Olkan SEZDİN (3)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Ağu 22, 2010 Kategori Röportaj, motosiklet, İş Yaşamı - Kariyer

Olkan Sezdin; BMW Motosiklet Özel Servisi ve Kawasaki Motosiklet Yetkili Servisi olarak hayatına mutlu bir şekilde devam ediyor. Tanıtım gezilerinde sonra şimdi de motosikleti anlatıyor… 

Dünyada yaygın olarak kullanılmasına rağmen (savaşlar dahil) yurdumuzda 50-70’li yıllarda Avrupa’dan gelen göçmenlerle,bisiklet vasıtasıyla hayatımıza girdi. :) Bence tabi…
Ancak, 90’lardan sonra yaygın olarak kullanılmaya başladı. (Daha çok hobi olarak)
Televizyon ve sinema ile birlikte ‘kötü çocuk’ olarak lanse edildi. Serseri aracıydı. Ve motosiklete binenlere serseri gözüyle bakılıyordu.
Oysa günümüzde işi yoğun ve yaygın olan doktorlar, avukatlar ve çeşitli şirket yöneticileri hobi’den çok ihtiyaç olarak kullanıyorlar. Cerrah ameliyatına,avukat duruşmasına, şirket sahibi toplantısına bu araç vasıtası ile yetişebiliyor. malum İstanbul trafiğii:)) park sorunundan bahsetmiyorum bilee:)
Günümüzde İstanbul trafiğinde motosikletin avantajları tartışılmaz. Hem trafik, hem park, hem de kullanım maliyetleri otomobilden çok düşük. Yakıt sarfiyatı ve tabii ki zehirli atık gaz oranını da gözden kaçırmamalıyız. Alet aynı zamanda çevreci yanii..:))

Servislerden bahseder misin?
Motosikletlerin satılmasında en büyük etkenlerden biri. Kullanım maliyetleri ve aracın devamlılığı için önemli. Bakımı yapılmayan motosiklet arızaya mahkum. Tıpkı diğer araçlar gibi.

Bakımın önemi biliniyor mu ve bu iş eğitimli kişiler tarafından mı yapılıyor?
Maalesef hayır.:( Birkaç servis dışında bakım uzman kişiler tarafından yapılmıyor. Oysa oldukça önemli bir konu. motosiklet kullanıcısı servis elemanına canını emanet ediyor aslında. Ama ne kullanıcı ne de servis elemanı bunun farkında. Burada dünya kadar para verilip alınan motosikletlerin bakımının düzgün yapılmasından bahsetmiyoruz sadece.O motosiklete dünyanın parasını verdikten sonra servis giderlerinden kaçan kullanıcılar, farkında olmadan canlarını tehlikeye atıyorlar. Bahsi geçen rakkamlar ise atla deve değil.. komik farklar.. İnsan hayatından bahsediyoruz yanii! Servisten çıktıktan birkaç km sonra motosikletinin yağ tapası düşüp,boşalan yağdan dolayı kaza geçiren çok binici var.
Bir ustanın (usta denilenin) yanında kısa süre çalışan biri kontrolsüzlükten dolayı ‘bende yapabiliyorum nasıl olsa’ diyerek dükkan açıyor. Teknolojiyle beraber motosiklet de hassaslaşıyor. Teknolojik oluyor.
Bunun anlamı da; motosikletin çalışma düzeni ve olan arızaların tespiti için o modele ait  pc destekli yazılımlara ihtiyaç olması. Bu yazılımlar her bakım periyodunda muhakkak kullanılmalı

Bunların takibini yapıp bilgi edinmek 1 marka için olası. Her markayı yaparım, onarırım demek gerçek dışı. Tabii ki ithalatçı firmalar ürünleriyle ilgili eğitimler veriyorlar. Ustalar bu eğitimlere katılıp,bilgilerini yeniliyorlar ancak;eğitimli usta sayısının azlığından dolayı bu sektörde transfer çok yaygın. Bir firmada 2-3 yıl çalışmış eleman o yılların modellerini biliyor,beski modelleri bilmiyor. Başka firmaya transfer olduğunda ise o firmanın yeni modellerini öğreniyor. Dolayısı ile marka devamlılığı olmadığı için bilgi hep eksik kalıyor.

Kullanıcı şöyle düşünebilir. Ne olacak yanii? o da motor, bu da motor.mantık olarak doğru görünebilir ama hiç de öyle değil. O kadar hassas ayarlar ve ekipmanlar var ki.. ben özel takımım olmadığı için kuzenimin küçücük bir scooter ini söküp aktarma kayışını değiştiremedim. Eski düzen tornavida çekiç mantığı çook eskilerde kaldı artık. Söktüğüm yerleri geri takıp..yetkili servise yolladım kuzenimi..:)

Kullanıcı bunu nasıl anlayacak?
Araştıracak! Nasıl ki her türlü faydalı ve faydasız bilginin kaynağı olan internette bayan-erkek arkadaş bulabilmek için zaman geçiriyorsa.. Motosikletinin servisi için de araştırma yapacak! Bakacak.. Servis elemanının geçmişi nedir? Aldığı eğitimler nedir? Bu eğitimleri belgeleyebiliyor mu? Aynı markada kaç yıldır çalışıyor? Öğrenecek ve motosikletini ona göre teslim edecek servise..

