Eflatun

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Oca 10, 2010 Kategori Anılar, Felsefe, Gündelik Yaşam

EflatunEflatun’a iki soru sormuşlar;

Birincisi, “insanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir ?

EFLATUN tek tek sıralamış :

Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler.

Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.

Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.

Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.

Sıra gelmiş ikinci soruya ; “Peki sen ne öneriyorsun?”

Bilge yine sıralamış ;

Kimseye kendinizi “sevdirmeye” kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi “sevilmeye” bırakmaktır.

Önemli olan; hayatta “en çok şeye sahip olmak” değil, “en az şeye ihtiyaç duymaktır”.

***

Çok sevdiğim bir dostum var adı Vedatcan… Beni iyi tanıdığı için sevdiğim konuları bilir ve beğeneceğimi düşündüğü mailleri de bana gönderir. Canım benim teşekkür ediyorum.

Bu mail de onlardan biri. Ne güzel ne bilge laflar var içinde. İnsan bunları okuyunca “ ben de mi…” diye hindi gibi düşünmekten kendini alamıyor.

İğrençlik yapmadan duramayacağım;

Sen de mi Brütüs?

Sen de mi Leyla?

Kuzenim var Leyla. Musti amcamın büyük kızı. Eskiden onlarla evlerimiz bitişikti. Oynarken hep saçımı çekerdi ama ağlamazdım… Benim sırdaşım… Biz büyüdük ve kirlendi dünya. Şimdi çok uzak düştük. O Yalova’da ben İzmir’de… Kandillerde ve bayramlarda beni ilk arayan olma özelliğine sahiptir.

Özledim Leyla’yı… Çocukluğumu…

Tamam tamam arabeskleşmek yok.

“Sende mi Münütüs” derdi çocukken… Zaten her şeyi yanlış söylerdi. Süpürgeye de sükürbe derdi.

Şimdi yanımda olsaydı da ona kocaman sarılıp öpseydim.

Sen de mi Leyla…

İyi bayramlar.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Gidelim Serv-i Revanım

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Ara 30, 2009 Kategori Anılar

sadabadŞimdiki çocuklar ne şanssız. Doğar doğmaz gözlerini bilgisayarla açıyorlar. Misket, topaç, gazoz kapağı, tornet, telli araba, seksek, yakar top, istop, saklambaç, yağ satarım bal satarım. Bu ve benzeri oyunlardan hiç birini bilmiyorlar çok yazık.

Çocukken en sevdiğim oyuncak, sapandı. Bi Ercan Abi vardı onu hiç sevmezdim. Benden çok büyüktü. Mahallemizin çocuğuydu. Sapanla hep kuşları öldürürdü. Zaten de psikopat adamın tekiydi. Erkan vardı, kardeşi. O benim arkadaşımdı. Severdim onu. Abisi gibi psikopat değildi kuşları öldürmüyordu.

Ercan Abi sapan kullanmadığı zamanlarda bir sandık içine yiyecek koyuyordu. Sandığın bir kenarına küçük bir sopa koyup sandığın açık kalmasını sağlıyordu. Kuş sandığın içine yiyecek yemek için girdiğinde ipini çekiyor sandık kafes gibi kapanıyordu.

Zavallı kuşun sonu ölümdü. Sonra o kuşu yiyordu:(

Biz sadece sapanla evlerin camlarını kırardık. Yaptığımız çok çocukçaydı. Zarar vermeye yönelik olmaktan çok, kırılan cam sesi merakımızdandı. Bu yüzden babamdan birkaç kez azar işitmiştim.

Zillere basıp kaçmışlığım da var. :) )))):)Onu nasıl bir ruh haliyle yapardım hiç hatırlamıyorum. Çok eğlendiğimi hatırlıyorum sadece.

Hiç meyva çalmadım. Bahçemizde her çeşit meyva mevcuttu. Zaten yemeyi de sevmezdim.

Orta okula gidiyordum. Okul yolu üzerinde kocaman bahçeli bir ev vardı. Bahçede de laleler. Lale çalmıştım sonra öğretmenime götürmüştüm. Üstelik çaldığımı da öğretmenime söylemiştim.

