diliyorum…
* Son olarak ne söylemek istersin?
Son olarak MB yazarlarımızın, birbirlerini kırmadan, dökmeden, yazılanı okumadan, yorum yapmamalarını öneriyorum. Ayrıca geçen seneki hastalığımın üzerinde çok durduğumdan, bende bir depresyon-kriz geçirdim. Strese girdim, bu zaman zarfinda istemeyerek de olsa MB yazarlarımıza gönderdiğim yorumlarda isim hataları oldu.. Ve sevgili Milliyet Blog Editör’lerimizin benden beklemedikleri yazı ve mesajlara muhatap oldular. Bunun için de üzgünüm!..Milliyet Blog yazarlarımıza ve Antidepresan T.A.S.’nin değerli çalışanlarına, işlerinde sağlık ve başarılar diliyorum.. Teşekkür ederim.. Sevgilerimle…
*****
Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Ohannis… zaman ayırıp katıldığın için teşekkür ediyorum. Sayfama konuk olman keyifti.
Ne iyi ettin de geldin, sefalar getirdin…
İyi bayramlar…