Ve çok önemli bi konu daha.. Bilinmelidir ki bi servis görevlisi her ne kadar işini iyi biliyor ve yapıyorsa dahi sihirbaz değildir! Olmayan bir parçayı yaratamaz.. Sipariş verir ve gelene kadar beklemek zorundadır. Ustanın kötü günü yoktur! o günü kapıdan giren müşterisinin tavrı belirler.:)

Bu açıklamaları yapma gereği duyuyorum çünkü; dediğim gibi internette bilgi alışverişi yapan pek çok motosiklet kullanıcı gurubu var. Elbette çok faydalı bilgiler paylaşılıyor ama.. Her bilginin de doğru olduğunu varsaymak gerçek dışı olur bence.

www.kaosmoto.com

(Devam edecek)

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Yasin Keleş

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Salı Ağu 17, 2010 Kategori Gündelik Yaşam

17 Ağustos Marmara depreminde Yasin Keleş başta olmak üzere tüm  kayıplarımızı rahmetle anıyorum…

Ruhları şad olsun…

Etiketler : , , , | Yorum Ekle

Olkan SEZDİN (2)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cuma Ağu 6, 2010 Kategori Röportaj, motosiklet, İş Yaşamı - Kariyer

Geziden bahseder misin?

Bu yıl Güneydoğu bölgesine yaptığımız motosikletli geziyi, 10 Haziran 1990 tarihinde pkk tarafından 27 kişinin ölümüyle sonuçlanan Çevrimli Köyü Katliamının anma törenine katılmak, törenden sonra da bölgeyi gezip dostlarla biraraya gelmek için planladık.

Gezimize Mardin’den başladık. Midyat, Cizre, Kasrik, Güçlükonak, Gümüşyazı, Fındık, Koçyurdu, Koçtepe, Çevrimli, Yatağankaya’ya kadar gittik.

Belkısana Kaplıcaları’nda 1 gece konakladık. Bu aynı zamanda Ilısu Barajı’nın inşaat sahasıydı.

Tören sonrası; Dargeçit- Batman üzerinden Hasankeyf’e ulaştık. Orada Hasankeyf’i Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı’yla da tanıştık. 2 gece Hasankey’te keyf yaptık.:)

Sonrasında Diyarbakır’a gittik. 1 gece Öğretmenevi’nde kaldık. Şanlıurfa üzerinden Kilis e indik. Buradan Suriye’ye geçmeyi planlamıştık.Ancak yine o makus talih ile karşılaştım:( Suriye sınırında, sınır muhafız sorumlusu kolumdaki dövme ile alakalı bana Müslümanlık dersi vermeye kalktı. Tartıştık. Sorun yoktu. Ama canım sıkılmıştı. Orada harcayacağımız parayı kendi ülkemizde harcarız diyerek sınırı geçmeden geri döndük. Kahramanmaraş üzerinden Adıyaman Kahta’ya geldik ve Nemrut Dağını ziyaret ettik.

Neden bu seyahat?

Orada kötü bir düzen olabilir, kötü olaylar olabilir. Ama, oranın halkı zannedildiği gibi kötü değil. Hepsi dost canlısı, misafirperver ve varını yoğunu (sınırlı olmasına rağmen) ikram edebiliyor.

Biz bunu insanlara gösterip, ‘Kendi ülkenizi gezip dolaşmadan, başka ülkeleri dolaşıyorsunuz.Elbette bu güzel ama önce gidin oraları da görün, onlar da bizim insanımız, tanıyın, yanlış düşünmeyin, önyargılı olmayın’ mesajı vermek istedik.

Bölgenin doğası nasıl?

Mezarlıklar ve su kenarları haricinde yeşillik yok denecek kadar az.

Ancak; taşı bile o kadar güzel ki. Dağlar, vadiler,tarihi güzellikler ve hikayeleri. Meyva, sebze, yaşadığım bölgede yemediğim kadar lezzetli. Az ama lezzetli.

Belki de gönülden ikram edildiği için bu kadar lezzetli.:)

Bu dostluğu, keyfi, lezzeti bırakmak hiç kolay olmadı. Ancak, hayatımızı devam ettirmek için yaşadığımız yere geri dönmemiz gerekiyordu.

Orta Anadolu’yu takip ederek Adana, Konya, Balıkesir, Sakarya üzerinden İstanbul’a döndük.

Tüm memnuniyetimiz ve şimdiden oluşan özlemimizle birlikte…

(Devam edecek…)

www.kaosmoto.com

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Olkan Sezdin (1)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Cuma Tem 30, 2010 Kategori Röportaj, motosiklet, İş Yaşamı - Kariyer

Konuğum; Türkiye’de sayılı motosiklerden birinin sahibi olan, 3-5 kafadar yan yana geldiğinde motosikletle en tehlikeli yerlere gidip kültür gezileri yapan, bazı konularda hayli talihsiz, bazen asi, sıradışı ama kesinlikle yüreği güzel bir dost.

Olkan SEZDİN  kimdir?

1969 İstanbul/Kartal doğumluyum. 6 aylıktan itibaren Trakya’da yaşadım. İyi, hatta muhteşem bir çocukluk dönemi geçirdim. İlkokuldan sonra devlet yatılı okuluna gittim. 1981 yılı ve ihtilal sonrası idi. Çok sıkı disiplin ve çok sıkı siyaset vardı. Okul değil, adeta yetiştirme kampıydı. İşin kötüsü, tek siyasi görüş yoktu ve çatışmalar oluyordu.