:) Gülümseyip teşekkür etmişti… Çiçek dahi olsa çalmanın hoş olmadığından hiç bahsetmemişti.

:) ))))))) Yine olsa yine yaparım dermişim…

(Sadabâd:Lâle bahçesi)

Gülelim, oynayalım, kâm alalım dünyadan
Mâ-i tesnim içelim çeşme-i nev-peydadan
Görelim âb-ı hayat aktığın ejderhadan
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd’e

Geh varıp havz kenarında hirâman olalım
Geh gelip kasr-ı cinan seyrine hayran olalım
Gâh şarkı okuyup gâh gazelhan olalım
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd’e

İzn alıp Cuma namazına deyu mâderden
Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşıp iskeleye doğru nihan yollardan
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd’e

Bir sen ü bir ben ü bir de mutrib-i pakize-eda
İznin olursa eğer bir de Nedim-i şeyda
Gayrı yâranı bugünlük edip ey şuh feda
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd’e
NEDİM

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Ağlama Biz Yanındayız (2)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Ara 24, 2009 Kategori Anılar

hemşireHastanede ilk günümüzü böyle geçirmiştik. Kendimi misafirliğe gelmiş gibi hissediyordum. Hele de hemşireler her sabah kan alma sevdasına yakalanmasalar tam süper olacaktı.

Her sabah ve akşam fizik tedavim başlamıştı. Havlular sıcak su torbaları, elektrik akımları, masajlar… Bütün bunlar birkaç günden sonra eziyete dönüşmeye başladı.

Fizik hareketleri başkasını izlerken kolay gibi geliyor. Hatta içinizden “aman canım, bunları yapsak nolur yapmasak nolur” şeklinde çok bilmişlik bile yapabilirsiniz ama heyhat gelin görün ki, kazın ayağı hiç öyle değil… Bildiğiniz perdeli…

Üç günden sonra baktım ki iş ciddi. Durumum da iyi değil… Taburcu olacağım zaman hakkında da birşey söylenmiyor. En az 15 gün deniliyor ve fazlasının olabileceği söyleniyor. Ben de içimden, “yuh artık, 15 günden fazla kalıp ne olacak, karpuz kesecek halimiz yok” diyorum. İyi ki karpuz kesmedik, iki aya yakın kaldım…

Anladım ki orada kalıcıyız, stres olmadan keyifli hale dönüştürmenin yollarını aradım. Üst katta kantin vardı, ameliyathane de hemen yanıbaşında…

Her akşam kantine giderdik, Hayruş’la tatlılarımızı yer camdan görünen ışıl ışıl palmiyeleri seyrederdik. Teleferik de görünüyordu camdan… Kedinin ciğere uzanamaması gibi…

Binnaz; ne söylersem söyleyeyim gülüyordu. Bol bol dua ediyordu, iyi ki aynı odadayız diye. “Esmaaa, iyi ki varsın Esmaaa, komşu olalım Esmaaa” diyordu. Bunu öyle sıcak öyle samimi söylüyordu ki, insanın öyle birini sevmemesi imkansız…

Tombik; patik örüyordu ve boyun fıtığından tedavi görüyordu. Doktorlar gelince hemen saklardı ipini şişlerini. Öyle bir insanın hayatında bir kez olsun kapris yaptığına inanamam. Tanıdığım en sorunsuz en sevgi dolu en tatlı insanlardandı.

Kontes’im; gün görmüş geçirmiş çok akıllı bir kadındı. Bana hayata dair anılarını anlatırdı. Çoğu gece çığlıklarıyla sıçrardım yerimden. Belindeki ve boynundaki ağrılar sırtını bıçak gibi kesiyordu. Tam olarak böyle söylüyordu. Çok doğru bir tanım… Sırtını ovalardım rahatlardı uykuya dalardı. Yanında olduğumu bilmek ona huzur verirdi. Ertesi gün olur bir bakarsınız oynak şarkılar söylerdi. Sanki geceleri ağrıdan kıvranan o değilmiş gibi.

Hacı teyze sorunsuz bir kadındı. İnsanı sıkmayan kendi halinde bir kadın. Sevgisini hiç esirgemezdi. Sabahları kahvaltı çok erken veriliyordu ve bazen ben uyurken uyandırmaya kıyamayıp kahvaltımı alıyor yatağımın kenarına hazır ediyordu.