Barınamadım… Okuldan kendi isteğimle ayrılmam istendi. Ders notlarım çok iyi olduğu için de kendileri atmadılar kibarca kovdular. Sonrasında yatay geçişle Kartal Endüstri Meslek Lisesine kaydımı yaptırdım.

Resim dersinde öğretmen tahtaya konu mankeni çıkardı ve ‘gördüğünüzü çizin’ dedi. Ne konuşma ne birşey. Sessizce çiziyorduk. Ben bir taraftan da wolkman dinliyordum. O dönemde wolkman yeni çıkmıştı. Kurallara uymayarak ders saatinde müzik dinlediğim gerekçesiyle teknik resim dersinden kaldım.  Wolkman hayatımıza girmişti ama dersten kalmama neden olmuştu.

Orada da bazı nedenlerden dolayı barınamadım.

Sormaya korkuyorum… Hangi nedenler?

Sınav günü yanlış zamanda yanlış yerdeydim ve gözlerim bir hırsıza benzetildiği için minibüsten nazikçe indirilerek misafir edilmek üzere karakola götürüldüm. Konu açığa kavuşana kadar tekrarı olmayan o sınavı kaçırmış oldum. Türk polisi görevini yapmıştı, ben de vatandaşlık görevimi. Mutluydum, adalete yardımcı olduğum için. Ancak sırf bu yüzden diplomamı alamadım…

İş hayatına nasıl atıldın?

 Ulusoy’da çalıştım sonra turizm işiyle devam ettim. Türkiye’nin bütün tarihi yerlerini gezdim, gezdirdim. Sonra askere gittim. Askerliğe Manisa’da başladım. Siir’te Fınfık Güçlükonak’ta devam edip bitirdim.

Askerlikten sonra neler yaptın?

2-3 sene İstanbul’daydım. Borusan’da, ‘Teknik eleman’ olarak başladım.

Motosikletle tanışıklığın nasıl oldu?

Dedem ve 2 dayım bisiklet ve motosiklet tamircisi idi. Ailemden dolayı hayatımın her döneminde motosiklet vardı.

Sonra neler yaptın?

BMW’de, ‘Motosiklet Temel Eğitim, Marka Eğitimi, Model Eğitimi, Yağ Eğitimi, Toplam Kalite Eğitimi aldım.gerçekten teknik olarak tamirciliğim Borusan’da başladı. 4 yıl kadar çalıştım, ayrıldım.

Kawasaki’de, ‘Teknik Eleman’ olarak başladım.Eğitimleri organize ettim. 1 yıl kadar çalıştım.

Amerikan Titan Custon Zone firmasında ‘Teknik Eleman’ olarak çalıştım.

BMW ve Kawasaki bayisi olan, ‘Berkemoto’ firmasının Servis sorumlusu Sami usta’nın (Sami Paker) vefatından sonra BMW ve Kawasaki kökenli olduğum için servis benim işletmeme verildi. Yaklaşık 6 yıl Kawasaki ve BMW’nin yetkili servisliğini yaptım. Bu süre içinde mesleki eğitimlerim devam etti.

Bayilik sisteminin iptal edilmesinden dolayı Berkemoto ticari hayatına son verdi. 

Bende bunca emek ve bilgiyi heba etmemek için Kaosmoto’yu kurdum.:)) BMW özel servisi, Kawasaki yetkili servis olarak çalışma hayatıma mutlu bir şekilde devam ediyorum.

Çok kaliteli, hem dost hem de müşteri kitlesi ile. Keyifle.:)

Sadece teknik çalışma da değil üstelik. Zaman zaman eğitim ve bu eğitimleri pekiştirmek için yapılan 3-4 günlük geziler de var programda.:)

www.kaosmoto.com

(Devam edecek.)

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Dönülmez Akşamın Ufkundayım

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Tem 29, 2010 Kategori O değil de...

O değil de,

‘Evet’, ‘Hayır’ kelimesi birbiriyle ne kadar kavgalı dimi? İnsanın kaderini değiştiriyor.

Nikah masasında Allah muhafaza ‘Evet’ dediğiniz anda dönülmez akşamın ufkundasınız.

‘Hayır’ dediğinizi düşünsenize, misafirlerin yüzündeki o şaşkın o aptal ifadeyi… Alın işte… yine dönülmez akşamın ufkundasınız.

Ya referanduma ne diyeceksiniz?

‘Sustum sustum, padişahın kızı olsan sustum sustum’ diyosunuz dimi. Sizi gidi sizi…

O değil de;

Uzak biyerlere gitmek vardı şimdi hatta gitmek yorar beni.. şu an uzakta olmak vardı. Düşündüm de hiç yurtdışına çıkmadım, hiç heves de etmedim. Hatta pasaportum bile yok.

O değil de,

Gitmeli bazen gidilmeyen yerlere…

O değil de;

Bugün de akşam oldu. Tıpkı Türk filmlerindeki gibi… Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları… neyse.. öyle işte…

O değil de;

Eskiden bişi vardı, başak mı neydi. Kılçıklı bişidi. O kılçıkları sapını koparmadan tek tek sapından ayırıp yastığımızın altına koyardık. Dileğimiz gerçek olacaktı sözde. O yaşta ne diliyosak artık…. Meşakkatli bir işti. Nerden aklıma geldiyse…

O değil de;

Drinkim ısındı yaa.. Üşenmesem kalksam yerimden de buz atsam içine…

O değil de;

Annemi babamı özledim. Memlekete gittiler, gelsinler artık yaa!

O değil de;

Burcu’dan sonra şimdi sana da iyi bayramlar Ayşegül…

O değil de;

Hepinize iyi bayramlar…

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Baba Beni Mi Çağırdın (3)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Perşembe Tem 29, 2010 Kategori Öykü

-Alo ben Orhan Hoca, sizinle biraz konuşabilir miyim?

-Evren’e yoksa bir şey mi oldu Hocam?

-Yok öyle merak edecek bir şey yok.

-Peki ne oldu hocam çok merak ediyorum.

- Merak edecek birşey yok ama bu başka birşey.

-Nedir hocam,  lütfen çok merak ettim. Nedir bu başka bir şey?

-Şey hanım efendi siz bir taksi ile Alibeyköy sahasına gelebilir misiniz? Bu çok önemli.

-Hocam çok önemli ise gelebilirim.

-Geldiğiniz zaman beni cepten arayın, sizi uzakta karşılamak istiyorum, hemen orada acele edip yanımıza gelmeyin.

-Peki hocam hemen geliyorum.

Ben telefonu kapadım, Hasan Hocanın yanına döndüm. Hasan Hoca ile gözgöze geldik ve ben hiç birşey olmamış gibi maçı takip etmeye başladım. Hasan Hoca ve ben artık maçı unutmuştuk, yakında olabilecekleri en iyi şekilde hayal ediyorduk. Ya aksi bir şey olursa  o zaman çok şeyde berbat olurdu.

Günlerden Pazar olduğu için trafik sakin olur. Havada mevsim itibarı ile soğuk olmasına rağmen yağış yoktu. Maçta devre oldu. Hasan Hoca ve ben sporcularla beraber soyunma odasına gittik. Kadrodaki gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra maçın ikinci yarısı için takımlar sahaya çıktılar.

Bu arada Evren ile babası gayrı ihtiyari gözgöze geldiler. Aralarındaki elektriklenmeyi ben bilemem ama bir şeyler oldu ki Evren bana,

Orhan Hocam bu amca bana neden öyle bakıyor?

-Ne bileyim ben, senin iyi futbolcu olmandan da kaynaklanıyordur bu bakış.

Maçın ikinci yarısı başladı, bütün dikkatler sahada oynanan maça çevrildi. Ben gene yedek kulübesinden biraz uzaklaştım. Gözüm tesislere girecek olan takside.

Evet az bir zaman sonra beklediğim taksi geldi. Bir bayan indi ve sağa sola meraklı gözlerle bakarken bir yandan da telefonuyla beni arıyordu.

-Alo Orhan Hocam ben geldim.

-Alo evet ben sizi görüyorum, lütfen orada kalınız ben sizin yanınıza geliyorum.

Evet bayanın yanına vardığım zaman o da bende nefes nefese idik. Meraklı bakışlarla bana bakıyordu.

-Hayırdır Orhan Hocam… diyebildi.

-Hayırdır, yalnız sıkı durun ve heyecanlanmayın

-Olay nedir Orhan Hocam?

Bende kendimi zorlayarak çok zor olan iki kelimeyi ağzımdan çıkardım

-Kocanız burada.

Karşımdaki kadın şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Öyle kala kalmıştı. Ben devamla,

-Evet hanım efendi kocanız burada ve şu anda Evren’in maçını seyretmekte. Bu arada Evren de babasının kendisini seyretmekte olduğunu bilmiyor ama bir şeyler hissetmekte.

Kadıncağız öylece beni dinlerken ağlamaya başladı. Kendisi hiçbir şey söylemiyor, yalnız ağlıyordu  sessizce ve mağduriyetin verdiği üzüntü, hasretin verdiği acıların bittiğine son veren gözyaşları mı idi yoksa bu göz yaşları. Veya daha büyük acıların başlangıcının göz yaşları mı idi. O anı ne kendi ne de ben biliyordum. Yalnız kadıncağız ağlıyordu, hiç konuşmadan ağlıyordu.

Ben kısa bir zaman sonra kadıncağıza müdahale etmek zorunda kaldım.

-Eğer siz evet derseniz ben Evren ile babasını tanıştırmak istiyorum, ne dersiniz?

-Bayanda hiç bir hareket yoktu, göz yaşları sicim gibi akmaya devam ediyordu. Ben devamla,

-Siz konuşmayın yalnız başınızla  evet veya hayır deyin ama acele edin ki zaman daralmakta.’

Evren’in annesi başıyla gözleriyle ‘evet’ derken dudaklarından da şu sözler dökülmekteydi. 

-Onu çok özledik Hocam onu  çok özledik.

Bende kendisine teşekkür ederek şöyle dedim kendisine

-Benim şimdi maçta olmam lazım, sizde yavaş yavaş gelin.