Ve Hayruş; magazin dergilerini gazeteleri küçük ilanlara varıncaya kadar okurdu. Gün yüzü görmemiş fıkraların altında onun imzası vardı. Durumuma öyle üzülüyordu ki hüngür hüngür ağlamıştı. Orada can yoldaşım olmuştu. Bir kızı vardı o da yurt dışındaydı. Beni kızının yerine koymuştu. Esprili olmamı çok sevmişti.

Bizim odamız hastane odası gibi değildi. Gırgır şamata eğlence eksik olmazdı. Hiç hastalık konuşmazdık.

Hasta kabul saatleri en zor saatlerdi. Yakını olmayan hastalar için çok can sıkıcı bir saatti. O saatte Hayruş’la kantine gidip bol bol tatlı yerdik.

Bu muhabbet arabeske doğru gitmeye başladı. Tadında bırakmak en iyisi…

Bu nostalji de neyin nesi demeyin. İnsan yaşadıklarını unutmamalı. Her şeyden şikayet edip şımarıklık yapmamalı. Sağlığın kıymetini kaybettikten sonra anlamamalı. Şükretmesini bilmeli.

Unutmamak gerekir ki, herkes sizin-bizim kadar şanslı olmayabilir!

İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , | Yorum Ekle

Ağlama Biz Yanındayız (1)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Ara 24, 2009 Kategori Anılar

aglamaDün öğleden sonra uzun zamandır görüşemediğim Hayruş’umu ziyarete gittim. Hayruş, bir sene öncesinde iki aya yakın kaldığım 9 Eylül Hastanesinde oda arkadaşım ve yatak komşumdu.

Beni ilk gördüğünde “Allah’ım sana şükürler olsun duamı kabul ettin” diyerek bana sarılıp öpmüştü. “Hep dua ettim, yanıma güleryüzlü bir hasta gelsin diye ve duam kabul oldu” diye açıklama getirmişti…

Hastanede ilk günümdü ve ne düşüneceğimi bilemiyordum. Annem babam kardeşlerim herkes İstanbul’daydı. Daha önce de hastanede yatmıştım ama ilk defa ailemden uzakta bir hastanedeydim ve onların hastanede olduğumdan haberleri bile yoktu.

Kapıdan girişte solda Hacı teyze, Hayruş ve cam kenarında ben

Karşımda Kontes, yanında Tombik ve son yatakta da Binnaz vardı.

Hayruş’la birçok anımız var. İlk gecenin sabahı bütün odadaki hastaları ve hemşireleri kahretmiştim. Daha karga kahvaltısını etmeden hemşire elinde bir sürü tüplerle iğnelerle odaya geldi. Adettenmiş, her sabah ilk iş kan alınıyormuş.

İyi de ben iğneden çok korkarım hatta iğne olurken bayılırım. İğne olmak istememiştim hemşire de kan alması gerektiğini söylüyordu. Çok paniklemiştim salya sümük ağlamıştım. Hemşire bu durumumdan öyle etkilenmişti ki kan almaktan bile vazgeçmişti.

Hayruş hemen devreye girdi ve “delirdinmi kızım sen çocukmusun” la başlayan uzun cümleler kurmuştu da odadaki herkes ona destek vermişti. Bana da ağlaya zırlaya kan vermek düşmüştü.

Oda arkadaşlarımın özellikleri: (Hayruş dışında hepsi takma isimler. Taktığım bu isimleri öyle benimsediler ki önce sadece ben söylüyordum sonra herkes birbirine takma isimleriyle hitap etti.)

Hacı teyze: Beş vakit namazında

Hayruş: Aramızdaki yaş farkına hiç girmeyeceğim ama anne sıcaklığında

Ben: Odanın kızı

Kontes: İstanbul Hanımefendisi

Tombik: Kilosuna rağmen çok hareketli ve tam bir can

Binnaz: Naz yapmakta sınır tanımayan… her lafıma gülen

:) İyi bayramlar…

Etiketler : , , , , | Yorum Ekle