Maçın bitmesine daha yirmi dakika var ben yedek kulübesine geldim tekrar Hasan Hoca ile göz göze geldik ve ben,

-Hasan bundan sonrasını ben idare edeceğim…

Maçın skoruna filan bakan yoktu. Ben sanki maçı çok ciddiye almışım gibi sahanın kenarından başladım talimatlara,

-Arda ileri çıkma, Mehmet dikkat oğlum adamını kaçırıyorsun. Feyyaz ne yapıyorsun be oğlum tut topu, dikkat et hay Allah.

Top bir o kalede bir bu kalede. Bizde bir an kendimizi maça vermişiz ki bir gol pozisyonunda “evren oğlum vur gol olsun” diye bağırmışız. Evren’de topa vurduktan sonra bana dönüp,

-Baba beni mi çağırdın? deyince  o anda ipler koptu ve  babası da bu seslenişi kendine zannederek,

-Eevet oğlum seni çağırdım, geldim artık, size döndüm… diyerek ileri atılır ve yere düşer.

O anda sahadaki sporcular başta Evren olmak üzere bu manzaraya şaşkın şaşkın bakarken futbol unutuldu.

Evren, ‘babam ,babam gelmiş, hocam babam mı gelmiş’ diyerek bana koşarak geldiği zaman ağlıyordu. Tabi bizler de ağlıyorduk. Babası yerden kalkmaya çalışırken evren ona doğru hamle yaparak kendisine sarıldı. Şimdi yerde baba ve oğulun yerde bakışmalarını seyrediyorduk.

Bu durumda ilk konuşan Evren oldu.

-Sen benim  babam mısın’ diye sorarken bu ikiliye üçünçü bir kişi olan anneleri de katıldı.

-Evet oğlum o senin baban baban, döndü oğlum

Evren’in babası annesi ve de kendi hüngür hüngür ağlıyorlardı. Evren bir annesine, bir babasına sarılıyordu.

Sahada hüzün ve sevinç bir aradaydı.orası öyle bir hal aldı ki hüzün ve göz yaşlarının yerini mutluluk gözyaşları almıştı. Hasan hoca ve ben bu manzarayı alkışlamaya başlayınca bütün  gençler ve taraftarlarda alkışlamaya başlamışlardı. Bu sahne öyle bir sahne idi ki yaşarken bir ömür gidiyordu.

Bir ara Evren yanlarından ayrılarak yanımıza geldi,

-Baba beni çağırmaya devam et çünkü sizleri çok seviyorum

Bu durumda herkesin gözyaşları birbirine karışmıştı. Maç bitti, bitiş düdüğü çalmadan maç bitmişti. Bu bitiş mutluluğun başlangıcı olan bir bitişti. Ben rakip takım hocasına teşekkür ettim ve

-Bir başka zaman maçımızı bitiririz Yılmaz Abi.

Kendisi de bana , ‘Orhan Hocam bu sahne bir ömre bedeldir’

Sporcular soyunma odasına giderken herkes yaşanan bu olayın etkisinden hala kurtulmamışlardı ama sinirler yatışmış aile mutluluğu yakalamıştı. Anne ve baba da Evren’in giyinmesini bekliyorlardı. Ben soyunma odasında Evren’e,

-Malzemelerini al ve annen ile babanın yanına git…  dedim. Bugün onlarla beraber ol.

-Hocam ben sizinle gelmek istiyorum

-Çabuk dediğimi yap bakalım.

Bir an durdu ve bize yaklaştı, ağlamaya başladı

-Peki baba… dedi.

Soyunma odasında tekrar hepimizin gözleri doldu. Ben onu o da beni ve Hasan Hocayı öptü, dışarı çıktı biz artık göz yaşlarımızı silmeye gerek duymuyorduk. Ben annesine ve babasına,

-Lütfen artık evinize gidin, mutlu bir aileniz var geçmişi unutun, geleceğe bakın..

Evrenin babası gitmeden boynuma sarıldı ve bana,

-Sen benim de  babamsın… dedi.

-Hadi, hadi yeteri kadar ağladım zaten, beni akşama kadar ağlatmak mı istiyorsunuz?

 Annesi de yaşlı gözlerle bana,

-Sizlerle iftihar ediyoruz siz bizim de babamızsınız.

Evet sizler yola çıkın ki bizde toparlanalım dedim. Hasan Hocamız çok genç olduğu için yaşanan olaylar karşısında hem şaşırmış hem de çok duygulanmıştı.

Aile yanımızdan ayrıldıktan sonra gençlerimizde giyinmeye başlamışlardı. Evren elli altmış metre uzaktan bize dönüp, ‘baba benimi mi çağırdın’ diyerek el salladı sonra da anne ve babasının omuzlarına ellerini atarak ortada gidiyordu.

Bizde takımı minibüse bindirerek hüznü silahtar sahasına bırakarak mutluluğu yanımıza aldık ve kulübümüze doğru yola çıktık.

*****

Orhan BUDAK

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Baba Beni Mi Çağırdın (2)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Tem 28, 2010 Kategori Öykü

-Hasan hoca devamla,

Biz bunu öğrenmek istedik, çünkü kendisi mali yönden zayıf olduğu için ve de bize ara ,ara “Baba ” diye sesleniyor. Buda bizleri duygulandırmakta. Ve devamla soruyor,

-Peki bizim sizin için yapabileceğimiz bir şey var mı?

-Sağ olun Hocam… Evren sizleri çok seviyor, dersleri de çok iyi. Haliyle babasını çok özlediği için sizleri onun yerine koyuyor demek ki.

Hanım efendi, bizler de sizler gibi inanıyoruz ki babası birgün mutlaka dönüp gelecektir.

Konuşmamız bu kadar oldu. Biz Evren’in durumunu öğrendikten sonra Evren’e karşı tutumumuz biraz daha kolaylaştı. Onun bize, bizim ona karşı olan sevgimiz biraz daha artmıştı.

Bizim antreman maç yoğunluğu altında çalışmalarımız sürerken zamanda su gibi akıp gitmekteydi.

İşte böyle bir antreman sonrası, ‘Gençler bu hafta çok iyi maçlarımız var ona göre hazırlanacağız’ dedim.

Gençlerde bana, ‘Kiminle oynayacağız hocam’ diye sordular. Ben rakibin ismini söyleyince de

‘Biz hiç bir takımdan korkmayız Hocam’ diyerek heyecanlarını dile getirdiler.

Antreman bitiminde genç sporcuları topladım ve şu konuşmayı yaptım kendilerine.

-Hafta sonu maçımız var, şimdi giyinin ve herkes doğru evine gitsin, tamam mı?

Hepsi birden cevap verdiler,

-Tamam Hocam, herkes evine gidecek.

Ben devam ettim,

-Gençler yol paranızı cebinize koyunuz, yoksa yolda kalırız ha.

Gençler dağıldıktan sonra biz Hasan Hoca ile beraber birer çay içmek için kulübün kafeteryasında Hüseyin’e çaylarımızı ısmarladık. Hem çaylarımızı içiyorduk hem de dertleşiyorduk ki bizim bu muhabbetimizi bozan bir ses işittik.

-Orhan Hoca siz misiniz? diye seslenen kişi  yanımıza da yaklaşmıştı.

-Evet benim…  diye yanıt verdim ve bu arkadaşımız da Hasan Hocamız.

-Memnun oldum…  dedi seslenen bey, Biz de kendisine, ‘Buyrun oturun, birer çay içelim’ dedik.

-Tteşekkür ederim Hocam… dedi, demesine ama üzerinde bir ürkeklik olduğunu sezdik biz Hasan Hoca ile.

Bizim meraklı bakışlarımızdan sıkılmış olacak ki ‘oturabilir miyim diye de sordu.

-Buyrun oturun, kimin için geldiniz?

Bir veli olduğu belli idi. Acaba kimin  velisi idi? Sandalyeye oturdu, heyecanlı ve ürkekti. Gelen çaydan bir yudum aldı ve cesaretlenmiş gibi bu sefer kendi bizlere sordu

 -Nasılsınız?

Bizde cevap verdik

Allah’a şükürler olsun bizler çok iyiyiz de sizler nasılsınız?

-Bende iyi olacağım inşallah,

-Ne demek bu? diye kendisine sordum.

-‘Ben’ dedi ve ilave etti “Ben evren’in babasıyım”

Ben ve Hasan Hoca çaylar elimizde öylece kala kaldık. Bir müddet de sessizlik hakim oldu oturduğumuz masanın çevresinde. Ve bu sessizliği ilk bozan ben oldum,

-Evren’in babası mısınız?

-Evet, ben Evren’in babasıyım. Yıllar önce çalışmak için Avrupa’ya gittim. İlk günler herşey çok güzel geçti. Fakat büyük bir kaza geçirerek aylarca hastahanelerde kaldım ve bu kaza sonucunda ben sakat kaldım. Bu bende ruhsal bir tedirginlik yarattı. Korkmuştum, sakat kalmak beni dünyadan, yaşamaktan soğuttu.

‘Ama’ diye sordum kendisine,

-senin bir ailen ve çocuğun var, bunları nasıl unutursun?

-Unutmadım hocam unutmadım, ama sakat kalma korkusu beni yedi bitirdi. Sizden yardım istiyorum.

-Ne gibi yardım istiyorsunuz, elimizden geleni yapalım.

-Beni oğlumla tanıştırmanızı istiyorum.

Bu teklif bizi hem sevindirdi hem de düşündürdü. Ama bu işi nasıl yapacaktık?

-Ne olur ona şimdilik bunu hissettirmeyin diye de ilave etti.

Bizde ‘Peki’ diyerek ona yardım sözü verdik de, maça iki günümüz var biz şimdi bu iki günü nasıl geçireceğiz?

Evren’in babası Türkiye’ye altı ay önce gelmiş. Evren’lerin evine yakın bir yerde ev tutmuş, altı aydır da onları gözlemekteymiş. En nihayetinde bu işi bizimle beraber çözmek istemiş.

Ben de kendisine “Evren sizi, görse tanır mı? diye sordum.

-Tanımaz… dedi.

-O zaman Pazar günü saat onda burada olun, bizimle maça gelirsiniz.

_Peki Orhan Hocam, Pazar günü görüşürüz… diyerek yanımızdan ayrıldı. O giderken arkasından dikkat ettim kendisi aksayarak yürüyordu. Yalnız ve dertli gelmişti giderken de sevinçli gidiyordu.

Evet sabırsızlıkla beklediğimiz maç günü geldi. Gençlerimizin toplanmaya başladığı tesise herkes gelmişti. Buna Evren’in babası da dahildi. Ama o bizlerden haliyle biraz uzakta durmaktaydı. Biz takım kadrosunu belirledik, bizi maça götürecek minibüse bindik ve yola çıktık. Evren’in babası da bizi bir başka araçla takip ediyordu. Bizlerdeki heyecan son haddinde idi.

Maçın oynanacağı tesise geldiğimiz zaman maç kadrosu soyunarak  formalarını giydiler ve sahaya çıktılar. Onlar sahada maç ısınmasını yaparlarken Evren’in babası da yanımıza geldi. Bizde Hasan Hoca ile beraber sporcuları yanımıza çağırarak son bir konuşma yapmak istedik. Buradaki gayemizin biri de Evren ile babasını karşılaştırmaktı. Hepimiz sahanın kenarında daire olmuş bir vaziyette Hasan Hoca’nın konuşmasını dinliyorduk.

Bu arada Evren’in babasını da başka takımın hocası olarak tanıttım. Bu arada baba ile oğulun nasıl bir iletişim kurabileceklerini de merak ediyorum. Evren istemeden bu yabancıyı süzmekteydi. Tabi ki babası da onu. Bende onların birbirlerine temaslarını sağlamak için maça çıkarlarken tokalaştırmıştım, bu organizasyona Evren’in babası da dahildi. Böylece yıllar sonra baba oğul birbirlerinin ellerini tutmuş oluyorlardı.

Biz teknik heyet ve Evren’in babası hep beraber yedek kulübesine oturduk maçı beraberce seyretmek için.

Ben daha önce Evren’lerin evinin telefonunu aldığım için bu aile birleşmesine bir üçüncü kişi olan annesini de buluşturmak istiyordum. Bu karışık duygular ile en uygun  bir anda yedek kulübesinden ayrıldım.

Bu düşüncemi Hasan Hoca ile de paylaşmıştım. O zaman  kendisi bana,

-Orhan Hocam çok iyi düşünmüşsün, peki nasıl sonuçlanacak bu iş ?

-Sen takımı yönetirken bende bu işleri halletmeye bakayım uygun bir zamanda faaliyete geçerim.

-Peki Orhan Hocam… diye karşılık vermişti.

Evet, bu iş bölümünü yaptığım andan itibaren olayın ikinci safhasını harekete geçirmek için kendi kendime düğmeye bastım. Evren’in babasını Hasan Hocanın yanında bırakırken kendisine tembihte ettim “aman heyecanlanmayın ve sakın ve sakın oyuna hele hele Evren’e müdahale etmeyin.ve yalnızca sabredin.”

Kendiside bana cevaben,

-Tamam Orhan Hocam, zaten heyecandan dilim tutulmuş, kalbim heyecandan dışarıya fırlayacak gibi.

Ben gülümseyerek yanlarından ayrıldım. Biraz ileride cep telefonumdan Evren’in annesini aradım ve karşımdaki ses verdi.

-Alo…

*****

Orhan BUDAK

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

Baba Beni Mi Çağırdın (1)

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Pazar Tem 25, 2010 Kategori Öykü

Cemiyetlerin önemli bir parçasıdır spor kulüpleri. Bizler de bu parçanın önemli kişileriyiz.  Sayısız gencimize spor yaptırmanın imkanlarını ararız. Bunun yanında hemen hemen bizimle çalışan gençlerimizin sosyal, ekonomik durumunu da imkanlarımız dahilinde bilmek zorundayız. İşte benimle neredeyse beş yıldır beraber çalışan Evren ismindeki futbolcu adayımızın kısa öyküsü…

Evren bize ilk geldiğinde on yaşında idi. Her çocuk gibi biraz ürkek, biraz meraklı ve yaramaz olmasına rağmen durgunluğu da bizlerin gözünden kaçmıyordu. Biz salı, perşembe akşam üstleri ile cumartesi ve pazar günleri de sabahları hem antrenman ,bazen de maç yapardık.

Zaman içersinde her genç sporcu adayı gibi  Evren de bizlere alışıp dertleşmeyi de öğreniyordu. Bazen kısa diyaloglarımız şöyle gerçekleşmekteydi.

-Evren malzemen tamam mı?

- Evet Hocam

-Yemek yedin mi, inşallah aç değilsindir?

-Yedim Hocam.

-Hadi bakalım, hazırlan da maça çıkalım

-Tamam hocam.

Kadromuzdaki gençlerimizin hemen hepsinin aile yapılarını da bilirdik. Kim öksüz, kim yetim, kimin maddi durumu iyi, kimin ders durumu nasıl… Hepsini bilmemize rağmen Evren gibi bazılarını da çözemiyorduk.

Kendisi bazen çok neşeli, bazen durgun, bazen arkadaşlarına çok yakın, bazen de çok uzaktı ama bizlere daima çok yakın durmaya çalışıyordu.

Hasan Hoca ile bana bizlere yakın olmak bizler ile konuşmak onu ziyadesiyle mutlu ediyordu. Diğer sporcular bize Hocam diye hitap ederken Evren bazen “Baba” diye de hitap edebiliyordu.  Biz Evrenin babası var mı yok mu onu da çözememiştik.

Maç sırasında hocaların huyudur, ‘hadi oğlum koş oğlum  Evren’ dediğimiz zaman,

- Tamam baba koşuyorum… diye de cevap verirdi.

Bazen de maç sırasında ona hiç seslenmezdik ama o bize dönerek,

-Baba benimi çağırdın… diyerek saha kenarına kadar gelirdi.

Bizde maç atmosferi içersinde ona kızarak,

-Oyuna dön be evladım… dediğimiz zaman,

-Tamam baba… diyerek sevinirdi.

Çalışkan bir gençti Evren. Bizimle böyle diyaloglar kurması bizi araştırma yapmamızı şart kılmıştı.

Bir gün,

-Evren, velini hiç görmedik be oğlum… dedik. Velin kim?

-Annem var Hocam

-Peki o zaman bizim annenle görüşmemiz lazım, bizi mutlaka bir gün görmeye gelsin.

-Hocam annem çalışıyor,  ancak Pazar günü gelebilir… dedi.

-Biz de “mutlaka gelsin ama” dedik. ‘Tamam Hocam’ diyerek antrenmana devam etti.

Hafta sonunda Evrenin annesi Evren ile beraber geldi. kendisi kırk yaşlarında gözlerinde hafif bir hüzün olan orta boylu esmer bir hanımdı.

Kendisine nazik bir şekilde “Hoş geldiniz” dedim ve devam ettim. ‘Ben Orhan Hoca, arkadaşım da Hasan Hoca. Hasan Hoca benden epey genç olmasına rağmen olgun bir genç, bu hususlarda da belki de benden çok tecrübeli idi. Evren’in annesinin bakışlarını sezdiği için, ‘Merak edecek bir durum yok hanım efendi , biz sizinle Evren hakkında konuşmak istiyoruz’ dedi.

-Evren  hatalı bir şeyler mi yaptı hocam?

-Hasan Hoca “Yok hayır ” diye cevap verdi ve devam etti. ‘Evren yetenekli bir genç, babasının ne iş yaptığını merak ediyoruz’

-Hocam Evren’in babası Avrupa’ya Evren daha çok küçükken  çalışmaya gitmişti ama biz ondan bir müddet sonra cevap alamadık.

-Peki babası yaşıyor mu, bundan haberiniz var mı?

Bayanın gözleri daldı, maziden birini bekliyormuşçasına gökyüzüne baktı ve sonra bize dönerek devam etti,

-Yaşıyor galiba, ama kendisinin nerede olduğunu bilemiyoruz. Bir kaza geçirdiğini duyduk hepsi o kadar. Başka da bir bilgimiz yıllarca olmadı. Ben oğlumla beraber yaşıyorum ve babamızın ne zaman dönüp geleceğini bekliyoruz.

-Peki hanım efendi nasıl geçiniyorsunuz?

-Biz annemlerde kalıyoruz ve ben de çalışıyorum.

****

Orhan BUDAK

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum Ekle

‘Perde’ demek isterdim

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Tem 7, 2010 Kategori Şiirimsi

… süslü

şiirler

yazmak

isterdim

karamel

tadında

ya da

güzel

bir

senaryo

çilek

tadında

‘perde’

demek

isterdim

çikolata

tadında…

Etiketler : , , | Yorum Ekle

Sen bu kafayla askerde çok dayak yersin

Gonderen Esma KAHRAMAN Tarih Çarşamba Tem 7, 2010 Kategori Gündelik Yaşam, O değil de...

O değil de;

Sayın Yolcu; Temmuz sıcağında kışta kıyamette kalmışız gibi toplu taşım araçlarında camları sıkı sıkı kapatıp ortamı buram buram ter kokutmanızın maksattaki gayesini anlayabilmiş değilim. Ya da ucuz parfüm kokutmanın…

Pisler…!

Daha her ortamda horul horul uyuduğunuzu hatta ayakta uyuduğunuzu hiç söylemiyorum. Gören bilen de sizi Pamuk Prenses’e özenip zehirli elma yediniz zanneder…

O değil de;

Bayan Yolcu; harbiden bayıyorsunuz. Yanınızda çocuk var diye kalkıp size yer veriyorlar ama siz çocuğunuzu oturtup kendiniz ayakta bekliyorsunuz ya… İşte o an, işte o aannn… ben yaşayamaaammmm…

O değil de;

Sabahın kör karanlığında cep telefonunuzu kulağınıza yapıştırıp konuşmaya bir başlıyorsunuz susmak bilmiyorsunuz. Hani o an size gülümsüyorum ya… İşte o annnn ben yaşayamaaammm… Neyse az durun bu espriyi daha önce yapmıştım yapmim en iyisi…

Ne diyordum;

Hani ben size gülümseyince sizden hoşlandığımı falan zannediyorsunuz ya… İşte o an hakkınızda düşündüklerimi bilmek bile istemezsiniz…

O değil de;

Araçlara binerken sıraya girin yaa… valla… Güldüğüme bakmayın, acayip kızıyorum… Hani bunu hepiniz yapıyorsunuz ya… işte o an daha çok kızıyorum!

O değil de;

‘Yakın mesafede inecekler insin’

Şoför bu mısralarında ne anlatmak istiyor? Uyar mı bilmiyorum da bu güzide şoförümüze benim canım ‘Sen bu kafayla askerde çok dayak yersin’ demek istedi… Uysa da uymasa da…

O değil de;

İstanbul İstanbul olalı.. hiç görmedi böyle keder…

O değil de;

İyi bayramlar… kendinize cici bakın…

Etiketler : , , , | Yorum Ekle